Yazar: Sinem ÖZCAN

İlk kez bu hafta bölüm bitiminde yazmakla yazmamak arasında gidip geldim, bir süre. Sonunda iki sahnenin hatırına yazıyı kaleme almaya karar verdim.
Geçen bölüm, Itır ve Tarık problemi “geçici” olarak çözülünce biliyordum, bu bölüm pek de etkin bir ağırlıklarının olmayacağını. Yine geçen bölümün finalinden bu hafta yine, yeni ve yeniden bir Şener bölümüyle karşılaşacağım da apaçık belliydi. Jenerikte ne yazarsa yazsın dizinin gizli başrolü Şener, maalesef bunu kabullenmek durumundayım. 14. bölümü beklerken bu gerçekle herkesin elinde çay kahveyle geçtiği ekranın karşısına, koca bir sepet ütüyle geçtim. Başka türlü Şener, taarruzunu püskürtemiyorum, çünkü.
Daha önce de defalarca dile getirdim. Ben Yeşilçam filmlerinin o nahif duygusallığını seven gruptanım. Süresi 120 dakika olan bir sinema filmi olsa onda belki tahammül edebilirim Şener tiplemesine ama her hafta en az 90 dakika izleyince ve Şener’den arta kalan yerlerde o özlediğim duygusallığı cımbızla çekip almak zorunda kalınca açıkçası fena bunaldım.
Cengiz Bozkurt’un oyunculuğuna hiç lafım yok. Şener’de çok iyi iş çıkardığının da farkındayım. Sorun dizinin neredeyse % 80’inin onun üzerinde dönmesinde. İzleyeni, seveni çoktur; saygım sonsuz ama ben – ne kadar son bölümlerde içine bir tutam insancıllık eklenmiş olsa da – bu kadar egosu tavan, maddi olanlar hariç, hiç değeri bulunmayan ve insanlarla bu kadar oynamaktan, onları aşağılamaktan zevk alan bir kimlikten hoşlanamıyorum. Beni fena hâlde itiyor.
Şimdi bana “Bu bir komedi dizisi ne yapalım, yani?” diyenler olacak biliyorum ama kadrosu bu kadar geniş ve bu kadar kapasiteli oyuncunun olduğu bir yerde güldürüyü ağırlıkla tek kişiye bindirmek de açıkçası çok anlayabildiğim bir şey değil. Ahmet komik bir tipleme mesela, üstelik bu hafta Bağış Angigün çok da başarılıydı, sahnelerinin tümünde. Feridun başlı başına bir komik daha doğrusu gizli komik… Hepsini geçtim Adile ve Münir ilişkisinde zaten tezadın yarattığı doğal bir komedi var. Niye oralara yüklenilmez de Şener’de iyiden iyiye abartılı bir görüntü dayatılır anlamakta güçlük çekiyorum.
Her neyse; sonuçta seveni, bayılarak izleyeni çok… Eee, ben de kendimce buldum formülü… İki gıdım görecek de olsam Can Yaman ve Bülent Şakrak hatırına izlenecek, çare yok! Yaşasın bir hafta dokunulmayan ütüler…
Ayşen ve Şener’in nişan krizini hafifçe kenara itiyor ve geriye kalanlara odaklanıyorum, izninizle:
Haftalardır ufak ufak sezilen Sevda & Tuncay aşkı, Sevda’nın açık yürekliliğiyle bu defa kelimelere döküldü. Çok da şirin bir çift oldular, hemen söyleyeyim. Sevda’nın dobralığını ne kadar seviyorsam Tuncay’ın sarsaklığı, kalın kafalılığı da bir o kadar tatlı geliyor bana. Tam da liseli iki şirin genç onlar ve o saflığı, o şirinliği de çok iyi yakaladılar diye düşünüyorum. Adile ve Münir aşkı da böylelikle ikinci meyvesini vermiş oldu. Burada çok hoş bir detay var aslında. Ayşen ve Şener’i de sayarsak Yeşil ve Çam aileleri aslında dört çift ve hiçbir çift diğerine benzemiyor. Karakterleri de çatışmayı yaratan dinamizmleri de farklı. Keşke tam da bu noktaya biraz vurgu yapılaymış. İzlenmesi çok keyifli sahneler çıkacaktı bu dörtlüden bence.
