Can Yaman Yeliz Kuvancı

 

Yazar: Sinem ÖZCAN

Bu hafta çok keyifle oturdum yazmaya. Üzüldüğüm tek nokta, Ayten Uncuoğlu’na ve dolayısıyla Adalet Hala’ya “güle güle” demek oldu. Hem yaratılan kimlikle hem de oyunculuğuyla diziye çok farklı bir renk ve çok hoş bir ritim gelmişti çünkü. Ayten Uncuoğlu’nun oyunculuğunu hep çok beğenirim ama Adalet Hala’ya bir başka yakışmıştı. İyi oyuncular üç bölüm de olsa oynadıkları role imzalarını atıp gidiyorlar. Benim uzun zamandır izlediğim tartışmasız “en iyi” konuk oyuncu ve en iyi geçici karakterdi. Hep bir ümit vardı içimde, son bir atakla Adalet Hala mahallenin sakinlerinden biri yapılıverir diye bekledim, olmadı. O ve Masum’u çok yakışacaktı Yuvacık Meydan’a… Ne yapalım kısmet değilmiş.
Anne ve babalarının baskısına tahammül edemeyip evden kaçan Itır ve Tarık, trafik kazası haberiyle ailelerinin yüreklerini önce bir ağızlarına getirdilerse de ortaya çıkışları ondan da çarpıcı oldu. Her ne kadar “cam kenarı – koridor kavgası” mahallede kimseye inandırıcı gelmese de çıkardıkları Oscarlık performansla ayrıldıklarına beni bile ikna etmelerine ramak kalmıştı.
Adile ve Münir’in birebir kopyasına dönüşen Itır ve Tarık, onlardan çok daha başarıyla anne – babalarına cehennem azabını çektirmeyi başardılar. Açıkçası onları izlerken her seferinde “Oh olsun!” dedim ve içimin yağları eridi. İnatlaşmayı, zıtlaşmayı anlarım hatta aşkın cilvesi, tadı tuzu olduğunu da düşünürüm ama Adile ve Münir giderek zıvanadan çıkmışlardı. İnatlaşmaları onlara zevk verse de etraflarındaki herkese azap çektirir hâle gelmişti ve ben giderek bencilleştiklerini düşünmeye başlamıştım. ( Hâlâ da aynı noktadayım, milim kıpırdamadım ve net fikrim, gerekçesi ne olursa olsun bencil insan sevmiyorum, bu yüzden de başta çok sevdiğim Adile – Münir ilişkisi beni itmeye başladı.) Özetle böyle bir dersi fazlasıyla hak etmişlerdi. Hatta keşke daha da süründürselerdi, çocuklar diye bile düşünüyorum.
Itır ve Tarık’ın “ayrılık oyunu” oynadıklarından ve mutlaka içeriden bir destek aldıklarından da emindim ama benim tahminim o yardımın Adalet Hala’dan geldiğiydi. Çocukları onun kışkırttığı ve bu oyunun onun kafasından çıktığını düşündüm son ana kadar, yanılmışım. En az ihtimal verdiğim Hulusi, İhsan ve Şükriye üçlüsü çıktı planın gerisinden. Mahalleden kimseye haber vermemelerini planın başarısı adına doğru buldum ama Sevda ile Tuncay’a da içim acımadı değil. Oyunun en masum kurbanları onlardı. Doğru, eğer bilseler açık vermeleri kaçınılmazdı özellikle Tuncay ağzının çok da sıkı olmadığını daha evvel ispatladı çünkü. Yine de onların da Adile ve Münir’le aynı yıldırma politikasının esiri olmalarına üzüldüm, ne yalan söyleyeyim.
Emel ve İlyas, her ne kadar Itır ve Tarık’a kızsalar da onların dinamiği için bu hamle yararlı bile oldu diye düşünüyorum, bana kalırsa artık onlar da içlerindekini daha fazla saklayamayacaklar. Bu tür küçük ateşleyicilere de çok ihtiyaçları var. Benzeri bir iki çatışmadan sonra onları da mutlu mesut çiftler hanesine yazacağız sanırım.
