Yazar: Janet Mayragül ÇORLU

Dilin söylese de gönlün hissetmez / Bilsen bile benim için fark etmez / Bir tek dileğim var ,mutlu ol yeter

Yok, Züleyha yapmaz, fragmanlarda ima edildiği gibi İstanbul’a kaçmaz, çünkü artık yeni Züleyha var inancıyla oturdum ekran başına. Yeni Züleyha, gideceği limanı belli, rotasını çizmiş bir gemi misali amacına odaklanmış. Onun tek amacı, çocuğuna güvenli bir ortam yaratıp onu sağlıklı büyütmek. Bu yolculuk, uzun, çetrefilli ve fırtınalı geçer; ona şüphe yok ama Züleyha bazen minik bazen devasa ataklarla ama her zaman ileriye, hedefine doğru yolculuğuna devam eder. Hem de hayatında, Yılmaz’ın Fekeli’si ya da Demir’in annesi gibi tavsiyesine güvenebileceği, onun iyiliğini ön plana almış bir anne veya bir baba figürü olmamasına rağmen, kendi yağıyla kavrularak devam eder. Onun bu yolculuktaki pusulası, Yılmaz’a duyduğu derin aşk ve “Yılmaz’ım” diye sevdiği oğluna olan sevgisi. Onlar Züleyha’nın gerçek kuzey yıldızı, gökyüzünün en parlak olan yıldızı. Bu yıldızı yüreğinin en derin, en yumuşak, en sıcacık yerinde saklayarak yoluna devam edecek Züleyha.

Yeni Züleyha, Demir’i ve Hünkâr Hanım’ı çok şaşırttı ve tedirgin etti. Yediğinden, giydiğine kadar karısı hakkında kararlar veren, karısına hiç güvenmeyip devamlı takip ettiren, öfkeli Demir; Züleyha ona “Bana, fikirlerime saygı duy!”, “Beni karın olarak sev, değerli bir eşyan gibi değil!” dediğinde biraz afalladı. Züleyha’dan böyle aklı başında, mantıklı, kendinden emin bir tavır beklemiyordu. Demir, ilk defa geri adım atmak zorunda kaldı; Adnan’a bakıcı tutulmayacak, Züleyha karara verene kadar! Kayınvalide, Hünkâr Hanım ise, hem biraz oğlunu kıskandığından hem de Züleyha’nın Yaman ailesi içindeki otoritesini sarsacağından tedirgin olduğundan, gelini ile mesafeli. Hep gelininin tavırlarında bir art niyet, bir gizlilik var mı, düşüncesinde. Hünkâr Hanım’ın en büyük korkusu da, Züleyha’nın Adnan’i alıp kaçması. Onu, bu evde görünmez zincirlerle bir mahkûm gibi tuttuklarının farkında. Demir’in karısına doğum günü hediyesi kırmızı araba, Hünkâr Hanım’ın korkularının, kıskançlıklarının, endişelerinin maddeleşmiş hâli adeta. Demir, karısına böyle değerli bir hediye aldı, karısına araba kullanmayı öğretti, Züleyha’yı Çukurova’da ilk araba kullanan kadın yaptı ve karısına, kaçabileceği bir vasıta verdi.  Hünkâr Hanım, oğlunun gözünde kendisinin ikinci plana düştüğünün farkında. Artık oğlunun, önce kendi oğlunu sonra karısını en son da annesini düşüneceğini biliyor. Demir’in mutluluğu için o buna katlanır ama Züleyha’nın Adnan ile kaçabileceği fikri, Hünkâr Hanım’ı diken üstünde tutmaya yeter. Bundan böyle, Hünkâr Hanım, Züleyha’nın her dediğini, her yaptığını mikroskop altında inceler. İşte bu, tam da Züleyha’nın beklentisiydi. Eğer bu noktada, Hünkâr Hanım’ı kontrol altına alabilir, Demir’in de güvenini kazanırsa, yoluna daha emin adımlarla ilerleyebilir. Her ayrıntısı ince ince düşünülmüş planını uygulamaya koydu Züleyha. Hansel ve Gretel’in hikayesindeki gibi, ekmek kırıntıları bıraktı her adımında, ta ki Şermin’i ve Hünkâr Hanım’ı istediği noktaya getirene kadar. Hünkâr Hanım’ı ve Demir’i, onların çok iyi bildiği oyunlarla yenip onları hem kaçmayacağına ikna etmek hem de onların güvenini kazanmak, Züleyha’nın onları getirmek istediği yerdi, tam olarak. Bunu yapmak için de Şermin’i kullanmasına, ben alkışlarla cevap verdim. Böyle bir ustalığı, değişimine yeni başlamış Züleyha’nın göstermesi etkileyici. Böyle kıvrak zekası olan bir kadın, pek yakında topraklarla, işletmelerle de ilgilenmeye başlar. Çukurova’nın Beyler’i arasında bir Hanımağa bile olabilir. Hem de gerçek sevgisini içinde saklayarak Yılmaz’ın kokusunu oğluna da koklatarak uhuletle ve suhuletle, yola devam.

