Yazar: MORZERRECİKLER

Peşimi bir türlü bırakmayan sağlık problemleri dolayısıyla uzun zamandır yazı yazamıyordum. Ne mutlu bana ki her şey yoluna girdi ve aynı heyecanla yeniden yazımın başındayım. Geçirdiğim bu süreçte yanımda olan ve desteğini bir an olsun esirgemeyen “Dizi’Sin” ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunduktan sonra kaldığım yerden Kızım yorumuma devam etmek istiyorum.

Ben, Öykü ve Demir’i en son yetimhane yolunda verdikleri savaşta bırakmıştım. Demir’in o günden sonra babalık statüsünü kabulleneceğini biliyordum ama bu kadar çabuk yontulacağını tahmin edemiyordum doğrusu. Vurdumduymaz, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen Demir, bir anda kendini içindeki sevgi dolu Demir’le savaş verirken buluverdi. Onun bu denli değişiminin altında herkese karşı koruduğu gardını, Öykü’ye karşı koruyamamasının yattığı aşikâr. Ben, Öykü’nün Demir’in geçmişinden bir yerlere dokunduğunu ve ona aslında kim olduğunu hatırlattığını düşünüyorum.

Haftalardır yer yer fırtınalı yer yer dingin olarak gördüğümüz Öykü – Demir ilişkisinin ilk gerçek baba – kız adımı bu bölümde atıldı desek yanlış olmaz sanırım. Demir’in iyiden iyiye baba oluşuna şahit oluyorduk ancak Öykü, Demir’i tam olarak o statüye yerleştirebilmiş değildi. Öykü cephesindeki bu durumu oluşturan nasıl Demir ise yıkan da yine Demir oldu. Çocuk olmasına rağmen birçok izleyiciyi rahatsız eden İlayda’nın tavırları ilk kez doğru bir işe vesile oldu. İlayda, Öykü’yü aşağılarken Demir’in suratında gördüğümüz o ifade aslında birçok şeyi anlatır nitelikteydi. Demir, o an duyduğu sözlerle Öykü’den daha çok yara almış gibiydi. Her geçen gün Öykü’ye daha da layık bir baba olmaya çalışan ama onu çevreleyen sorunlar yüzünden bir türlü düze çıkamayan Demir, bıraktım dediği pis işlere bu kez de Öykü’yü mutlu edebilmek için dalıverdi. Açık söyleyeyim başını belaya sokacak işlere, kaptırdıkları para için bulaşmış olsaydı Demir’e karşı tavrım çok başka olabilirdi ancak Öykü’ye yetebilmek adına başvurmuş olması suçunu hafifletici sebeplerden oldu benim gözümde. Avans olarak aldığı parayla önce Candan’ı mutlu eden, daha sonra da Öykü’yü mutlu etmek için Candan’la beraber yola çıkan Demir’in mutluluğu gözlerinden okunur cinstendi. Kaldı ki bu alışveriş, Candan ve Demir arasında insanın içini ısıtacak nitelikte sahnelere de yol açtı. Candan da Demir de her ne kadar Öykü için yan yana oldukları imajını çizse de ikili cephesinde karşılıklı aşkın başladığı aşikâr.

Candan’ın, Murat ve Demir arasında kolayca seçim yapabilmesinin altında Murat ve Demir’in tamamen zıt karakterlerde olmasının yattığını düşünüyorum. Murat; gösterişten hoşlanan, para ile insanları etkileyebileceğini sanan bir karakter olarak çıktı karşımıza. Murat’ın Candan için evini ve Şimşek’i satın alması Candan’ı etkilemezken Demir’in evdeki musluğu tamir etmesi bile Candan’ı etkileyen unsur oldu. Bu durumdan Candan’ın paradan, büyük hediyelerden değil de samimiyetten ve küçük şeylerden mutlu olduğu sonucunu çıkarabiliriz. Abisi kaynaklı da olsa artık Demir ve Öykü’ye daha yakın olan Candan, Demir’in onun geçmişini öğrenmesi sayesinde birbirine daha da yakınlaşacaklar gibi duruyor. Bu arada belirtmeden yapamayacağım; ben, o abiye de bir soru işareti koydum, bir tekinsizlik var ağabeyde.

