Mehmet Melike

Şahane Damat için en son söylenecek sözü en başta söyleyerek başlayacağım, bu kez: Ahhh, bu bölüm ilk bölüm olsaydı! Niye mi? Çünkü bana kalırsa romantik – komedinin “romantik” kısmı gayet güzel dururken “komedi” kısmı, benim en sevdiğim biçime “hiciv”e kaymaya başladı. Öyle güzel iğnelemeler öyle yerinde taşlar art arda geldi ki birine takılırken diğerini kaçırdım mı kaygısı taşıyorum. İlk fırsatta tekrar bakacağım.

Biliyorum dizi ve sinema görsel sanatlar, biliyorum edebiyatla karıştırmamak gerek, biliyorum romanda harika olan dizide önemli olmayabilir. Hepsini ama hepsini biliyorum ve kabul ediyorum amaaaaaa bu bölüm, hiçbiri umurumda değil kardeşim!  Hatta olay örgüsü, düğümler, çözümler onlara da çok takılmayacağım. Beni benden alan diyaloglar oldu çünkü. Hem taşlamasında, hem romantizminde öyle cümleler geçti ki algım o cümleyi tırnak içine alıp attı zihnimin bir köşesine.

Aşk Doktoru TahsinTahsin’in “rağmen aşklar projesi”yle başladı her şey… Adıyla gideceği yeri gösterdi bile. Ardından “Kırıp dökeni şuursuzca seven zavallılar…” öznesi geldi “Hah!” dedim, “Başlıyoruz!” ve başladık da cidden. Hem sözlerin doğruluğuna şapka çıkardım hem de “zavallılar” diye “rağmen seven”leri aşağılayan Tahsin’e takıldı gözlerim ve iç sesim “Yeme beni Tahsin!” dedi. “Yeme, gözlerindeki o hüzün en büyük zavallılardan birisin, diyor.” ( Burada Mesut Yılmaz’la ilgili söyleyeceğim çok şey var ama oraya girersem, çıkamam diye aşağıda ayrıca konuşmaya karar verdim)

Ardından Tahsin’in İlknur’a attığı taşlarla zevkten dört köşe oldum. Bu kadar mı yerinde bu kadar mı doğru kelimelerle laf gediğe oturtulur.

Veeeee Melike& Mehmet atışmasında yine Tahsin’den gelen bir bomba: “Vicdan, mantık, kalp… Şahane üçlü…” Olup biteni derleyip toplayıp koydu önümüze. Bölüm Mehmet’in vicdanının mantığından yardım istemesiyle açıldı, gerçekten de. Oysa vicdan bilmiyordu ki mantık çoktan dizginleri kalbin eline vermişti. Eğer vicdan karaçalı olmasaydı kalp, o dizginleri çoktan çekmişti. Vicdan, bir ara koydu ağırlığını. Mehmet, mantığının sesini işitir gibi oldu ve İlknur’a gitti ama İlknur öyle düz öyle sığ ve öyle çorak ki oradaMelike ne mantık ne vicdan tutunacak yer bulamadılar.

Melike, İlknur’un tersine inişli çıkışlı… Kızıyor, hüzünleniyor; coşuyor, içine kapanıyor; gülüyor, ağlıyor… Üstelik İlknur’un yüzeyselliğine karşın o alabildiğine derin. Şefkati, sevgiyi, iyi niyeti, narinliği hepsini tek yürekte toplayıveriyor. İlknur’un çoraklığının zıddı Melike renkli, canlı ve hepsinden önemlisi doğal… Kalbi Mehmet’i alıp Melike’ye getirdiğinde onun derinliğinde vicdan kayboluverdi, mantık kendini kaybetti.

Melike’ye karşı yumuşayan Mehmet, vicdanın bütün tepkisine rağmen İlknur’a iki defa haddini bildirirken öyle keskin ve öyle sertti ki ilk bölümden beri söylediğim “İlknur’a âşık değil bu adam” cümlesi yine geçti beynimden. Üstelik şimdi bunun Şahane Damat 3. Bölüm Mehmet (Ali Ersan Duru) farkında olduğunu da düşünüyorum. Mehmet, Melike’yle tanışmadan da bence farkındaydı yoksa “Sınırlarını aşma, yönetmeye kalkma, dır dır etme!” kurallarını koyar mıydı?
Üç maddede bence evliliğin altın anahtarını sunduğunuzun farkındasınız değil mi sevgili senaristlerim? Haaaa, ortada aşk olsa bu kurallar dan dan söylenir mi, elbette hayır ama şu bir gerçek ki aşk da olsa ideal ilişki için öylesine gerekli ve öylesine doğru ki bunlar.

