Yazar :Şeyma BULUT

Çocukları olan insanlar arada resmiyet olsa da olmasa da ailedir. Birlikte oluşturdukları o küçücük insan ölene kadar bağlar onları. Tıpkı Sancar ve Nare’yi bağladığı gibi. Onlar bir zamanlar iki sevgili olarak çıkamadıkları yolu, anne baba olarak birlikte yürümek zorundalar şimdi. Öyle, ben kızımı alıp gidiyorum devri kapandı her ikisi için de; Gediz ikisine de müsait bir zamanda anlatırsa sevinirim. Onlar artık aile, isteseler de, istemeseler de.

Geçtiğimiz hafta Sefirin Kızı’na küçük Melek’in “Anne, baba kurtarın beni” çığlıklarıyla veda etmiştik. Sancar değişik bir adam. Bir yandan sevip, diğer yandan çok kızabiliyorum. Onun Nare ile olan durumuna yer yer sinirlensem de kızıyla olan ilişkisine de bir o kadar tam not verdim. “Babam” dedikçe insanın içini ısıtıyor. Kısacık zamanda nasıl tanıdı, nasıl sarıp sarmaladı küçük Melek’i. Çocuğunu elbette önemsemeli ama onun yaşadığı tüm acıların üzerine set çekip Nare ile yan yana bile durmaya tahammülü yokken yüzlerce kilometreyi kızı için uçtuğunu görünce demek ki gerektiği anda sakinleşip yapılması gerekeni yapabiliyor diye düşünmeme sebep oldu. İlk andan beri kızına yaklaşımı, sevgisi benden tam not aldı. Kendisi gibi ailesine de söz geçirdi bu konuda. “Benim çocuğum, kabul edeceksiniz.” dedi. Ah keşke şu sinirine de hakim olup aynı davranışın en azından ufacık bir kırıntısını Nare’ye de gösterebilseydi. Bunun tek yolu sanırım bir gün gerçekleri öğrenmesiyle olacaktır.

Bu iki sevdalı ne yazık ki korkunç bir plana kurban gitmişler. Akın soğukkanlı bir katil gibi Nare ve Sancar’ı ayırmak için bir plan yapmış ve onu da adım adım uygulamış. Ona inandığı için Sancar’a çok ama çok kızmıştım. Hâlâ da bazı konularda kızgınlığım devam etmekle beraber o geçmişin karanlığında yaşananlar ortaya çıktıkça da ah be Sancar, sen neden her gördüğüne inandın be çocuğum demekten alamadım kendimi. Sevdiğini nasıl sokağa attı diye delirmiştim. Nasıl bir sevgi bu diye de hayıflanırken onun yaptığı rezil hatanın ardından bir sene çalışıp Nare’nin yanına gittiğini öğrenince yumuşayıverdim. Nare’m ben geldim demesiyle de, en azından çabalamış dedim. Nereden bilebilirdi ki diğer bir çocukluk arkadaşının Hades’in yeryüzündeki gölgesi olacağını.

Bir de söylemeden geçmeyeyim. Aradan on sene de geçse bazı şeyler değişmiyormuş görmüş olduk. Nare’yi de Melek’i de etraflarında uçan sinekten kıskanan bir adam var ortada. Hatta kızını on yaşındaki bir çocuktan kıskanınca Melek’in “Siz de annemle böyle oynarmışsınız?” demesinin ardından “Tam da bu sebepten işte!” deyiverip Nare’siyle yaşadığı her anı aklına mıh gibi kazıdığını öğrenmiş olduk. Bu adam bir yerde patlayacak ama hayırlısı.

Sancar’a bu hafta kızdığım konuların başında Nare’ye hitapları vardı.  Sefirin Kızı, Sancar’ın Nare’si” deyip duruyor takriben 10 senedir. Neden? Bir kadını illa ki bir erkeğin kanatlarının altında görmek midir tüm mesele? Ne de güzel dedi alaca kuş “Bana Nare de!” Bu kadar basit işte: O, Nare. Tek başına savaşmış yıllarca ve öldürmeyen darbe onu daha da güçlendirmiş. Aşk, sevgi onun için artık mazide kalan lakırdılar. Kızı için yaşayan bir anne o. Yavrusuyla nefes alan, ona acılarını asla göstermeyen güçlü bir kadın. Sancar da üzülmüştür belki, acı çekmiştir ama Nare kadar mı? Onun tutunacağı bir öfkesi vardı. Hem de büyük bir öfke. “Aldatıldım, terk edildim…” düşüncelerinin ardına saklanarak yaşadı o kadar sene. Ben, belli acıların üstesinden gelmek için belli duygulara sığınıldığına inanırım. Sancar da öfkesine sığındı. Kendine ilerlemek için bir sebep buldu. Ayrıca yıllarca aşağılanmış olması da işin içine girince duygularını gömmeye çalışarak o fakir, dikkate alınmayan Yarıcının Oğlu Sancar’dan, bir Sancar Efe doğurdu.