Bu bölüm öyküde en çok Feridun’daki hareketlenmeyi sevdim. O bana baştan beri “gizli komik” geliyor. Şu ana dek işlenmemiş enfes bir potansiyeli var Feridun’un. Yeme düşkünlüğü vurgulansa da o, bunun altında aslında çok renkli bir kimlik ve işlendikçe değişik tonlarını yakalayacağız gibi geliyor bana. Bu hafta, dizinin başından beri kimsenin yapamadığını yapıp çok ani bir kontratakla Münir Baba’ya “Sen Adile Teyze’yi seviyor musun?” sorusunu öyle şık ve öyle dolaysız patlattı ki değil Münir Baba, Muslera olsa o golü yerdi. Kardeşinin aksine annesinin üzülmesine dayanamayan, “Sevenler mutlu olsun!” mottosuyla açığa vurduğu duygusallığını o dev cüssenin neresine sığdırdığı belli olmayan nahif bir adam, o. Hani aklıma ne geliyor biliyor musunuz? Feridun’u platonik bir âşık olarak izlesek mi? Hani dünya yansa zerre etkilenmeyen iştahını bile azıcık dizginleyecek bir kara sevdaya tutulsa mı? Platonik Feridun’dan ne bombalar çıkar bir düşünsenize!..
Itır ve Tarık ilişkisindeki hareketlenme de gözümden kaçmadı. Hatta evliliği çok yakında açıklayacaklarını söyleyen Itır’ın o cümlesini de kendime müjde olarak aldım. Gerçi Adile ve Münir’in pes etmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Sanırım uzunca bir süre daha onların sonsuz iticilikle yaptıkları zorbalıklara tanık olacağız ama en azından Itır ve Tarık ilişkisi ufak da olsa bir ivme aldı diye düşünüyorum. Evlilik meselesi açığa bir çıksın, söz veriyorum sayın senaristler; hiç mızıldamayacağım, hiç of puf etmeyeceğim. Orada yaşanacak her türlü çatışmaya hazırım, aldım gardımı bekliyorum ama yeter ki biraz derinleşsin, biraz kıpırdasın.
Bölüm bittikten sonra farkına vardım. Bu hafta hiç flashback görmedik. Oysa ben Hangimiz Sevmedik’te flasbacklere bir ayrı bayılıyorum. Hele kendi gençliklerini izleyen Adile ve Münir sahneleri öyle iyi, öyle hoş, öyle başarılı çekiliyor ki tadına doyamıyorum. Son zamanlarda başka başka dizilerde gördüğüm berbat flashbacklerden sonra Sayın Metin Balekoğlu’nun bir sürü yönetmeni, sevabına bir toplayıp “Flashback nedir? Nasıl çekilir?” dersi vermesini yürekten diliyorum, hem de tez vakitte…
Bu bölüm “yeni” Itır’la tanıştığımız bölüm oldu. Yeliz Kuvancı’yı daha önce Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de biraz izlemiştim ama açıkçası fikir yürütecek düzeyde oyunculuğuna hâkim de değildim. Bu yüzden büyük bir merakla oturdum, bu akşam ekran karşısına. İlk izlenimim çok, çok sıcak bir elektriği var. İlk beş dakika dışında hiç yadırgamadım. Itır, ilk kez canlandı bu bölüm. Çok daha tepkisel, çok daha sempatik ve çok daha cana yakın görünüyor. Yeliz Kuvancı’nın Itır’a çok iyi geleceğini düşünüyorum. Itır & Tarık sahnelerini de ilk kez bu kadar beğendim. Mimik oyuncu için büyük silah… Doğal mimiklerle ve doğru frekansla sahnenin havası birden değişiyor. Yeliz Kuvancı için “Hoş geldin, iyi ki geldin!” diyorum izninizle…