Ardından bir dosdoğru öneri daha geldi bu kez Melike’den Diva’ya “Onu tehdit ederek değil, kendinizi ondMelikean mahrum ederek cezalandırın!” Şapka çıkardım, resmen. Melike’nin o saf, sakar, ezik görünümünün aldatıcı olduğunu öyle iyi biliyordum ki!.. Cesareti olmayan, akıllı olmayan ve elbette güçlü olmayan hiçbir kadın bu cezayı veremez de düşünemez de… Oysa kırgınlığı hissettirebilmenin en etkili ve doğru yöntemidir, kendini ondan mahrum etmek…

Hep dile getirdim, hep de söyleyeceğim ben aciz, zavallı, aşkı için köle olan, ezik kadın tiplemelerinden nefret ediyorum. Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nedir Erdem imzalarını gördüğüm her işte bir tek şey bilirim o da asla bu tarz kadın çıkmaz karşıma. Öyleymiş gibi gösterirken bile izleyiciye “Dikkat, bu doğru olan değil; doğru olan bunun tam zıttı!” mesajı verilir.

Bir diğer bayıldığım yan da hiçbir kahraman havada kalmaz, işlevsiz değildir. Bir nedenle öyle olmaya başlarsa itinayla yok edilir. Boş gibi görünenin de altı doldurulur. Amcanın da Tahsin’in de ilk bölümdeki oturmamışlıkları kalmadı mesela. Tahsin’in aristokrat tavrının züppelik olmadığı, soyunun saraya vardığı ustaca yerleştirildi. Amcanın sarsak, panik, korkak tavrı gayet başarıyla törpülenip istediğinde ipleri eline alabildiği vurgulandı.

Şimdi sıra MehmMehmetet’e geliyor bana kalırsa… Onun keskinliklerinin, yalnızlığının ve en mühimi Tahsin’le dostluğunun içi dolacak. Albay’a gelince bana kalırsa o başlı başına bir hiciv unsuru olarak özellikle karikatür hâliyle korunacak.

Ritmi çok yüksek bu bölümde komediden romantizme de hızlı ve çok güzel geçişler yaşadık. Senaristlerimin tarzlarını biraz biliyorsam romantizm ayağında da uzun uzun oyalamalar, yanlış anlamalar ve saçma ayrılıklar yaşanmadan dozu giderek artan başarılı sahneler gelecektir.

Oyunculuklara gelirsek baştan beri çok başarılı bulduğum iki isim var dizide. İlki Mesut Yılmaz ikincisi Burcu Özberk.

Mehmet MelikeBurcu Özberk, Melike için çok uygun bir oyuncu olmuş üstelik canlı ve temiz bir oyunculuk çıkarıyor. Bu bölüm, Mehmet’e haddini bildirdiği sahnede ayrı bir bayıldım. O nahif kadının içinden çıkan öfkeyi çok iyi verdi. Senaristlerden küçük bir rica Melike’nin içine azıcık indirsenize bizi… Öyle tahmin ediyorum ki orada da duygusu çok yüksek bir canlandırma yapacaktır.

Mesut Yılmaz’a gelince ilk bölümde karşıma çıktığı ilk sahnede bayılmıştım. Giderek de hayranlığım artıyor. Adam neredeyse mimiksiz oynuyor ve sadece duruş ve ifadeyle rolün tam hakkını veriyor. Üstelik biten son işinde ben onun mimikleri de ne denli iyi kullandığını biliyorum. Oyuncunun en büyük avantajı olan hareketleri sıfırlayıp bambaşka bir tarzda çok da zor bir rolün altından kalkıyor. Bu kadar dümdüz bir ifade, bu denli soğuk bir görüntüyle bir adam izleyiciyi( hele de benim gibi çok zor gülen birini) nasıl güldürür, bilemiyorum. Gerçekten her sahnesinde ayrı hayran oluyorum.

Aşk Doktoru TahsinBu arada yukarıda dile getirmeyi unuttum, senaristçiklerim. Tahsin’i nöbetçi kriz çözücü olarak yarattığınızı biliyorum ama josefine ve kuş kafesiyle sınanmasına çok kızdım bilin, istedim. Bunun bir bedeli de olmalı! Tahsin’e bütün sabır sınavlarından başarıyla geçtiği için ve başarılı kriz engelleme yöntemleri adına bir ödül vermenizi bekliyorum, talep ediyorum hatta yalvarıyorum… ( Cennet değil!!!!!!!!!)

Gelelim beni en fazla rahatsız eden yere. Tek kelime edeyim anlayın: KAZİBE… Gözünüzü seveyim sahneleri tamamen sessiz olsun alt yazı koyun… Daha da bir şeycikler demiyorum.

Reji anlamında görebildiğim kadarıyla hâlâ süren aksaklıklar var ancak başta söylediğimi yineliyorum bu bölüm ilk bölüm olmalıydı, işte o kadar!

Bütün ekibin emeğine sağlık diyorum.

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.