Gelelim benim için bölümün en can alıcı yerine: İlyas… Tek kelime aslında bölümün bütününü özetleyiveriyor. An geldi ekrandan uzanıp İlyas’ı bağrıma basıveresim geldi, an geldi “Ayşen için değer mi İlyas?” diye haykırasım geldi, an geldi o fotoğrafıyla konuştuğu annesi olup dizime yatırıp saçlarını okşayasım geldi… Öyle bir dokundu ki acısı yüreğime… Öyle bir saygı duydum ki sevgisine… Öyle bir hayran oldum ki sevmeyi bilen İlyas’a… Aslında hep inandığım: Sevgi, karşılık beklemeyen bir duygu… Hani klasik laf ya, sen seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Aynen öyle, işte! Varsın olsun İlyas, dedim varsın Ayşen elması sevmesin seni… Hoş sevmeye kalksa da o iki boyutlu, karikatür Ayşen mi anlayacak senin yürek yangınını? Boyacı çocuğun gönlüne düşen ateşin koca adamı kül ettiğini, görse de anlayacak mı? Ama gönül bu, işte nereye konacağı belli olmuyor. İlyas’ın o dopdolu aşkı da gidip en olmayacak yeri mesken tutmuş kendine, yapılacak bir şey yok. Ona saygı göstermekten başka…
Söylemezsem dilim şişecek, 90 dakika Şener, hiç mi hiç iz bırakmadı da bende, iki sahneyle toplam 5 dakikada İlyas, beynimi de yüreğimi de ele geçirdi. Hani bilmem, mesajı verebildim mi?
Haberi öğrenip yuvasına, minibüsüne, koşan ve anneciğinin fotoğrafıyla dertleşen İlyas, alıp her bir parçamı bir yana savurdu. Daha toplanamamışken bu defa Tarık’la konuşan ve “Yüreğimden yediğim dayağı anne babamdan yemedim ben. “diyen İlyas, asıl dayağı benim yüreğime attı. Her iki sahnede de öyle bir Bülent Şakrak izledim ki anlatılmaz, yaşanır… Bilirim asıl zor olan komedi oyunculuğudur, dram değil ama bir gerçek daha var, bana kalırsa. İyi bir komedi oyuncusu olmanız iyi dram oynayabileceğinizi göstermez. Bu akşam ben, şimdiye dek hep komedide izlediğim bir sanatçının dramda da neler yapabileceğini gördüm. Sahnelerin her ikisinde de öyle bir yaşadı ve öyle bir geçirdi ki duyguyu, bir an için gerçeklikten kopup yüreği sahiden çok yanan bir adam için ağladım ben ve yine anladım ki iyi bir oyuncuysanız iki küçük sahneyle devleşebilirsiniz. Bütün yüreğimle alkışlıyorum Bülent Şakrak’ı.
Bu arada sahildeki Tarık & İlyas sahnesinin çekimine de bir ayrı bayıldım. Ellerinize sağlık Metin Balekoğlu.
Emel’in Tarık yüzünden çektiği acıya birebir tanık olmuştu İlyas, şimdi aynı durumun simetrisi yaşanıyor. Emel ve İlyas’ın çok iyi bir çift olacaklarına inanıyorum ve istiyorum da… Gel gelelim, karşındaki insanın bu denli derin yaşadığı bir aşka tanık olduysan o küllerin üstüne yeni bir aşk inşa edebilir misin, işte onu bilmiyorum. Hadi inşa ettik diyelim kendi adıma; ben, o aşka ne kadar inanabilirim, bilmiyorum. Bu bölüm yeniden tereddüde düştüm. Acaba dost mu kalsa bunlar?
Bu bölüm Itır ve Tarık cephesinde suların durulacağı geçen haftadan belliydi. Hem sular duruldu hem de bir süreliğine düz yolda, tırıs gitmeye başladı onların ilişkisi. Daha önce dile getirmiştim. Evlilikleri açığa çıkmadıkça Itır ve Tarık ilişkisinin yeni bir ivme kazanması bana zor görünüyor. Bu da demektir ki bir süre daha suya sabuna dokunmayan, biraz yüzeysel sahneler izleyeceğiz orada. Umarım, durum fazla monotonlaşmadan yeni bir hamle gelir. Asıl merak ettiğim de yeni krizin nereden doğacağı… Gerçi doğacak yeni krizin de gerçeğin ortaya dökülmesine yetip yetmeyeceğinden emin değilim ama tamamen kişisel fikrim, bu gizli evlilik artık açığa çıkmalı. Çıkmalı ki yeni bir çatışmaya fırsat versin.
Önümüzdeki bölümden de Tarık ve Itır adına pek ümidim yok açıkçası. O da bol Şener üstü Itır& Tarık olacak gibi… Arada bir iki hoş sahne için izleyeceğiz artık, n’apalım?
Bölüm yorumlarını Can Yaman’a değinmeden hiç bitirmedim şimdiye dek ama dönüp zihnimden bir kez daha geçiriyorum, koca bölümü. Kesilmeden verilen, derinliği olan sahnesi yok gibiydi, sahildeki sahne dışında… Baştan beri söylediklerimi tekrarlamamak adına bu haftalık pas geçiyorum, yapılacak bir şey yok…
Umarım yine 11. Ve 12. bölümler gibi dolu sahnelerde izleme ve keyifle konuşma şansı bulurum.
Emeği geçenlere teşekkürlerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.