Eylül Ali Asaf

                                                                                                                     Yazar: Sinem ÖZCAN

Geçen hafta bölümü gününde izleyememiş, ardından da bir türlü fırsat bulup yazıyı kaleme alamamıştım. Yayın günü cuma olunca benim için gününde takibi biraz riskli oluyor, ne yazık ki. Bu haftaki bölümü sabırsızlıkla bekledim.

Ali Asaf’ın ilk günden beri hiçbir fren koymadan salıverdiği duyguları Eylül’ün direncini gittikçe zayıflatmayı başardı. Doğum gününde Ali’nin yaptığı sürprizden sonra Eylül artık direnmeyi büyük ölçüde bıraktı. Bölüm onun duygularının yumuşamasıyla açıldı ve “sevgili” olduklarını kabul etmek üzereyken kapandı.Eylül Ali Asaf

İlk bölümden beri sıklıkla aynı şeyi söyledim. Eylül alıştığımız kadın profillerinden farklı. Çok zeki, çok güçlü, kendi hayatını bütünüyle kendi inşa etmiş ve bu hayatta dimdik duran bir kadın ancak bütün bu pozitif özellikleri onun duygusal olarak çok zedelenmesine, yıpranmasına ve eksik kalmasına neden olmuş. Hayatta Esma ve Mehmet dışında “arkadaşım” diyebileceği kimsesi olmayan, sürekli gardını almış vaziyette yaşayan ve zaaflarını yok etmek için didinen bir kadın, o. Çok ciddi bir güven problemi var. Bu tarz bir kadını; aşka, sevgiye inandırmak hele hele onu bir ilişkiye razı etmek bir erkek için çok ağır bir sınavdır. Pes etmemesi, geri adım atmaması ve hayatında onu hep bir numaraya koyması gerek, bunu yapabilmek için.
Eylül’ün hayran kitlesine baktığımızda Mehmet, Selim, Oğuz ve Ali Asaf içinde bunu yapabilecek ve zaten yapan tek kişi Ali Asaf… Çok kişisel fikrim, Ali Asaf karakterinde bir erkek beni çok etkilemez ya da çekmezken bildiğim tek şey, ancak onun Eylül’e iyi gelebileceği. Kabul etmek lazım ki Ali Asaf’ın yöntemi doğru ve sevgisi çok içten. Bu bölüm de haftalardır verdiği mücadelenin meyvelerini toplamaya başladı, denebilir.Eylül Ali Asaf

Mehmet, Eylül’e âşık olabilir ama Eylül için o, Esma’nın erkek karşılığı hepsi o. Üstelik Eylül’ün başını istemeden de olsa derde sokup durduğu için de Eylül’e rağmen Eylül’den uzak durması gerekebilir.

Doktor Selim’in de ne yazık ki Eylül için saygı duyulan bir hoca olmasından öte bir özelliği yok. O da bunun farkında olduğu için, onu uzaktan kollayıp duygularını da belli etmemeyi seçiyor gibi.

Oğuz’a gelince… O, bana kalırsa Eylül’ün erkek versiyonu… Zor bir hayattan gelip kendi dünyasını kurmuş, yalnız ve kendi ifadesiyle “düz” ama dürüst bir adam. Bana kalırsa içlerinde sevilmeyi en fazla hak eden o. Ne yazık ki Eylül tarafından değil. Problemleri de ortak aslında tıpkı Eylül gibi Oğuz’un da koşulsuz sevilmeye ve birinin hayatında “bir numara” olmaya ihtiyacı var. Tam da bu sebepten Eylül – Oğuz ilişkisinin oluru yok. Onlar birbirlerine iyi gelmezler ancak Oğuz’un bu aşamada bunu algılayabilmesi imkânsız.Oğuz Eylül’ün aşkını bir yarış gibi gördü ve tıpkı her yarışa balıklama dalan Eylül gibi o da “madem yarış var, ben de yarışıyorum o zaman” diyerek yüreğini ortaya attı. Bana kalırsa Oğuz’un duygularını itirafı tam “Oğuzca” ve tam düşündüğüm gibiydi. Lafı dolandırmadan, bir şekilde perdelemeden, küçük ama sürprizli adımlar atmadan, hiçbir yanlış anlamaya veya algılayamamaya imkân tanımadan dümdüz söylenmiş bir cümleydi “Senden hoşlanıyorum!” cümlesi… Onun itirafı geldiğinde bütün samimiyetimle içim sızladı. O kadar inanıyorum ki onun duygularına ve bu aşkı çok istediğine… Ayrıca birisi tarafından sevilmeyi da çok hak ettiğini düşünüyorum ama Eylül değil… O anda hemşirenin intiharı olmasa büyük ihtimalle Eylül de ona benim düşündüğüme benzer bir şeyler diyecekti.