Öte yandan Öykü’nün İlayda yüzünden kırılan gururunun babası tarafından tamir edilmesi ve “kahraman baba’ statüsüne yükselişi Öykü için tamamen kabulleniş noktası oldu. Demir, ilk kez o an gerçekten Öykü’nün babası oldu ancak bu durumun dile gelmesi için bir hamle daha gerekliydi. O hamle de İlayda’nın kime benzediğini açıkça ortaya seren annesi yoluyla geliverdi. Birbirini savunan ve destekleyen Öykü ve Demir artık tam anlamıyla olmuşlardı. Demir’e yaptığı “baba” vurgusu, Öykü’nün de artık Demir’i kabulleneşinin ilk adımıydı. Öykü, her geçen gün sırtındaki yüklerin zayıflamasıyla ve bir ebeveyne sahip olmaya başladığı için şimdiye kadar yansıtamadığı çocuk ruhuna bir adım daha yaklaşıyor, Demir de tipik bir Türk babasına dönüşüyordu. Ne yalan söyleyeyim Demir’in Öykü’yü kıskandığı sahneler yüzümde kocaman bir gülümseme oluşturuyor. Şimdi hikâyenin tatlı kısmını bir kenara bırakarak madalyonun öteki yüzüne de bir göz atmak istiyorum.

Öykü’nün annesi olarak karşımıza çıkan Asu, geçmişteki sırlarla birlikte hikâyeye renk kattı. Daha önce yazma fırsatım olmadığı için ilk olarak Asu karakteri için Selin Şekerci’nin biçilmiş bir kaftan olduğunu belirtmek isterim. Asu, geçmişinde yaptığı hatalardan dolayı kendisine “iyilik” konumunu layık görmeyen bir karakter. Geçmişinde önce annesi tarafından istenmemiş daha sonra âşık olduğu adam tarafından kapı dışarı edilmiş ve olan biten her şeyin suçu üstüne yıkılmış. Aslında şu an, kimsenin beğenmediği Asu’da herkesin bir katkısı var. Öykü’nün babasının kim olduğu sırrı hâlâ Asu’da saklı olsa da eğer baba Demir çıkmazsa bunun altından Asu’nun Demir’e olan aşkıyla ilgili bir şeyler çıkacağını düşünüyorum. Belki Demir’le birlikte olma hayaliyle belki de gerçekten Öykü’nün Demir’den olma ihtimaliyle Asu ve Demir’in yollarının tekrar kesişmesine sebep oldu, Öykü. Hiç beklemediği anda önce Demir’in hayatında biri olduğunu öğrenen daha sonra da karşısında gören Asu, önce Demir’den sonra tüm geçmişinden tamamen kaçmak istedi. Bu noktada Cemal’in söylediği “Bir kere görmen bile yetti dağılmana.” sözleri Asu’nun duygularının ne kadar yoğun olduğunu vurgular nitelikteydi. Başlarda Cemal’le iş birliğine sıcak bakmasa da kıskançlık duygusu Asu’yu Cemal’in planına ortak edecek gibi duruyor.

Cemal, Asu’nun kendisini değil de Demir’i seçmesine olan öfkesinin tek sorumlusunu Demir olarak görüyor ve intikamını almak yolunda emin adımlarla ilerliyor. Alacağı bu intikamın tek sorumlusunun Asu olmadığını, hapiste yatarak sekiz yılını heba etmesini de sebepleri içine eklese de ben, işin tamamen Asu kaynaklı olduğunu düşünen tarafım. Önce Demir ve Uğur’un elinden ümitlerini alan Cemal, Candan konusunda da emin adımlarla ilerliyor. Bir şekilde yeniden dolandırıcılıkla Uğur ve Demir’i ağına düşüren Cemal’in bir sonraki hedefi ikiliyi yakalatmak gibi duruyor. Açıkçası Cemal, Asu ve Demir üçlüsünün geçmişini fazlasıyla merak ediyorum. Bakalım ilerleyen zaman bu üçlüye neler getirecek.

 

Son kısma beni bu hafta en çok etkileyen sahneyi ayırmak istedim; Öykü ve doktorun yüzleşmesi. Öykü, yeni bulduğu babasını kaybetme korkusuyla soluğu doktorun yanında alıverdi. Doktor İhsan Bey’in, Öykü’nün tutumu karşısındaki şaşkınlığı ve üzüntüsü yüz ifadesinden okunur cinstendi. Yer yer Öykü’nün endişesine hak versem de bu durumu böylesine ısrarla saklamasının kendisine her geçen gün daha fazla zarar verdiğini görmeyişine kızıyorum. Merdivenlerde yere kapaklandığı sahnede yaşadığı belirti, Öykü’nün hastalığının hızla ilerlediğinin en büyük kanıtıydı. Kendisine sırdaş olarak seçtiği doktorun Öykü’yü sırrını babasıyla paylaşması konusunda ikna edeceğini düşünsem de Demir, bu durumu öğrenmeden derin bir “oh!” çekemeyeceğim galiba.

Yeni karakter ve olay örgüsüyle daha da renklenen Kızım dizisini uzun haftalar sonra yeniden yorumladım ve itiraf etmeliyim ki biraz paslanmışım. Bu haftalıkta kalemim döndüğünce yorumumu yazdım. Herkese keyifli okumalar dilerim, haftaya kaldığımız yerden görüşürüz.

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.