YAZAR: Şeyma BULUT

Ne izliyoruz biz? Sezon başladığından beri kendime bu soruyu sorup duruyorum. Anlayamıyorum zira. Anladığım, genişletilemeyen bir çatışmanın yerini daha zayıfı aldı ve bu da diziyi kaosa sürükledi. Bölüm analizini yapmadan önce müsaadenizle biraz konuşmak istiyorum.

Kuzgun nasıl başladı, bir hatırlayalım. Bütün hayatı ondan çalınan bir adam intikam için geri döner. İntikamı için de önüne geleni ezip geçen biridir, artık. Beni içine çeken de buydu zaten. Kaybeden, yitmiş gitmiş bir adamın yeniden dirilme öyküsünü izlemeyi sevmiştim. Peki, ne oldu sonra? Bu hikâye gitti ve yerine aşk üçgeni bile değil dörtgeni diyebileceğimiz, milyon tane emsali olan bir dizi geldi. Samimiyetle soruyorum, sebebi neydi? Ana çatışma zaten delik deşikti, çok aksaması vardı ve yine de düşe kalka gidiyordu. O çatışmayı kaldırıp daha zayıf, basit ve dizinin kimyasına hiç uymayacak bir çatışmayla değiştirmek intihardan başka bir şey değil, maalesef. Üstüne üstlük karakterler de sapmaya uğradı. Kuzgun, Dila, Kumru, Kartal, hepsi ama hepsi… Şimdi ana çatışmayı kaldırıyorsanız yerine daha güçlüsünü koymanız gerekir. Senaristin işine karışmak benim yapacağım bir şey değil fakat olmamış, olduramamış ne yazık ki. Geçtiğimiz sezon sırlarıyla, mücadelesiyle beni içine çeken bu hikâye artık ekrana boş boş baktığım bir hayal kırıklığı oldu.

Gelelim bölümde neler olduğuna. Geçtiğimiz hafta Neşe’nin büyük sırrı, Meryem’in kucağına bırakmasıyla veda etmiştik bölüme. Bu sır oldukça ağırdı ve devamının geleceği de belliydi. Kuzgun ve Ferman’ın kardeş olduklarının ortaya çıkmasından deli gibi korkuyordu, Neşe. Gerçeğin gizli kalması için de her şeyi feda etmeye hazır, bu yüzden de müttefik arayışına girdi. Önce, ne var canım kardeşlerse dediysek de Neşe’nin meselesi çok başka, gerçek çok ağırdı. İlk bölümden bu yana bir sır perdesi olan Yusuf’un ölümü sonunda netleşti. Bu ölüm, dizide de tüm taşları yerinden oynatacak ve oyunun seyrini çok farklı bir yöne taşıyacak. Ferman’ın karanlığı maalesef Kuzgun’dan da ağır. Ferman daha küçücük yaşta öz babasını öldürdü. Bilmiyordu, ailesi için yaptı, diyebiliriz fakat bir insanın ruhunu paramparça eder bir canı almak. Bir kitapta okumuştum bir insanın ruhunu ancak bir başka canı almak öldürebilirmiş. Her işlenen cinayetle de evrende insan rolünden çıkıp Azrail rolüne bürünürmüşsün.  Ferman’a olan tam da bu. Dila’ya çizdiği portre dışında içinde bir canavar var onun. Kendi çıkarlarına ters düşen bir durum olduğunda sırf ders vermek için çocukların olduğu bir kahveyi taratabilecek, düşmanına doğrudan değil ailesine bulaşarak bel altı vurabilecek kadar acımasız biri. Dila, şimdilik Ferman’ın ona kurduğu o pembe dünyayı görüyor ki burada da sıkıntı var. Cihan’ın dediği gibi intihara kalkıştıktan sonra kafayı yemiş olabilir. Yoksa bunun başka bir mantıklı açıklaması yok. Ferman, daha bir sene önce ona cinayet işletmeye kalktı; Bora’yı öldürdü, cezaevi müdürünü öldürdü ve Dila bunların hepsini biliyor. Bilmesine rağmen hâlâ Kuzgun’a sen karanlıksın, ben senin için mücadele etmiyorum, benim için savaşanla olacağım der miydi? Yineliyorum haklı da olsa gerekçeleri gerçekten saçma sapan bir hâl aldı.

