Yazar: Sinem ÖZCAN

Ahsen’in planları gölgesinde yeni bir maceranın içine girdik bu hafta da Muhteşem İkili’de. Maceranın gelişi bize Junior MKC tarafından bölümün başında bildirilmişti aslında: “Annem kaçırılsın, babam üç kurşun yesin; birbirlerine ne kadar âşık olduklarını anlasınlar ve biz birlikte yaşayalım!” Minik Kaan’ın bir anlamda yeni yıl dilekleriydi bunlar ve eklemeyi de unutmamıştı sonuna: Kahramanlar, ölmez!

Biz de bu hafta bölümde onun dileklerinin kısmen gerçekleşmesine şahit olduk. Kısmen diyorum çünkü Yağmur, ilk etapta kaçırılmış görünse de işin aslı öyle değildi. Öykünün aksiyon aksı da buradan işledi. Bir boksörün intikam yemini ve bu uğurda büyük bir çeteyi çökertme planı… Aslında yükselip baktığınızda fikir olarak iyi ama iş kurgu boyutuna geçtiğinde maalesef taşlar yerine oturmuyor, işte. Belki de ben illegal işler yapan koskoca çete imparatorlukları kuran adamların daha akıllıca davranmasını bekliyorum. Üstünden para kazandıkları sıradan bir boksörün, bütün yapılanmaya, bütün mekânlara ve işleyişe bu hâkim olmasını algılayamıyorum. Onun iki saatlik itirafıyla “pat” diye çökertilen suç örgütleri bana göre sadece Kaan’ın hayal dünyasında olur. Biliyoruz babası ve Barca amcası “kahraman” da biz o kahramanlığı azcık detaylı, azcık derin ve azcık entrikalı görebilsek, keşke.

Muhteşem İkili, her şeyden önce bir aksiyon dizisi ama nedense bu aks, bende hep “Bir an önce kimi öldüreceksek öldürelim, kim yakalanacaksa yakalansın da akşam bi romantizm patlatalım!” duygusu uyandırıyor ve açıkçası bu nedenle de hem samimi bulmuyorum hem de fazla aceleye gelmiş hissine kapılıyorum. Hayır yani mecbur değiliz, iki bölümde bir vak’a çözmeye… Biraz daha ayakları yere bassın da varsın dört, beş bölüm sürsün; bu yarım kalmışlık duygusundan iyidir. Gerçi bölüm sonunda MKC vurulduğu için olay kesin olarak sonuçlanmadı ama Kaan’ın da dediği gibi “Kahramanlar ölmez!” ve can dostu vurulan bir Barca, o Tamer’i yaşatmaz, nokta.

Dizide maceralar bir süredir Ahsen gölgesinde yaşanıyor demiştim çünkü şu anda ana çatışmamız Ahsen’in intikam planı. Birkaç haftadır “Ben bu kadının derdini anlamıyorum! Ne yapmaya çalışıyor?” diye söyleniyordum. Çok şükür bu bölüm benim için, epeyce netleşti, Ahsen’in planı. Annesi dışında abisi de hayattaymış onu da dipnot olarak öğrenmiş olduk ve abisiyle konuşurken de planının ilk adımını ortaya koydu: “Onları ilk etapta birbirlerinin yüzüne bakamaz hâle getireceğim.” Yani bir şekilde aralarındaki kopmaz bağı, koparacak; belki birbirlerine düşman edecek ve sonra yine onun ağzından duyduğumuza göre kendi yaşadıkları yüzünden onların vicdan azabı duymalarını sağlayacak. Peki, biz de Ahsen gibi adım adım gidelim öyleyse.

