Can Yaman

 

Yazar: Sinem ÖZCAN

Bir hafta ara verince özlemişim Hangimiz Sevmedik izlemeyi. Üstelik de birden hareketlenen bir bölümle karşılaşmak gerçekten haftanın sürprizi oldu. Haftalardır Itır ve Tarık konusunda bir gelişme olmadığından sızlanıp duran ben, 20. bölümün sonunda ağzım açık kalakalmıştım. 21. bölüm de “Al, gelişme mi istiyorsun; bi’ de buna bak!” dercesine sanki benim çenemi kapamak için yazılmıştı 🙂
Bölümü konuşmaya geçmeden önce bir sorum var izninizle: Ayten Uncuoğlu’nu konuk oyuncu değil de daimi olarak kadroya almanın bir yolu yok mudur, sayın yapımcılar? Uzun süredir böylesi keyifle izlediğim bölümü olmamıştı dizinin. Apayrı bir renk ve hareket geldi; emeğine yüreğine sağlık Sayın Uncuoğlu’nun.
Adile’nin Münir’in başına çorap örmek için haber gönderdiği Adalet hala, yememiş içmemiş toplamış bavulunu, almış Masum’unu çıkagelmiş. Adile, ortalığı karıştıracağına bu kadar güvenmese zaten devreye sokmazdı onu. Nitekim de halacık gelir gelmez bir kasırga estiriverdi mahallede.
“Itır’a görücü…” deyip de Johnny Depp fotoğrafı gösterdiği anda, itiraf ediyorum, koptum ben sahneden. Beynim deli gibi çalışmaya başladı. “Şimdi bi’ de konuk oyuncu Dr. Murat getirmeye kalkarlarsa kimi bulup oynatacaklar?” sorusu kafamdaki tilkilerin arasında yerini alıverdi. O arada birkaç sahneyi kaçırmış olabilirim, doğal olarak. Hayır, düşünüyorum düşünüyorum, öyle konuk oyuncu olarak getirilebilecek bir benzeri yok, onu da geçtim Can Yaman’a fizik olarak baskın biri de gelmiyor aklıma, gelip bir iki bölüm oynasın gitsin. Eee, çözümsüzlük çözüm doğurur “Bu işte bir iş var; ya bu Doktor Murat, Adalet halanın oyunu ya da birileri halayı oyuna getirdi.” deyip bir rahatladım. Gerçi yazlıkta karşı komşusunun oğlu olan Doktor Murat’ın bırak dolandırıcı olduğunu anlamayı, yedi sülalesinin şeceresini çıkarması gerekirdi o uyanık halanın ama neyse hadi onu da görmezden geleyim. Sonuçta Şener için “dürüst ama talihsiz” diyen Adalet haladan bahsediyoruz:)
Çocuklarının sevgili olduğunu öğrenen Adile ve Münir’in ilk anki şaşkınlıklarını, şoklarını ve tepkilerini anlıyorum. Baştan beri de biliyorduk Itır ve Tarık’ın ilişkilerini öğrendiklerinde kıyametin kopacağını. Ancak ne yalan söyleyeyim, kendileri sevdanın en derinini yaşamış iki insanın karşılarındaki sıradan birileriymiş gibi işi inada bindirmelerini aklım kabul ediyor, ruhum buna karşı koyuyor. Çocuklarını ayırmak için iş birliğine giden, akılcı her tepkiye kulak tıkayan iki yaşlı keçi bana itici hem de fena hâlde itici geldi. Aşk insanı güzelleştirir, doğru hem de çok doğru ama çocuklarının sevgisine bu denli kaygısızca “İntihar ederim” ya da “ne hâlin varsa gör” diyecek kadar kayıtsız kalan ana baba, fena çirkinleşti gözümde. Kendi aşklarına da inancım biraz sarsılmadı, değil. Hele sahilde birbirlerinin gözlerinin içine baka baka “Ben yanıyorum!”, “Ben yanıyorum ama belli etmiyorum!” repliklerinde tepkim “Hadi ordan, be!” oldu, ne yalan söyleyeyim. Aşk, insanı bencilleştirmez, bencilliğini törpüler benim bildiğim. Özetle bu bölüm hiç sevmedim Adile ve Münir’i. Dediğim gibi aklım “Evet, onların tıyneti bu. Elbette bu tepkiyi verecekler” dese de yüreğim “Başkasının aşkına saygısı olmayanın sevgisine inanmam.” diyordu.