Dila böyle miydi, halbuki? O gerçeği öğrenene kadar durmayan, kimseye koşulsuz güvenmeyen, kazandığı tonla parayı ihtiyaç sahipleri için kullanan, iyi bir kadındı. Hadi yaşadıklarından dolayı değişti, diyelim de bu kadar mı ? Bir insan kim olduğunu bu kadar kolay mı unutur? Kendi yaşanmışlıklarına saklanıp cehennemi yaşattıkları bir insana bu kadar mı acımasız olur? Bu aşka benim inancım sıfır, artık. Dila, Kuzgun’la gittiği özel yerlere gittiğinde bile Ferman’ı düşünecek kıvama gelmiş. Adamın yaptıklarını unutup saf bir şekilde, seviyorum moduna girmiş. Hep dediğim gibi bu aşk hiç doğru işlenmedi. Hiçbir noktada birbirlerini seviyorlar, diyemedik. Peki neden? Her daim sırlar, yalanlar vardı aralarında ve asla birbirine güvenmeyen iki insandı onlar. İlk etapta Kuzgun’un geçmişi, şimdi de Dila’nın yaşanmışlıkları engel onlara. Bu ikisini göz önüne alınca zaten üçüncü kişilere ihtiyaçları yoktu, sınavları kendileriydi. Bu sınavı geçebilirler mi? Geçseler de inanır mıyım? Samimiyetle şüpheliyim.

Geçtiğimiz sezon Kuzgun ve Dila arasındaki aşkta sıkıntı olsa da bağı hissedebiliyorduk. Yetişkinliklerinde olmasa da çocukluklarında hisseddiyorduk en azından. Oradaki masumiyetleri çok güzeldi. Onlar kendi hayal dünyalarında çok da iyiydiler. Başlangıçları çok çetrefilli geçse de bir noktada “bir olma” hususunda ciddi anlamda adımlar da atmışlardı. Birlikte hayallerini duvarlara çizen, evler yapan bir aşka dönüşmüştü, aralarındaki duygu. Birbirleri için her şeyi feda edebilecek kıvama bile gelmişlerdi. Aşka masumiyet gerekir. Biraz dürüstlük ve saflık. Kuzgun’la Dila tüm dünyaya yalan söylerlerken birbirlerine biraz olsun dürüst olmalılardı. Dila, ihanet etmemeliydi. Hatırlarsanız Kudret’le uzun süre çalıştı ve Kuzgun için olsun olmasın onun arkasından iş çevirdi. Dila’ya o zamanlar da kızardım ama bu sezon, geçen sezona rahmet okuttu. Karşımızda bu denli çelişkili bir karakter yoktu ya da en azından anlıyorduk savaşını. Ben bu sezon hâlâ derdini anlayamadım. Bir yandan “Evleneceğim, Ferman beni mutlu ediyor!” diye gezerken bir gözü sürekli Kuzgun’da. Bir karakteri daha ne kadar oradan oraya savurabilirlerdi acaba? Öyle güçlü bir kadın, bir erkeğin boyunduruğu altında varlık göstermeye çalışsın. Hala aklım almıyor gerçekten.

Sadece birlikte oldukları birkaç anda sevgi kırıntısı vardı bölümde. Kahve taranırken Dila’nın korkusunu gördük en azından ya da biraz da olsa kıskandığını. Sonrası yine aynı terane tabi, orası ayrı. Bu ikilinin yolu nereye çıkar bilmiyorum ama madem mucizeler bu kadar etraflarında dönüyor. Kalbi sıyıran kurşunlar, sokaklardan sağ çıkmalar… ben, bütün bu mucizelere dayanarak geçmişlerindeki bağları hatırına, bir mutlu sonu hak ettiklerini düşünüyorum. Şu anda böyle bir durum olacak gibi durmasa da içimden geçirdiğim bu benim. Görünen mi yoksa hislerim mi çıkacak, ben de merakla bekliyor olacağım.