Oyunculuk bir alışveriş işi aynı zamanda… Hele partnerler arasında sözsüz anlaşmaların, daha karşı taraf eyleme geçmeden onun ne yapacağını kestirebilmenin de çok çok önemli olduğu yadsınamaz. Karşı taraftan gelecek pası iyi karşılayıp doğru atağı yapabilmek, senkronizasyonu tutturmak bu işin en önemli yanlarından. Bu biraz alışkanlık istese de onun ötesinde bir de beyin uyumu gerektiriyor diye düşünüyorum. Can Yaman, defalarca dile getirdim, benim için çok iyi bir oyuncu. Hangi sahne olursa olsun elinden geleni yapıyor ve kendi performansını en basit sahnede bile zorluyor. Buna rağmen ben, bugüne dek onu Hangimiz Sevmedik’te en çok Bülent Şakrak’la sahnelerinde sevdim. Sebebi de az önce söylediğim; senkronizasyon iyi yakalandığı, birbirlerinin oyunculuk tarzlarını iyi yorumladıkları içindi. Bu hafta, Yeliz Kuvancı ile sahnelerini de çok beğendim. Itır’ın Adalet Hala’ya Tarık’la evli olduğunu açıkladığı bölüm, ardından gelen sahneler bana çok sıcak ve çok hoş geldi, tam da bu nedenle. (O sahnede Ayten Uncuoğlu oyunculuğunu da inkâr etmemek gerek. Çok hoş bir üçlü ve çok sıcak görüntüler izledik. ) Bölümler ilerledikçe ve birlikte oynamaya alıştıkça çok daha başarılı sahneler çıkacağına inanıyorum.
En sevdiğim Can Yaman sahnesi ise evdekilere “Yeşillerle görüşülmeyecek!” direktifi savurduğu bölümdü. Her zamanki efendi, sevimli Tarık gitmiş, yerini laftan sözden anlamaz bir maço almıştı. Bıçkın ve astığı astık kestiği kestik bir tavır, Tarık’ın yeni yüzüne çok iyi uymuştu. O sekansın başından sonuna tonlaması çok iyiydi ama gel gör ki “Şener Abi sayılmaz!” repliği ve ona eşlik eden mimiğe ba- yıl- dım. Şener’i ciddiye almadığını, önemsemediğini vurgulayan replikler ve ona eşlik eden ifade hakikaten çok iyiydi. Şu ana dek oynadığı sempatik, yakışıklı, iyi jön tiplemeleri dışında bambaşka bir çizgide nasıl bir canlandırma çıkarır, Can diye hep merak etmişimdir. O sahne benim zihnimde ondan çok iyi bir serseri, çok iyi bir kabadayı hatta bıçkın bir polis de olabileceğini düşündürdü. ( Ne güzel olur seni bir aksiyon dizisinde ya da filminde izlesem Sevgili Can! )
Bedenini ve ses tonunu birer aksesuar olarak kullanmasını; sahnenin ritmini çok iyi yakalamasını ve kameranın işini kolaylaması çok seviyorum Can Yaman’ı izlerken. O yüzden de bazen replikleri kaçıyor, akıştaki bazı yerleri görmeyebiliyorum ama öyküyü izlemek kadar onun ne yapacağını seyretmeyi de çok seviyorum. Bir kez daha emeğine sağlık, Sevgili Can!
24. bölüm tanıtımı, Itır ve Tarık’la ilgili hızlı bir çıkış olmayacağını ve ibrenin Şener’e kayacağını düşündürdü bana. Emel ve İlyas’la ilgili düğümün çözülebileceğini umuyorum. Bekleyip göreceğiz, yeni bölüme kadar.
Emeği geçen herkese yaşattıkları güzellikler için teşekkür ediyorum.

I

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.