Gerçi yiğidi öldür, hakkını teslim et demişler ya. Ben de hakkı teslim etmeliyim. “Biz iki haftadır birlikteyiz ama birbirimize deli gibi âşığız.” diyen çocuklara da inanmak kolay olmasa gerek. Baştan beri Itır ve Tarık ilişkisindeki eksiklikten söz edip duruyorum. Derinliği yok, altı sağlam değil bu sevdanın diyorum. Bu bölüm, temelsizliği iyiden iyiye su yüzüne çıktı bana göre. Evli değil sevgili olduğunu söylemeleri, aralarındaki ilişkinin geçmişine iki hafta gibi anlamsız bir süre biçmeleri ve hepsinden mühimi Itır’ın evliliklerini açıklamakta acele etmediklerini ve “torun olunca söyleriz.” dediğini duyunca ( Burada söylenecek bir sürü şey var da açmayayım bayramlık ağzımı ) açıkçası bende uyanan “Haaa, anlaşıldı şimdi. Bu iş finale kadar böyle gider. Hikâye uzasın diye biz bu işi sündüreceğiz iyice, diyorsunuz yani” duygusu oldu.
Bölüm sonu, Itır ve Tarık kaçma kararı verdiler ve bunu uygulamaya geçtilerse de açıkçası bu kaçma işinin de evliliği ortaya çıkarmayacağını düşünüyorum ben. ( Ters köşe olursam saygıyla özür dileyeceğim, söz!) Elbette senaristler, bu işi benden çok daha iyi biliyorlar ama kişisel fikrim konunun cidden çok uzadığı.
Adalet halanın gelişinin bence en büyük yararı İlyas’ın kendisiyle yüzleşmesini sağlaması oldu. Haftalardır bir şeyler hissediyor ama ısrarla onları anlamlandırmaktan kaçıyordu. Halanın Emel’i Şener’e istemesi taşları yerinden oynattı. Yadigar’ın da tetiklemesiyle İlyas en azından Emel’le ilgili duygularını kendine dile getirmeyi başardı. Bu arada yine “adam”lığını konuşturup Şener’e kefil olmasına vuruldum. ( “İlyas gibi baştan aşağı “yürek” bir adamı yazan sevgili senaristler, neden Itır ve Tarık’a bir ruh katmıyorsunuz yaaaaa! “ isyanlarındayım) Bu arada ilk bölümden beri Şener’e saydırıp duran ben, ilk defa onu da alkışlayacağım. Gerçeği öğrendiğinde İlyas’a gelip teşekkür etmesi benden ilk gerçek artısını almasını sağladı. Bir süredir Şener’in aklanmaya çalışıldığını söylüyor ve inatla direniyordum bu çabalara ama bu defa hakkını vermeliyim. O sahne gerçekten çok ama çok doğru ve bir o kadar da güzel olmuştu.
Bölüm sonunda Tarık’ın Itır’a “Kaçalım!” demesi anne ve babalarının geçmişinin bir simetrisi olmuştu. Vaktiyle aynı kararı alıp uygulayamayan Adile ve Münir’i düşünüce aynı şeyi yaşayacaklar endişesiyle yüreğim fena hâlde hop etti ama anlaşılan gençler, büyüklerinin aksine gitmeyi başaracaklar. Olayı çözmese de bu hamle, öyle ya da böyle bir sıçrama yapacak öyküde. Aslında Adalet halanın gelişi mahalledeki birçok krize bir biçimde neşter vuracak gibi. Emel ve İlyas, Itır ve Tarık hatta Adile ve Münir eskisi gibi kalamayacaklar bana kalırsa.