Kuzgun, Dila’yı kaybetmenin acısıyla iyice saldırganlaşırken mahalledeki evlerin yok pahasına satılacağını duyduğu anda iyice mantık çizgisinden çıktı ve var gücüyle saldırdı Ferman’a. Hem mahalleyi kurtarmaya çalışıp hem de geç bulduğu ailesini korumaya çalışırken mantığın da sınırlarını zorladı. Şimdi merak ediyorum ben açıkçası, yasak bahis oynatan bir kahve sahibi nasıl üç, dört milyonu tak diye açık artırmaya koyabiliyor? Tamam kumarda para vardır ama bir Tombalacı Mehmet olmadığını da biliyoruz değil mi? Dedesinden kalan işleri de devam ettiremediğine göre mahallenin kentsel dönüşüme girmeyen kısmını resmen satın aldı. Mantığımızın sınırlarını zorladı dedik ya, gerçekten zorladı yani.  Hadi onu geçelim, Kuzgun gibi hayatı pamuk ipliğine bağlı bir adam, Güneş’i nasıl araştırmadı bugüne kadar? Nereden geldi bu güven? Gerçekten bir değişik mevzular vardı bölümde. Onun konumundaki bir kadın, bir seneye yakındır herkesten gizli, bir şeyler yapıyor. Bir tarafta Kuzgun gibi, diğer yanda Ferman gibi iki adam var ancak gel gör ki kimseye hissettirmeden becermiş bunu. Becerikli kız vesselam, ne diyelim.

Güneş’in durumunun öğrenilmesiyle işler içinden çıkılmaz bir hâle gelecek gibi duruyor. Ferman’ın Adıvar ailesine olan kinini düşünecek olursak kardeşi gibi gördüğü kadının, Kuzgun’un hayatında olmasını kabullenmeyecektir. Aşk tehlikeli duygudur ve insana olmadık şeyler yaptırabilir. Güneş de âşık oldu. Kuzgun’dan karşılık alır mı ya da Dila yüzünden Ferman’ın canını mı yakmak ister bilemiyoruz tabi ama iki azılı düşman arasında volkanların patlamasına sebep olacağı bir gerçek. Olaylar zaten yeteri kadar karışıkken ateşe bir odun daha atılacak gibi duruyor. Zaten Ferman da bu duruma el koymak için mahalleye doğru yola çıktı. Bundan sonrasını, ilerleyen zamanda göreceğiz. Finale kısacık bir zaman kala bu düğümler nasıl çözülecek? Ben de fazlasıyla merak ediyorum. Artık sağlık olsun demekten başka bir şey de diyemiyorum. Kuzgun ailesini nasıl korur, yoksa bir noktada onları feda etmek zorunda mı kalacak, bilemeyiz ama ben kayıpların olacağına inanıyorum. Bu kadar sırrın, ateşin ve acının ortasında sadece mutluluk beklemek biraz saflık olur kanımca. Hayırlısı diyelim o vakit.

Adım adım sona yaklaşırken bu hikâyenin bitiş noktasıyla ilgili kafamda teori bile üretemiyorum maalesef. İyi başlayan, izlerken beni içine çeken ve keyifle yazdığım bir diziydi Kuzgun. Üzülerek söylüyorum ki olmadı, olamadı. Geçtiğimiz sezon beni en çok içine çeken Cebeci ailesinin anları bile sıradanlaşmış. Sadece Kumru ve Kuzgun kalmış o aileden geriye. Bu hafta da zaten sevdiğim tek sahne abisini kaybetmek istemeyen Kumru’nun acı çığlığıydı. Başka da sevdim dediğim bir yer yoktu ne yazık ki. Keşke böyle olmasaydı ama yazanların tercihi, ne diyeyim. Bundan sonra iki hafta daha analizlerde birlikte olacağız. Bakalım bu hikâye bizi nereye çıkaracak, her şeye rağmen merakla bekliyorum.

Finale iki kala bazı şeyleri anlatmak istedim kendimce. İçimde tuttuklarımdı bunlar. Çeken, oynayan ve kamera arkasında emek veren tüm ekibin yüreğine sağlık.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Bir Yorum Yazarak Siz de Katkı Sağlayın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.