Yazar: Sinem ÖZCAN

 

Dördüncü bölümü de yüzümde hâlâ devam eden bir tebessümle bitirdim, çok şükür. Geçen bölümün sonunda “Itır Yeşil Çam” adına gelen çiçekten sonra ortalık karışınca Şener’e güvenmiş ve “Toparlayacak şimdi vaziyeti, gözleri fıldır fıldır dönüyor!” demiştim. Gerçekten de yine keskin zekâsı konuştu ve olabilecek en iyi formülle gençleri kurtardı. Hem de ondan hiç beklenmeyecek bir özveriyle Adile ve Münir’in önüne kendini atarak… ( 3. Bölüm yorumumdaki “Şener, sosyopat” teşhisimi yeniden gözden geçirme kararı aldım)
İlk defa bu bölümde Şener’in kendisiyle bir parça da olsa hesaplaştığını gördük. İyi bir kardeş, iyi bir arkadaş hatta iyi bir sevgili olamadığını itiraf edişi açıkçası ilk defa yüreğimi ona karşı birazcık ılıttı. Itır ve Tarık’ı iki kez kurtarışı da iyi bir amca olma yolunda beni ikna etti, doğrusu.
Ammaaaa bu Şener’den fena hâlde sıkılmadım demek değil! Dört bölümdür bu adamın çevirdiği ve çevirebileceği her tür dümeni, tezgâhı, yalanı… gördük, izledik. “Artık yeter!” diyorum, izninizle. Tamam; Şener, yalancı, dolandırıcı, üçkâğıtçı vs… ben izleyici olarak onun kimliğine fazlasıyla ikna olmuş durumdayım. Ne olur, bölümlerin üçte ikisini Şener’in sahtekârlıklarıyla doldurmayalım artık. Bu söylediğim aslında boş biliyorum, ilk altı bölüm çekildiği ve yayına hazır olduğuna göre en az iki bölüm daha sürecek, biliyorum. Derdim yeni çekilen bölümlerde durumun biraz değişmesi.
Komedinin Şener’le yürütülmesini anlıyorum, doğru da buluyorum ancak kadro çok çok geniş ve iyi. Şener’i bir tık geriye çekerek de aynı sürükleyicilik, aynı renklilik ve aynı komiklik sağlanır, diye düşünüyorum. Açıkçası benim bu bölüm içimden geçen, ekrana dalıvermek Şener’i göğsünden geriye itip bir elimle Itır ve Tarık’ı bir elimle de Adile ve Münir’i öne alıvermek oldu. Bilmem, ifade edebildim mi?


İki ayrı çok güzel aşk öyküsü var elimizde. Üstelik her ikisi de kendi içlerinde komedi barındırıyor. Biliyorum, hikâyenin o kısmına yavaş yavaş giriliyor ama bebek adımlarıyla değil de biraz daha büyük adımlarla ilerlesek?
İlk kez bu bölümde Münir’in Adile için kaygılandığını hissettik mesela. Üstü örtülmüş bir ateş var orada. Sanırım çocuklarının aşkı ortaya çıkıp iki aile ister istemez yakınlaştıkça o ateşin tütmeye başladığını da hissedeceğiz. Nefret, aşkın negatifi aslında… Nefret sürüyorsa altında onu körükleyen bir sevgi var. Seziyoruz, ayak seslerini de duyuyoruz ama biraz da görmek istiyorum ben.
Diğer yandan Itır ve Tarık, yanlarında bu kez Şener bulunmadığından geçen seferki gibi durumu kurtarmayı başarabilecekler mi, bilemem. Üstelik karşılarında bir süredir şüphelenip duran ve ikisi de cin gibi ebeveynler varken… Bu defa da durumdan sıyrılmayı başarsalar bile bence artık uzun süre gizli kalması mümkün görünmüyor, sırlarının. Ortaya çıkmalı mı? Evet çıkmalı! Peki, ortaya çıkarsa genç çift huzur bulur mu? Asla! Hatta ben aynı evde yaşamaya başlayabileceklerinden bile şüpheliyim. Asıl düğümler de o zaman atılacak gibi.
Itır, Tarık’a göre evliliği açıklama noktasında daha cesur görünüyor, şu an ama söz konusu babası olunca bu kararın ne kadar ardında durabilir, bilemedim. Aynı evde yaşamasalar da Itır’ın anlamsız kıskançlığı, birbirlerini yanlış anlamaları ve zaman zaman Tarık’ın kayıtsızlığının yarattığı sorunları var ikilinin, bunlar belli ki büyüyecek ve işin içine giren ailelerle de iyice karmaşıklaşacak.