Züleyha, hesapları kapama döneminde. Gülten ile yüzleşmesi, mektuplar hakkında gerçekleri öğrenmesi, insanları ait oldukları yerlere oturtması, hepsi yeni Züleyha’nın eski ile hesaplaşması. Aynı zamanda herkese, artık saf Züleyha yok, bana yaptıklarınızın farkındayım mesajını da açık ve net bir biçimde vermesi. Gülten, mektupları yaktı ama bir parçası hâlâ Gaffur’un elinde. Bu delil ilerleyen bölümlerde ortaya çıkar.

Züleyha bir “Yükseliş Devri “yaşarken Gaffur ve Saniye de o derece bir “Düşüş Devri ” yaşadılar bu hafta. Sonunda Gaffur’un Yılmaz’ı öldürmeye çabalaması bütün hastanede duyuldu ve konaktan atıldılar. Karı koca Adana’ya gittiler. Gaffur’la Saniye’nin Adana’da başlarına gelen olay; paralarını çarptırmaları, kötü bir otelde kalmaları, bizlere Züleyha ile Yılmaz’ın ilk Adana’ya gelişlerini hatırlattı. İki çift benzer olaylar yaşadılar ama çok farklı derslerle çıktılar. Yılmaz’la Züleyha birbirlerine daha yakınlaşmışken Gaffur’la Saniye ayrılma noktasına geldiler. Evet Gaffur’la zaman zaman gülüyor, zaman zaman ağlıyoruz ama onun bir insanın canına para için tereddütsüz kıyacağını hiç unutmamalıyız. Onun mayasında kötünün oranı daha çok. Gaffur, insanların siyah/beyaz olmadıklarına güzel bir örnek. Beyaz hanesinde daha az artıları olabilir ama siyahtaki artılarını da göz ardı edemeyiz.

Fekeli’ye gelince… Beni iki Fekeli sahnesi çok etkiledi. İlki, güvercinlerle olan sahnede. “Benim babam da kuşçuydu” cümlesini aynı anda söylememiz… Rahmetli babam, güvercinlere meraklıydı. Vefatına kadar besledi. Benim gibi başkaları da bu dizide, kendilerini buluyorlardır diye tahmin ediyorum. Bir kelimenin veya cümlenin, ekrandan çıkıp insanlara dokunması; bu senaryonun sihri, büyüsü, sevgisi.

Diğer sahne ise, davette Hünkâr Hanım ile karşılaşması. Gayet şık, yakışıklı Fekeli, konukları karşılayan Yaman Hanım’a elini uzattığında kısa bir süre de olsa bekledi. Gözlerinde heyecan, yüreğinde aşk ile bekledi. Hünkâr’ın elini hissettiğinde kalbin hızlı attı mı Fekeli? O ele en son dokunduğunda, kaç yaşındaydın, nerdeydin? Sizin aşk hikâyenizin sayfalarını açmayı bekliyorum ama biliyorum ki sabırla beklemeliyim.  Hünkâr, Fekeli kadar hazır değil yeniden başlamaya, yeniden “Seni seviyorum” demeye. Fekeli’yi tanıdığım kadarıyla Hünkâr Hanım için tutulmuş defterler dolusu, şiirler ve güzel sözlerin olduğunu tahmin ediyorum. Fekeli aşkını gömmemiş, hep yüreğine yakın yaşamış. Hünkâr Hanım ise, öyle saklamış ki şimdi kendi kendine de itiraf etmeye çekiniyor. Züleyha’ya “Evlat sevgisi bütün acıları iyileştirir.” derken, sadece dul kalmasının acısı değil, Fekeli’yle olamamasının acısı da var, sözlerinde. Gözlerinde yaş sadece kocası için değil, Fekeli için de var. Ama Hünkâr, buna sonuna kadar direnecek. Neyse ki karşısında, sabrın ve aşkın kitabını defalarca okumuş, onu çok seven bir erkek var. Benim tek korkum, Fekeli’nin hasta olması. Umarım, Hünkâr, biz ancak mezarda birlikte oluruz diye düşünmüyordur.

Genç sanayicilerimiz Demir ve Yılmaz’a gelince. Onların rekabeti tam hız devam ediyor. Yılmaz, Sanayi Odası Başkanlığı’nı bir oy ile kaybetse de, Demir’i iyice terletti. İstanbul’dan dün gelen adam, Çukurova’nın köklü ailesine zor anlar yaşattı ve daha da çok yaşatacak. Silahlarla çözülemeyecek savaş; fabrikalarda, toplantı odalarında, kazanılan para, dikilen bina, elde edilen unvanlarla çözülecek. Bu yarışın son unvanı, Züleyha’nın ağzından çıkacak ve gerçek olan “Seni seviyorum.” Şu anda  Züleyha, Binbir Gece Masalları’ndaki Şehrazat’ın Şehriyar’a hikâyeler anlatması gibi, iki erkeğe de ayrı ayrı duymaları gereken hikâyeleri anlatıp rotası belli kaptan benzeri, gitmesi gereken limana doğru yoluna devam edecek. Rüzgârın bol, yolun açık olsun Züleyha.

Bugünkü yazım ile, dizi’SİN’e veda ediyorum. Sevgili Sinem Özcan başta olmak üzere, tüm yazar ekibine, her aşamadaki özverili destekleri için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Zaman ayırıp okuyan herkesin gözlerine sağlık. Sürç-i lisan etmişimdir, affola.

Sağlıcakla, sevgiyle kalın.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.