Yazan: Morzerrecikler

Geçtiğimiz haftayı, Çelenlere bomba etkisi yaratan “manevi kız” sürpriziyle noktalamıştık. Bu haftaki bölüm, Cenk’in hayal kırıklığı ile selamladı bizleri. Bu kez bölümün detaylarına geçmeden önce değinmek istediğim birkaç nokta var:

Elimi Bırakma her yeni bölümde verilen mesajlara bir yenisini daha eklemeyi ihmal etmeyen, toplumdaki sorunlara parmak basan ya da az da olsa basmaya çalışan bir yapım olarak yoluna devam ediyor. Daha önceki bölümlerde otizm hakkında mesaj veren dizinin haftalar geçtikçe kadına şiddet, zararlı maddeler, aile değerleri, örf, âdet ve gelenekler gibi birçok değere değinmesi, benim nazarımda ayakta alkışlanacak bir harekettir. Bizlerin böylesine güzel mesajları izlemesinde emeği geçen kim varsa teşekkürü bir borç bilirim ve bu noktada diziye sadece “aşk” yönüyle bakmaktansa daha kapsamlı bir şekilde verilen mesajlara dikkat edip bu hikâyenin sadece aşktan ibaret olmadığına dikkat çekmek isterim.

Azra’yı babaannesinin manevi kızı olarak karşısında gören Cenk’in yaşadığı hayal kırıklığı gözlerinden okunur cinsteydi. Aslına bakarsanız onu öfkelendiren şey, miras falan da değildi. Cenk’in kızdığı asıl nokta, kısa zamanda onca anı paylaştığı ve “Bağlanmak bana göre değil!” dediği hâlde kendini teslim ettiği Azra’nın ona ihanet etmiş olma düşüncesiydi. İlk buluşmada söylediği “Ben sadece boşa zaman kaybetmekten korkuyorum.” endişesine Azra’yla yaşadıkları nedeniyle yeniden kapılınca koşar adımlarla havalimanına gitti. Cenk’in miras için kalmayı seçmemesi beni şaşırtan bir hareket değildi açıkçası. Geçtiğimiz haftalarda onun asıl derdinin para olmadığını cebindeki son parayı, Azra’nın başına açılan veya onun Azra’nın başına açtığı dertler için düşünmeden harcayışı ile anlamıştık.

Uçağa binme amacıyla gittiği havalimanından kardeşi için dönmüş olması beni hem sevindiren hem de üzen olaylardan oldu. Sevindim çünkü kardeş sevgisi tüm sevgilerden üstün geldi. Üzüntümün sebebi ise Arda’nın abisinin gitmemesi için verdiği çırpınışlarına bu şekilde geri dönüş almasıydı.

Bu konuda söylemek istediğim çok şey var aslında. Arda’nın uyuşturucu olayının öğrenildiği ilk andan itibaren Çelen ailesinin dilinden düşürmediği “Arda bunu nasıl yapar?” sorusu ile başlamak istiyorum: Feride ve Serap Çelen, o kadar Cenk ile ilgili ve odaklıydı ki geriye kalan Melis ve Arda sürekli görmezden geliniyordu. Hâliyle Arda’nın durumunun fark edilmemesi kaçınılmaz oldu. Öte yandan “Ben nasıl bunu fark etmedim?” diye yakınan Cenk’e “Ailenden kaçarken, Amerika’dayken ya da Tarık’ın evinde kalırken mi durumu fark edecektin?” diye sormak istiyorum. Üstelik Cansu’nun “Ben Arda da bir gariplik seziyorum.” demesi üzerine olayı geçiştirir gibi verdiğin cevaplar da cabası. Bu durumda kimsenin “Arda nasıl böyle bir şey yapar?” diye sormaya hakkının olduğunu sanmıyorum ama bunun yerine “Arda neden bu yola başvurdu?” demenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Arda ile beraber uyuşturucu batağına düşen Ceyda’nın söylediği “Arda’nın kocaman bir ailesi var ama neden bu kadar mutsuz anlamıyorum. Galiba ona daha çok ilgi göstermeniz lazım!” sözleri umarım Çelenleri kendine getirmeyi başarır ve iki genç de bir şekilde bu bataklıktan kurtarılır. Elimi Bırakma böyle konularda “aile” kavramının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu konuda Arda karakterine hayat veren Emre Bey, büyük bir takdiri hak ediyor bence. Uyuşturucu konusunun işlendiği önemli bir rolü bu kadar güzel canlandırmak, duyguyu böylesine güzel geçirmek herkesin harcı olmasa gerek.