Oyunculara gelince bu bölümün yıldızı bana göre tartışmasız Mehtap Bayri’ydi. Geçen yorumda oldukça gecikmeli de olsa söz etmiştim ağırlığının giderek daha çok hissedildiğinden. Bu bölümde Adalet halayla olan sahnesine tek kelimeyle bayıldım. Her cümlenin hakkını vererek her mimiği doğru yere yerleştirerek ve büyük bir coşkuyla oynamış. Yürekten alkışlıyorum.
İlyas’ın annesiyle artık alıştığımız o güzel dertleşmesinde yine çok sevsem de Bülent Şakrak’ı bu bölüm en beğendiğim sahneleri Şener – İlyas sahnesiydi. Hele son anda Şener ona sarıldığında elindeki çay bardağını bırakmadan tek koluyla o sarılmaya cevap verişindeki detayı çok sevdim. Ne yaparsa yapsın Şener’e bir türlü bütünüyle güvenemeyen hep bir yanıyla tetikte duran İlyas’ın ürkekliğini çok güzel bir jestle ve tavırla çok iyi verdi.
Gelelim sevgili Can Yaman’a… Bu bölüm en sevdiğim sahnesi Münir Baba’nın Adile’yle dışarı çıkmak için Tarık’tan izin almaya çalıştığı sahneydi açık ara. Kapıyı açıp “Münir Baba” diyerek saygıyla onu karşılayan Tarık’ın konuyu anladığında buz gibi olan ses tonu ve ona eşlik eden soğuk bakışları ilk anla çok hoş bir tezat yarattı. Münir Baba daha diretirse o saygının birden yitip gideceğini hissettiren tehditkâr duruş ve Adalet halaya tavrı da ayrıca çok çok iyiydi. Sesindeki ve bakışındaki soğukluk, tavrındaki ve duruşundaki “Sınırı zorlama!” tehdidiyle çok iyi birleşmişti. Çok doğru bir ürkütücülük vardı beden dilinde.
Sahilde Adalet halayla konuştukları sahne ise benim “keşke…” dediğim yer oldu. Keşke o konuşmanın bütününü izleyebilseydik. Keşke kesilmeseydi ve keşke Tarık’ın duygularıyla halayı nasıl etkilediğini görebilseydik. Adile’nin Tarık’a yeni kısmetler gönderdiği bence boş ve zorlama sahneler kesileydi de o sahne hakkıyla verileydi. Çok isterdim Ayten Uncuoğlu – Can Yaman diyaloğunu bütünüyle görmeyi.
Adile’nin Tarık’a kısmetler yolladığı sahneler bütünlüğü bozsa da tek faydası Can’ın o çok sevdiğim “şaşkınlık, anlamlandıramama ve sinirlenme” mimiklerini izleme fırsatı vermesiydi. Üç ayrı duygu öyle hızlı yer değiştiriyor ki yüzünde her seferinde izlerken bir kez daha bayılıyorum.
Son sahnedeki bakışı söylemeye bile gerek yok. İyi oyuncular, hafızalara belirgin bir yönleriyle kazınır. Kimi sesini kullanması, kimi yürüyüşündeki bir hava, kimi sadece ona yakışan bir jestle… Can Yaman benim için her şeyden çok bakışlarıyla var. Değişen her duyguya uygun, dolu ve konuşan bakışlarıyla… O yüzden belki de onu diyalogsuz sahnelerde izlemeyi çok sevişim. Yüreğine sağlık Sevgili Can!
Son sahnede tıpkı anne babaları gibi ellerinde bavullarla gitmeye hazırlanırken bıraktık Tarık ve Itır’ı. Tanıtıma bakılırsa Adile ve Münir bu büyük hamleyi görmüş ve eli artırmışlar. Anlaşılan o ki çocuklarının kaçması da bizim iki inatçı âşığı çok etkilememiş ve oyunu büyütmelerine neden olmuş. Yine de taşlar yerinden oynadı bir kere. Gelecek bölümün de yine oldukça hareketli ve seri geçeceğini düşünüyorum. Bekleyip göreceğiz.
Emeği geçen herkese teşekkürlerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.