ASLA, ASLA DEME! HER ZAMAN DENENECEK BİR ŞEY VARDIR.

                                                                   Yazar: Zeynep BÖHÜRLER

Yönetmenliğini Christophe Barratier’in, senaristliğini Rene Wheler’ın üstlendiği 2005 senesinde bizlerle buluşan Fransız yapımı bu filmi seyretmeden önce müzikleriyle tanıştık. Muhteşem ezgileri, çok sesli müziğin etkileyici örneğiolarak sinemaseverlere iyi bir referans olmuştu. Robin Williams’ın başrolünü paylaştığı ve artık neredeyse klasikleşmiş bir film haline gelen Ölü Ozanlar Derneği’ni seyredip sevenlerin bu filmi de seveceklerine hiç şüphem yok.

Filmimiz büyük bir koro şefinin, annesinin ölüm haberini almasıyla Fransa’ya geri dönmesi ve orada çocukluk arkadaşı Pepinot ‘un kendisini ziyareti ile başlıyor. Pepinot ona yıllar önceki müzik öğretmenine ait günlüğü okuması için getirmiştir. Günlük sayesinde film, masalsı bir anlatımla karakterleri çocukluk yıllarına geri götürüyor.

Hikâye bizlere pek de yabancı olmayan bir konu ile 1949 yılında Fransa’da geçiyor. Bir okul düşünün. İlk göze çarpan ismi oluyor.  “De l’etang”; Türkçeye çevirirsek “Suyun Dibi”… Okulun tamamı yatılı erkek öğrencilerden oluşuyor ve bu öğrencilerin birçoğu öksüz/yetim yahut kimsesiz. Asi, yaramaz, suça meyilli olan bu çocuklara sosyal ve psikolojik olarak en iyi desteğin verilmesi gerekirken tam tersi esir statüsünde cezaların verildiği, çok sert, etki-tepki kuralına göre çocukları okuldan soğutan bir eğitim anlayışı ile yetiştiriliyorlar. Okula verilen ismi, bu noktada mecazi bir seçim olarak gördüğümü söylemeliyim.

Dönem filmlerini çekmek, kostümleri, dekoru, atmosferi ya da o dönemdeki yaşantı kültürünü sahneye yansıtmak konusunda çok titiz çalışılması gereken bir mizansendir. Yatılı erkek okulunun eski taş binası, kurumuş sarmaşık dallarıyla aşınmış duvarlarının bahçesi, öğrencilerin ve öğretmenlerin giysileri, filmin birkaç sahnesinde göreceğiniz sade giysili kadınların zarifliği bu mizanseni yakalamada benden tam not alıyor.

Filmin asıl karakteri Clement Mathieu(Gerard Jugnot), idealist bir müzik öğretmeni olarak karşımıza çıkıyor. Oyuncu Gerard Jugnot bu karakterde sadece bir öğretmen olmanın ötesinde, eğitim alanını kendine meslek seçmiş ya da seçecek kişilere aynı zamanda rol model oluyor. Babacan, yumuşak mizaçlı ama aslında kendi içinde profesyonel anlamda çocuk psikolojisinden anlayan ve bunu göstermek için tüm çirkin kuralları reddeden anaç bir öğretmen ve sanatçı olarak 90 dakika boyunca bizlerle oluyor.

Le Choristes, aslında olay örgüsü çok hareketli ve karmaşık olmayan ama güçlü karakterlerle damga vuran bir yapıt. Mesela sınıftaki öğrencilerin olumsuz tavırlar göstermesi, öğretmen Mathieu’nun onlara baskıcı hücre cezaları vermek yerine sorumluk verici anlaşmalara gitmesi, onların psikolojilerine göre iletişim kurması ve tabii ki çocukların güveninin ve sevgisini kazanması; çok sağlam mesajlar içeren ve karakterleri çok çarpıcı veren özelliklerden.

Altmış kişilik sınıf kadrosunda cast seçiminin başarısını görmememiz mümkün değil. Tek bir çocuğun bile rolüne uyumsuzluğunu yakalayamazsınız. En küçüğü Pepinot’tan (Maxence Perrin), sesiyle bizleri büyüleyen Pierre Morhange(Jean-Baptiste Maunier)‘a kadar tüm çocuk oyuncular son derece rollerine uygun karakterler diyebilirim. Yapım aşamasında 2000 çocuk arasından seçme yapılması, filme verilen önemin titizliğini yansıtıyor.