Gelelim manevi kızımıza: Azra geçen hafta belirttiğim gibi sınıfta kalmaya devam ediyor. Mert konusunun Azra cephesinde iki haftadır, sadece birkaç afişle ya da sözle geçiştirildiğini görüyoruz. Uzun süre kardeşini arayan, onun için çabalayan kızın bir anda kardeşinin bulunma işini kadere bırakmasının altında iki sebep yattığını düşünüyorum. Ya Mert’in güvende olduğunu anladı, onun rahatlığıyla hareket ediyor ya da dediği gibi kardeşi için ayakta kalmaya çabalıyor. Bana kalırsa “güvende olma” hissi Azra’yı ayakta durmaya iten kuvvet oluyor ama yine de gözlerim ufak da olsa bir çabasına şahit olmak istiyor. Aslında Hüsniye teyzenin torunu oynamak için gittiği hemşirenin evinden, gerek “Konuşmuyor ki ya da çok az konuşuyor.” sözleriyle gerekse “Mert çok güzel resim yapıyor.” demesiyle Azra’ya ipuçları getirmeyi başarmıştı ama Azra bu bilgileri de sorgulama gereği duymadı, maalesef. Diğer taraftan nam-ı değer “şeker teyze” Feride Hanım’ın teklifinin bir plan olması, düşüncelerimi doğrular tarzdaydı. Feride Çelen’e hem hak veriyor hem de çoğu davranışına anlam veremiyorum. Anlam veremiyorum çünkü kendisine kim olduğunu bilmeden uzanan yardım elinin sahibi Azra’nın başındaki tüm dertleri bildiği hâlde, ısrarla bir şeyler istemesinin sebeplerini kafamda tam olarak oturtamıyorum. Üstelik bu istekler Azra’yı daha çıkmaza sokacak olduğu hâlde, hâlâ ısrarcı olması bana garip geliyor. Öte yandan hak verdiğim nokta ise ancak “Ailesi dağılmış bir insan Feride Hanım’ın içinde bulunduğu durumu anlayıp ona destek olabilirdi.” düşüncesi oluyor. Bu anlaşma Azra’yla Cenk’in ve Çelen ailesinin ilişkisini ne noktaya getirecek sabırsızlıkla bekliyorum.

Geçtiğimiz hafta cebindeki taşla parkı ev haline dönüştüren Mert’e, Fatma ablasının “Ben de evine girebilir miyim?” sorusu üzerine onu hayatına kabul edişine şahit olmuştuk. Bu hafta da bu kabullenişin boyut atladığını gördük. Başlarda Mert her ne kadar kabullenmek istemese de içten içe Fatma ablasına bağlanıyor, onu iç dünyasına kabul ediyordu ama bu kabulleniş ablasına kavuşma ümitlerini tüketmemişti. Boyalarla ev resmedip evin içine ablasını koyması, Mert’in aile kavramının ablasından ibaret olduğunun kanıtı niteliğiydi gerçekte. Cama çizdiği kalbin içine yazdığı “Azra” kelimesinden sonra o kalbin içinde ablasının belirivermesinin ardından bir heves kapıya koşuşu bu teoriyi doğrular nitelikte diyebiliriz. Her geçen gün, kendini Mert’e biraz daha kaptıran Fatma’nın durumu içimi yaksa da bu durum çocuğu kaybolmuş izleyicilere umut olabilecek nitelikte aslında. Keşke kaybolan her çocuk, Fatma gibilerin ellerine düşebilecek kadar şanslı olabilse.

Şimdi gelelim asıl mesele olan Azra – Cenk – Cansu üçlüsüne: Azra, Cansu’nun, Cansu da Azra’nın Cenk’e olan duygularını öğrendi ve işler bu noktada daha da kızıştı. Azra’nın ona ihanet ettiğini düşünen Cenk, bu aşktan kurtulmak için zor da olsa başka birini seveceğini söylemişti, bu ismin Cansu olması kimseye sürpriz olmadı, diyebiliriz. Bu noktada Cenk’e Cansu’ya boş ümit verme konusunda kızsam da tek kızdığım taraf Cenk olmadı. Cansu, Cenk’in Azra’ya olan duygularını Tarık aracılığıyla öğrenmiş öyle gelmişti restorana. Bir anda duyduğu “sevgilim” sözüne kendini birden kaptırıp takındığı tavır hem kendine hem de Azra’ya karşı hakaret niteliğindeydi adeta. Bu üçlünün arasında bundan sonra bol bol çekişme olacağa benziyor ama ne demişti Feride Çelen “Emek vereceksin, sabredeceksin ki içine sinsin.” Azra ve Cenk gerçekten birbirlerini seviyorlarsa emek vererek ve sabrederek bu aşkın üstesinden gelebilirler. İlerleyen bölümlerde bizi daha ne sürprizler bekliyor bakalım…

6.bölümü ile evlerimize konuk olan Elimi Bırakma dizisini bu hafta da kalemim döndüğünce yorumlamaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar.
Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.