“Birbirlerinin yüzüne bakamayan” MKC ve Barca nasıl yaratılır? İki yolu var bence bunun. İlki MKC’nin Barca ve Nilüfer arasında yaşananları öğrenmesi. Böylece MKC çok büyük tepki gösterecek ve Barca’da bundan rahatsızlık duyacak. Ahsencim kusura bakma da bu plan, tam da burada çöker. Niye mi? MKC, içindeki maço Antepli dolayısıyla ilk anda yaygara koparsa da kız kardeşini gözünü kırpmadan teslim edeceği adam Barca’dır. Buna ikisi de hatta ve hatta Feridun Barca’dan, Yağmur’a ondan da Kaan’a kadar herkes de şahitlik eder. Geçtik bu noktayı; Barca, kendini “kardeş”ine ihanet etmiş görse ilk andan bu işe dur der, babasına rağmen Nilüfer’e yaklaşmazdı. Onu da koydum kenara; ikisini de çok iyi tanıyan Feridun Barca, bu noktada oğlunu “Ateş Kız”a doğru itmezdi.

İkinci yola gelince Ahsen kızımız, eskiden olduğu gibi yine ikisini de “Ahsen”e âşık edecek ve eskiden nasıl aralarında bir duvar ördüyse yine aynısını başaracak. Bu hesapla da ikisine de yaşadığını ve geri dönmek üzere olduğunu sezdiriyor. MKC’nin arabasına bırakılan kartpostala, Barca’ya şarkılarını dinleterek karşılık verdi. MKC’yi evinde boza içmeye davet etmesinin rövanşını da Barca’ya eski mektubunu ve atkısını yollayarak aldı ve son olarak her ikisine de aynı mesajı gönderip yakın zamanda geleceğini vurguladı. Tamam, hepsini anladım da anlayamadığım dev bir durum var Ahsen kardeş: Biri âşık olduğu kadından istemeden boşanmış, çoluklu çocuklu bir adam; diğeri karısını çok acı bir biçimde kaybetmiş yaralarını yeni yeni sarmaya çalışan başka bir adam… Şimdi sen, yaşadıkları her şeyi silip ikisinin de sırf senin parmağındaki yüzüğün detayını unutamadıkları için eski, mutlu (!) günlerinize yeniden döneceğine mi inanıyorsun, yani? Pardon da sana şu “profil uzmanı” belgesini veren arkadaşların bi’ adlarını, açık adreslerini rica edebilir miyim, ben? Kendilerine mesleki yeterlilikleri hakkında söylemek istediğim birkaç şey var da…

“Profil uzmanı” dediğin kişi insan psikolojisini yalayıp yutmuş demektir. Bu da en azından, iki adamın konuşmalarının alt metnini doğru okumayı gerektirir. Tamam, her ikisi de Ahsen’den vaktiyle çok fazla etkilenmiş ama bunda, bir anda onun ortadan kayboluşunun getirdiği gizemin payını da unutmamak gerek. Üstelik kim olsa aradan yıllar geçtikten sonra birden ortaya çıkmaya karar veren bir insanla ilgili kafa yorar yani. Durumun kendisi tuhaf çünkü, bunun Ahsen’e hâlâ bitmeyen aşkla da bir ilgisi yok! Eğer Ahsen buna, “Vay be, işe bak! Beni asla unutmamışlar, oldu bu iş!” noktasından bakıyorsa değil psikolojiyi yalayıp yutmak, empati duygusunun da o yangında kül olduğunu düşünmeye başlayacağım, ben. Zira bu mantık, ancak on yedi yaşında bir ergende bulunur.

Ben, özünde Ahsen’in intikam duygusuna hak veriyorum. Hayatının baharında yaşadığı bir talihsizliği “kader” diye kabullenip geçemez, insan. Çok acı çektiği için buna sebep olanlara da düşmanlık besler. Buraya kadar gayet insani bir durum var ve sorun yok. Hadi, bir tık öteye gidelim, intikam almak da isteyebilir ona da tamam; ne var ki intikam alacak insanın, travmasını aşmış, aklını başına toplamış ve ayakları yere sağlam basıyor olmalıdır. Çünkü intikam ince bir plan işidir ve tam da bu nedenle ona “soğuk yenen yemektir” diyoruz. İçindeki öfkeyi dindirmeden, kendini toplamadan ya da hâlâ eski duygularının etkisindeyken sağlam plan yapma şansı yok, Ahsen’in. Bu da kaybetmesi demek, aslında. Barca’yı Nilüfer’le barınakta gördüğünde gözlerinin dolması ve kendini “yüzünü unutma!” diye motive etmeye çalışması onun içinde hâlâ tüten bir şeyler olduğunu gösteriyor. Soğukkanlılığını koruyamaması da onun en büyük zaafı.