Nare de  anneliğine sığındı ama etrafında bir kurtlar sürüsüyle kaldığı için durumu daha zordu. Ona yapılanlar ağır. Hayata 1-0 önde başlamış gibi dursa da para, mevki her şey değil işte. Varlık içinde büyük yokluklar çekebiliyor insan. Kim bilir? Nare’nin çocukluk aşkına böyle sevdalanıp yanmasının en temel sebebi de belki de ömrünce görmediği masum, çıkarsız sevgidir. Görmedi diyorum ama annesini bu işin dışında tutuyorum. Onu tanımıyoruz, pek de bahsi geçmiyor. Sefir ve Akın’dan emin olduğum için de sevgi eksikliği ve zulüm konusunda iddialıyım. Nare’nin tek isteği kızıyla mutlu bir hayat kurmak bu andan sonra. Bakalım hayat ve kader iş birliği ona bu dileğini verecek mi? Yoksa her şey daha yeni mi başlıyor, göreceğiz.

Gediz. Dizinin beyaz atlı şövalyesi mi? Evet öyle. Hem de sadece Nare için değil herkes için böyle bu durum. Tam bir iş bitirici. İlk bölümden bu yana onunla ilgili bembeyaz bir pencere açılıyor önümüze. Seven, sahip çıkan, destek olan biri. İyi bir adam mı? Bence evet. Sancar’la da taban tabana zıt bu arkadaşımız. Gediz de Nare gibi ağzında altın kaşıkla doğanlardan. Zengin bir ailenin, küçük oğlu. Yani anlayacağınız evin küçük prensi. O korkutucu mazi yaşandığında da buralarda değilmiş. Birilerinin ağzından dinlemiş efsaneyi. Bana sorarsanız pek de takılmamış. O yaşanan yaşandı, biz önümüze bakalım diyenlerden. Gediz ayrıca sert bir adam. Hatta yeri geldiğinde Sancar’ı bile ikiye katlıyor bu öfkesiyle. Şirkette bir kahve bulamadı diye taş taş üstüne bırakmayan Gediz, Nare’nin babasına “Artistlik yapma lan!” diyecek kadar da kontrolsüz ayrıca. Ha bir de tepesi attığında  Sancar’ı da silkelemişliği var. Yani sevimli olduğu konusuna sonuna kadar katılıyorum ama ona şirin baba muamelesi de yapmayalım şimdi.

Peki, onu gözümüzde bu kadar yükselten ne? Dizideki tüm adamlar ya çok kötüler, ya da bir yörede belirli bir algıyla yetişmiş insanlar. Gediz farklı. O bölgenin adamı değil. Dünyaya bakışı, duruşu, biraz serseri tavırlarının beni çektiğini düşünüyorum. Bir de aslında Nare’yle uyumlu olan o, benziyorlar. İkisi de dünyayı görmüş, benzer şartlarda büyümüş ve iyi yetişmişler. Başıma bir şey gelmeyecekse diyeyim, onlar aşırı sıkıcı bir çift olurlardı. Sabah kalkıp kahvelerinin yanında portakal sularını içen, hiç bir şeye ihtiyaçları olmayan varlık içinde âşıklar olurlardı daha önce tanışsalardı .Zaten oradan da bize sağlam bir hikâye çıkmazdı, kanımca.

Mevcut vaziyette hâlâ aynı fikirdeyim. Sancar aklını başına toplayamazsa en azından sevmenin güveni de getirdiğini göremezse Gediz ona bunu öğretecek iyi bir ders olur düşüncesindeyim. Gediz de Nare’ye âşık olsun istemezdim ama oldu. Keşke ikisi birbirlerine arkadaş ve destek olsalardı. Gediz de bir yerde mutlu olmayı hak ediyor, bir efsaneye iki kurban yeterli şimdilik bence.