Oğuz, şansının az olduğunu bilerek bu yarışa girdi. Benim tahminim de Oğuz, işleri hiç çirkinleştirmeyecek. Dürüstçe mücadele edecek ve kaybettiğini kesin olarak anladığı noktada da geri çekilip duygularını kendi içinde yaşayacak. Ama yaralanacak… Hem de çok… İşte bütün duam o noktada Ali Asaf’ın kadın versiyonu birinin karşına çıkması… Bu ne Esma ne de Bahar… Yeni, yepyeni; Oğuz’un içini ısıtacak ve ona iyi gelecek biri…Oğuz Bahar

Bahar’ın iki bölümdür eski hâlinden sıyrıldığını ve olumlu bir yöne evrildiğini görüyoruz. Yaşadığı travmadan sonra babasıyla yaptığı konuşmanın getirisi oldu bu diye düşünüyorum. Umarım kalıcı olur. Dedesini ve babasını tanıdıktan sonra ben ona kızmaktan vazgeçmiş ve acımaya başlamıştım. “İyi” Bahar’a gözüm alışırsa giderek sevebilirim de sanırım. (Ama Oğuz’la değil) Öykünün kötü kanadında Süleyman ve Sinan Tunç var zaten. Üstelik ikisi de Bahar’a göre daha “gerçek” kötüler. Eylül’ün geçmişiyle ve hastanenin durumuyla ilgili çatışmaların onlar üzerinden yürüyeceğini de düşünürsek Bahar’ın “iyi” statüsüne geçmesine hiç itirazım olmaz. Üstelik de “Kötü gibi görünen olayların iyi sonuçları doğabilir. “ilkesinin somutlanması olur ki buna da çok sevinirim.

Sinan, Eylül’ü hastaneden uzaklaştırmak için bir adım daha atıp düzmece bir şikâyet ayarladı ancak babası kadar akıllı ve hesapçı olmadığından planında zayıflıklar var ve çok geçmeden de bu ortaya çıkacak. Ali Asaf’la yaptığı konuşmanın inandırıcılıktan uzaklığından söz etmiyorum bile… Sözde şikâyetçi olarak tuttukları adama ödemeyi Esma’nın cafesinde yaptırması o yalanın uzun ömürlü olmayacağının da işareti.Ali Asaf Sinan

Bu arada konuyla direk ilgili değil ama söylemezsem dilim şişer: İlk bölümden beri ısrarla söylenen “vaka” sözcüğünü 8 bölüm boyunca ilk defa Hakan Gerçek’in doğru telaffuz etmesine çok sevindim. Tüm asistan, hemşire ve doktorların defalarca yinelediği “vaa – ka” biçimli iğrenç telaffuz bugüne kadar kulaklarımı tırmaladı, durdu. Niye yönetmenin dikkatini bir türlü çekmiyor bu diye söylenip duruyordum ki çok şükür Hakan Gerçek doğru telaffuzu kullandı. Umarım dizinin genç oyuncuları onun dilinden doğrusunu duyunca yaptıklarının farkına varır ve sözcüğü katletmekten vazgeçerler.Eylül Oğuz

Bölümün medical olaylarından birini, paranoid şizofren zannedilen hasta kızın dramını daha önce Grey’s Anatomy’de nerdeyse birebir izlemiştim o yüzden sanırım, çok da etkilenmedim ama Oğuz’un ailesiyle ilgili dramı çok sevdim. Oğuz’un kimliğine bir taş koyduğu için daha da çok sevdim. Bahar’ın bu olaydaki doğru tavrını da Oğuz’un tepkilerini de çok ama çok beğendim. Onun küçük küçük hamlelerle derinleştirilmesine de Oğuz’da Ali Burak Ceylan’ın oyunculuğuna da bayılıyorum. Karakteri sevmemde onun payı çok büyük. Her bölüm, onu ekranda ilk gördüğümde “Oh be! Hele şükür!” nidası attığım, doğrudur.Eylül Erdem

Bu hafta yine çok beğendiğim bir başka detay da Eylül’ün final sahnesinde giydiği kıyafet oldu. Aslında stylinge genelde değinmem ve çok fazla rahatsızlık duymuyorsam söyleme gereği de duymam ancak Kalp Atışı’nda Eylül’ün stylingini ilk günden beri çok beğeniyorum. Hele ısrarla yüksek topuklu ayakkabı giydirilmesini ve bununla onun maskülen yanının kırılmasını baştan beri çok seviyorum. Ama bu haftaki giysi seçimi tek kelimeyle enfesti. Öykü Karayel, farklı bir fiziği ve çok kendine has güzelliği olan bir kadın ve elbiseyi çok iyi taşımıştı. O son sahnede Eylül’e vurulan sadece Ali Asaf olmadı yani, en az onun kadar bayıldım.

Mehmet’in geçmişte aldığı/ çaldığı paranın yeniden gündeme gelişi, Eylül’ü zor durumda bırakacak gibi görünüyor. Neyse ki bu defa yanında Ali Asaf var. Parayla ilgili meseleyi öğrenen Eylül’ün bunun hesabını Mehmet’ten soracağı çok açık ancak bu ikilinin ilişkisine ne yapacak onu kestiremiyorum. Son derece romantik bir akşamın bu şekilde noktalanması herkes gibi bende de hayal kırıklığı yarattıysa da öyküyü bir adım ileri taşıyacağını umuyor ve önümüzdeki haftayı sabırsızlıkla bekliyorum.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.