Ahsen’in intikam planları, anladığım kadarıyla Barca ve MKC’nin mutlu olmasını engellemeyi de içeriyor. Bunu da Yağmur ve Nilüfer’de Ahsen’e karşı kıskançlık uyandırmakla sağlamaya çalışıyor ancak yine silah geri tepecek ve onları ayırmak yerine birleşmelerine neden olacak gibi görünüyor. Yağmur, Nilüfer’e göre daha kontrollü ve tepkilerini iyi kapatan bir kadın, Nilüfer açıkça Ahsen’e savaş ilan etti bile. Yağmur’un da bu noktaya gelmesi yakın. Tepkileri benzer olmasa da sonuç aynı olacaktır. Hele hele muhtemelen ağır yaralı bir MKC varken Yağmur, eski mesafeli ve kontrollü tavrını koruyamaz diye düşünüyorum.

MKC’nin vurulması sadece Yağmur’la arasındaki buzların erimesine değil aynı zamanda Barca ile bağının daha da güçlenmesine neden olur. Geçen hafta Barca “Benim sevdiklerim ölür!” diye feryat etmişti. MKC buna karşılık ilk kez ona kardeşten de öte olduğunu sezdirmiş ve “ailemsin” demişti. Ölümün eşiğine giden MKC, Barca’nın asıl korkusunu tetikler ama her zamankinin aksine kardeşini ne pahasına olursa olsun hayatta tutmak için de çırpınmasını sağlar çünkü onu da kaybetmek hem lanetini bir kez daha yüzüne vurmak hem de ailesinden birini daha toprağa vermektir, Barca için ve buna asla izin vermez. (Bütün bunları yazarken aklıma düşen bir ihtimal soğuk terler dökmeme neden oldu. Umarım MKC’nin ünlü çelik yeleği üstünde değildir zira bizim bu duygusal devinimi görmememiz gerek, sayın senaristler!)

Yeni yıl dolayısıyla tüm dizileri dolayısıyla Muhteşem İkili’yi de bir sezon arası bekliyor. Bu aranın özellikle dizinin aksiyon aksına iyi gelmesini yürekten diliyorum. Dizinin devamlılığı adına senaryoda çok sağlam dönüşlere ve ciddi anlamda özene ihtiyacı var. Özen demişken söylemezsem olmaz. Repliklere de biraz daha dikkat etmek gerekiyor. Bölümün başına MKC, Sezgin’e “Yirmi adamını pert etmiş.” diyor Sezgin’den gelen cevap ”O da mesleki deformasyon!” El insaf ama ya!… Hadi yazandan kaçtı; yöneten, sette işiten ve canlandıran da demiyor mu ki mesleki deformasyon değil, o diye… Kastedilen “zaiyat” dillendirilen “deformasyon”… Ve bu ilk de değil… Bir kelimenin kulak tırmalaması, izleyende “Aaa dikkat edeyim bakayım, başka ne hata var acaba?” duygusu uyandırır bilinçsizce. Bu da zaten sağı solu pek sağlam olmayan öykünün iyice göze batması demek. Hani sinek küçük, mide bulandırır hesabı… Umarım birkaç haftalık ara öyküye yeni bir kan, farklı bir dinamizm olarak döner. Oyunculukları bu kadar iyi bir işe yazık olacak diye korkuyorum.

Yazan, yöneten, canlandıran ve set gerisinde büyük yük omuzlayan herkesin emeklerine sağlık!

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.