Hayallerime son verip acı gerçeklere Sancar’ın görüntüsüyle birlikte dönüverdim. Melek’in yaşanan bu olay sonrasında ikisini bir araya getireceği bir gerçek. Sancar evli . Karısı var ve artık anladığımız kadarıyla gerçekten bir KARISI var. İmzada kalan evlilik son sahneyle gerçeğe dönüverdi. Buradan sonra ne olur? Bana kalırsa olay bitti. Sancar, Menekşe ile mutlu mesut yaşayıp gitsin derdim ama tabii ki öyle olmayacak. Bu yollardan nasıl dönülür? Benim aklıma yatmayan o. Menekşe her ne kadar sinirime dokunsa da kızın haklı olduğu tek bir konu varsa o da Kara Efe’nin onun kocası olduğu gerçeğidir. Eh, bırakacak göz de yok yani şimdi. Deli seviyesinde takıntılı adama. Nare’nin aşkla ilişkisi bitti dedim de o kadar da değil. Yaşanan son durum onu çok öfkelendirebilir ve bence öyle olacak. Ondan da bir adım gelecektir. Bana kalırsa aşk olmasa da bu arada Gediz’le yakınlaşabilir diye düşünüyorum. Aralarında belki bir sevda olmaz ama yol arkadaşlığı olur. Birbirlerine iyi gelirler. Nare, uzun zaman sonra birilerinin ona inanmasının huzurunu yaşarken Gediz de hayatına giren anne – kızı koruyup onlar için mücadele edebilir bence. Nare, tek başına ayakta kalamaz mı? Kalabilir elbette ama nereye kadar? İnsana, insan gerekir bir yerden sonra. Gediz manevi olarak sadece inansa o bile yeter bence. ‘Bana inanmayan herkesten çok uzaklara gideceğim.’ diyen bir kadının tek ihtiyacı olan şey bu. Etrafındakilerin biraz olsun ona güvenmesi, o çığlıklarını birilerinin duyması.

Efsanelerindeki yâri duymasa da sonunda Kavruk dışında biri daha duydu onu. İnandı. Neden diye bile sorgulamadan yanında oldu. Gediz bu hikâyede şövalyeye dönüşüverdi benim gözümde. Nare’nin başka aşkı olmaz ama Melek’in ikinci bir babası olursa ben buna da razı olurum. İki çocuk ruhlu bir arada, daha güzel bir manzara düşünemiyorum.

Sefirin Kızı’nda her hafta çok öfkelenip çok gülüp göz yaşlarıyla tamamlıyorum bölümü. Sancar’a olan hislerim böyle gelgitliyken geçmişteki adamı görünce de bir sıcacık oluyor içim. Bu ne yaman çelişkidir?

Kırmızı kuşak sahnesini çok sevdim, bizim milletin baktığı gibi bakmadım sahneye. O kırmızı kemer bir tek bizim ülkede saçma sapan bir anlam taşıyor. Tüm kültürlerde çiftlerin bağlılığını ifade eder. Mesela Japon Mitolojisinde, Tanrı âşıkları bir kırmızı iple bağlarmış. O insanlar ayrılsa başka bir yere gitseler de kaderleri bir olurmuş. Sancar o kırmızı kuşağı Nare’nin incecik beline bağladığında kaderlerini de bağladı. Hayat onları ayrı da düşürse, dünyanın öteki ucuna da savursa bir şekilde buldular birbirlerini. Kırmızı, aşkı; ip, bağlılığı ifade ederken kuşağın iki ucunda da bağlı bir şey olmaması sonsuzluğu ifade ediyor mitlerde. O kuşağı biri attı, diğeri gömdü. Sonra yeniden ellerine aldılar. Kaderden kaçamıyorsun işte. Ne yaparsan yap, ne kadar uzağa kaçarsan kaç birden her şeyi değiştirdim dediğin anda karşına çıkarıveriyor alnına yazılmış olanı. Yani demem o ki Sancar Efe boşuna paralıyor kendisini “yeni hayat” diye. Kavruk’a anlatsam şıp diye anlardı beni mesela. Sancar da anlayacak ama nasılını bende bilmiyorum şimdilik. Tabi bu yol uzun, onları nereye çıkaracak hep birlikte göreceğiz.

Nare, Sancar ve Melek sahnesini çok sevdim. Aralarında ne kadar kıyamet kopsa da ‘kızımız için’ diyerek girdikleri mücadeleyi kazandılar. En azından şimdilik kızları için aile olabileceklerini düşünüyorum. Umarım yanılmam.

Nasıl başlayıp, bittiğini anlamadığım bir bölümdü. Akıcı, heyecanlı ve güzel. Emeği geçen tüm ekibin yüreğine sağlık. Yazıma Umay Umay’ın bu güzel dizeleriyle son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Kızıyordum, artık kızmıyorum.

Bir şey oldu epey önce,

Kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.