Cesur bir kararla gidip imza atan gençlerin evliliğin bir oyun olmadığını fark etmeleri belli ki zaman alacak. Sabah kahvaltısı, akşam yemeği hazırlamakla; hayaller kurmakla, liseli âşıklar gibi telefonla ilişki sürdürmekle “gerçek” evlilik arasındaki uçurumu görmeleri ve bununla baş etmeyi öğrenmeleri gerekecek. Bu zor olduğu kadar eğlenceli de olacaktır, mutlaka. Öykünün bu yöne doğru biraz kıvrılması gerek diye düşünüyorum, artık.
Sekansların bağlanmasına, diyalog ve sürükleyiciliğe hiç lafım yok. Benim için reklamsız iki saat akıp geçiyor farkına bile varmadan ki oturduğu yerde pek oturabilen bir tip de değilimdir, aslında. Dizinin anlatım diline ilk bölümden beri zaten bayılıyorum, reji de çok çok iyi hele bu bölümde, Münir’in Adile için kaygılanıp sokağa düştüğü sahnedeki geçmiş ve an bütünleştirmesine bayıldım. Müzikle, çekimle, oyunculukla muhteşem bir sahneydi. Emeği geçenlere teşekkürler. Bu ve benzeri sahnelerle, öykünün derinleşmesini istiyorum sadece.


Tanıtımları ilk izlediğimde “ komedi ve duygusallığın dozu iyi ayarlanırsa İkinci Bahar tadında bir dizi çıkar ortaya!” demiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim ve üstelik kanaatim şimdi daha da güçlü. Tek engelin “Şener dolapları” olduğunu düşünüyorum. Cengiz Bozkurt çok başarılı bir tipleme çıkarmış, gerçekten de iyi sürdürüyor hiç itirazım yok ama lütfen artık daha geri planda göreyim onu.
Emel’in platonik sevgisine bayılıyorum. Sevgisinin karşılıksız olduğunu anlayıp kendini geri çekmeyi bilen kadın tiplemesi görmeye hasret kalmışım. Ruhuma gerçekten çok iyi geliyor. İçin için dertleniyorum. Sonunda üzüntüsünden hasta olacak kaygımdan… Hoş, Tarık yerinde olsam durmadan trip yapan, huysuzlanan, zırva kıskançlığıyla boğan Itır yerine su damlası gibi dupduru Emel’i seçerdim ama… ( Erkek kafası işte, diyeceğim de İlyas dururken Şener’i seçen Ayşen geliyor aklıma, susuyorum)
Itır’a da haksızlık etmeyeyim çok; Tarık’ın “aman olay çıkmasın!” tarzı, anneye bir “hayır!” diyemeyişi de toyluğundan… Eğer bölüm sonundaki basılma her şeyi ortaya çıkarırsa ben bu kez anne ve babaya karşı Tarık’ın dik durmasını bekliyorum açıkçası. ( “Ben evin erkeğiyim! “deyip durmakla olmuyor o işler Tarıkçım. Ortalığı bi’ temizle de görelim)

Hangimiz Sevmedik çok iyi bir ekibin elinde. Gerek teknik anlamda gerek oyuncular anlamında şu ana dek ciddi bir aksama görmedim ama bilen bilir, benim diziyi izleme nedenim Can Yaman oyunculuğudur. İzlerken de büyük oranda ona odaklanıyorum, hâliyle. İletmeye çalıştığını doğru algılamaya, detaylarını yakalamaya çaba harcıyorum. İlk bölümden beri tekrarladığım bir şey var: Tarık, çok baskın bir karakter değil. En azından şu an için bir alfa erkeği görüntüsü vermiyor. ( ilerleyen bölümlerde Tarık’ın örtülü yönleri çıkarsa bilemem) Yüksek bir fizikle sıradan bir kimliği vermek çok zor. Üstelik de bunu repliği az, kısa sahnelerde yapıyorsanız… En doğru tavır, işi jestlere ve bakışlara yüklemektir. Şu ana kadar gördüğüm de Can Yaman’ın bunu vermeye çalıştığı… Mahallelinin onu zorla yanlarına oturtup ev tutmasıyla ilgili laf atmaları ve yakışıklılığına sürekli vurgu yapmaları karşısında bundan rahatsızlık duyan Tarık’ı beden diliyle çok doğru verdi. Itır’ın kıskançlığı ve tripleri karşısında ne yapacağını bilemeyen, şaşkın görüntü çok doğru geçti. Ama benim için bu bölümde en iyi olduğu sahne tartışmasız final sahnesiydi. Karısını gördüğündeki mutluluk annesinin sesini duyduğunda öyle hızla yerini şaşkınlık ve paniğe bıraktı ki bayıldımmmm. Beden dili hiç değişmeden sadece yüzüyle ilettiği sevinç, panik ve korku duygularını ardı ardına yansıtmasını çok ama çok sevdim. Bir kez daha yineleyeceğim Can Yaman oyunculuğu, ası,l detaylarda gizlidir.
Ekran başında keyifle geçirdiğim iki saat için bütün ekibe emeklerinize sağlık, diyorum.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.