Seyretmeyenlerin aklında Türk sinemamızın unutulmayacak eseri Hababam Sınıfı gelebilir. Ancak bu filmde komedi unsuru neredeyse yok, verilen mesajlar bizlere tamamen realistçe ve psikolojik olarak verilmiş. Yazımın başında belirttiğim gibi Ölü Ozanlar Derneği filmine içerik ve tür olarak benzerlik görebilirsiniz. Birinde, edebiyat anahtar görevi görürken bu filmde ise müzik sağlam bir katalizör görevinde. Belirmekte fayda vardır. Le Choristes filmi Jean Dréville’in 1945 yapımı filmi La Cage aux Rossignols’ (Bülbül Kafesi)nden hareketle yapılmış. Okul – eğitim – öğretmen içerikli mesaj veren filmler içinde kesinlikle tavsiye edileceklerden biri.  Bence bu filmi özellikle her öğretmenin seyretmesini gerektiriyor.

“Her gece onlar için besteler yapıyorum.”Asla asla deme. Her zaman denemeye değer bir şeyler vardır.” Sözleriyle Mathieu’nun güzel bir koro oluşturma fikri ve hayali canlanır. Öğrencileri tek tek ses türlerine göre tasnif etme sahnesinde onların hevesleri ve istekli oluşları izleyicinin içini ısıtıyor. Hele benim gibi okul yıllarında şanslıysanız, karşınıza müzik aşkı dolu öğretmenler çıktıysa bu duyguyu daha iyi anlarsınız.

Filmde, koronun solistliğini yapan Pierre Morhange rolü için o yıllarda Petits Chanteurs de Saint-Marc’ın solisti olan Jean-Baptiste Maunier’e rol verilmiş. Koro çalışma sahneleri, sonlara doğru yaklaşan gösterileri, izleyiciye hoş bir müzikal tat veriyor. Filmin müzikleri Bruno Coulais’e ait. Sizce de bu kadar ilham verici, insanı bir duygudan diğer duyguya sürükleyen bu müziklerin bestecisi takdiri hak etmiyor mu? Özellikle Voıs Sur Ton Chemin, Les Avions an Paper, Caresse Sur I’ocean isimli eserler mutlaka klasik müzik koleksiyonunda olması gerekenler.

Filmde Mathieu’nun karşısındaki çatışmalı karakter, okul müdürü rolünde seyredeceğimiz François Berle`and. Her ne kadar rol gereği negatif bir yaklaşım sergileyip rolünün hakkını tam vermiş olsa da seyrederken izleyiciye daha itici gelen bir oyuncu görmeyi tercih ederdim.

Tahmin edersiniz başarılı müzik öğretmeni, ideallerden çok egoların ve yanlış yönetimin ağır bastığı bu okul kadrosundan kovuluyor. Her öğrenciyi tek başına bir birey olarak gören ve çağdaş eğitim yaklaşımını benimseyen, onların içindeki yeteneği çıkartan öğretmenin hiç hak etmediği gidişini, yukarıdan aşağı uçuşan veda içerikli kâğıtlarla görüyoruz. Bu sahne filmin en beğendiğim sahnesi oldu, diyebilirim.

Filmi sadece övdüğüm düşünülmesin. Aslında olumsuz eleştirilerim de var. Sonu maalesef ki sanki daha anlatacak, gösterecek sahne varken birden kesilivermiş gibi duruyor. Fakat yazıları görüp te bittiğini anladığımızda bende bir yetersizlik duygusu oluşturdu. Öğretmen Mathie’nun daha sonraki yıllarından görsel ya da anlatısal olarak tatmin edici açıklamalar bekledim. Süre olarak bir buçuk saatin bu film için kısa olduğunu düşünüyorum. Belki de bu şekilde bitmesinin tek sebebi süre sıkıntısı diyebiliriz. Filmin ikinci yarısında okula yeni gelen, suç potansiyeli yüksek ve zekâ seviyesi nedeniyle rencide edilen Mondain isimli öğrencinin üzerinde daha çok durmaları gerektiğine inanıyorum. Mondain’in verdiği mesajlarla aslında suç ve suçlu arasındaki sebep sonuç ilişkisine parmak basılsaydı ve keşke pozitif bir sonla karakterin rolü bitseydi demeden edemiyorum.

Yazımın sonunu, izleyenlerin bildiği, izlemeyenlerin ise final sahnesinde görecekleri nükteli ama anlamı olan bir replik ile bitiriyorum.

“Pépinot inandığı şeyde haklıydı. Mathieu’nun kovulduğu gün cumartesiydi…”

Cömert hayallerinizin olması dileğiyle iyi seyirler…

 

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.