Melike Mehmet

Geçen bölümün sonunda Şile’de yaşadığı düş kırıklığını Melike’nin nasıl atlatacağı bu bölüm başlarken benim için merak konusuydu.

Düşlediği her şey neredeyse avcunun içindeyken birden Püsküllü’nün kanadına takılıp uçuvermişti. Mehmet’in verdiği sözü çiğnememek adına hem kendisine hem de Melike’ye acı bir fren yaptırmasına çok kızsam da onun yapısını dikkate alınca kabullendim, durumu.

Mehmet, yaşamını amcası gibi olmamak üzerine kurmuş, dürüst bir adam… İlknur’la evlenme kararının doğru olmadığının da pekâlâ farkında ama kendi ilkeleri içinde tutarlı. Hesaba katmadığı eğer İlknur’la evlenirse ileride tam da amcası gibi olacağı…

Açıkçası Melike bu bölüm çizdiği yönle benim favorim oldu. Kırıldı evet ama ağlayıp sızlamak yerine bütün hayallerini silip atmayı göze alarak dik durdu. Oyunu bozan da o, oldu. Oyunun bitmesi Mehmet’i bir daha görememesi olsa bile bunu göze almayı bildi. O küçük, narin, zarif kızın içinden dimdik, güçlü bir kadın çıktı. “Saf, sakar, şaşkın” kızla bile baş edemeyen Mehmet; şimdi karşısında ona hiç borcu olmayan, onsuzluğu çoktan kabullenmiş, oyunsuz düzensiz bu kadınla nasıl mücadele eder, bilemedim.

Melike’nin yeni hâli, Mehmet’in de kendini kandırmak adına kendine söylediklerini bütünüyle silip attı. Gerçi Tahsin’in “âşık oluyorsun” tespitine sessiz kalan Mehmet de durumun farkında fakat o, Melike’nin yaptığı gibi İlknur’a “oyun bitti” diyecek cesareti kendinde bulacak mı, önemli olan orası. İnsanın en güç savaşı ilkeleriyle olan savaşıdır. Doğrularımızı değiştirmek; hayatımızı düşündüklerimizi hatta duygularımızı değiştirmekten de zor gelir çünkü. Hele Mehmet gibi bunu bir “onur meselesi” yapanlar için çok daha zor.

Şimdi onun savaşı başlıyor. Bir yanda yeni ve çok daha güzel bir Melike diğer yanda ruhunu boş verip bedenini güzelleştirme derdinde İlknur… İzleyici olarak benim seçimim belli elbette ama karakter için bu biraz yorucu bir süreç olacak.

Aslında ameliyat masasındaki İlknur’u gördüğümde içimden bir an “şu masada kalıverse de rahata çıksak” diye geçirdiysem de ( utanıyorum kendimden ama evet, istedim) bunun çözüm olmayacağının aksine Mehmet’in vicdan azabını artıracağının da farkındayım. Mehmet Bey, teyzesinin yolundan adım adım ilerleyen İlknur’dan kendi tercihiyle kurtulmayı bilecek, bu da onun sınavı!

CennetMelike’nin dönüşümünü çok sevdiğim gibi Cennet’te yapılan değişikliği de sevdim. Kardeşinin yanında, daha aklı başında ( hâlâ sivrilikleri var biliyorum ama onu da Tahsin törpülesin), iyi abla Cennet’e itirazım yok. Hele giyim kuşamını ve diksiyonunu da yola koyarsa Sevgili Tahsinciğime vermeyi de düşünebilirim – kiiiiii Tahsin’e kimseleri yakıştıramadığım da malum –

Cennet ve Tahsin’den ilginç bir ikili olacak, belli oldu. Cennet’in aşırılıkları var ama diğer yandan ( onda kusur bulmaya hiç yüreğim elvermiyor ama) Tahsin’in de sivrilikleri var. Fazla rafine ve fazla elit bu adamı ancak Cennet normale yaklaştırabilir.

Tahsin’in geçmişinde – kendi ifadesiyle – bir “rağmen aşk” olduğu bu bölüm iyiden iyiye sezildi. Mehmet’in “İkinci defa bir kadın için birine vuruyorsun” cümlesinden anladık ki Cennet’ten önce bir “ilk” var. Muhtemelen onu “aşk doktoru” yaparken duygu dünyasını tamamen kilitleyen bir vaka… Cennet, bir şekilde onun yüreğine sızmayı başardı ama bu kadar ağır hasarlı bir yüreği iyileştirmek çok da kolay olmayacak gibi.

Mesut Yılmaz’ın Tahsin’de yarattığı profile bayılıyorum, defalarca söyledim ama yineleyeceğim. Tahsin çok zor bir karakter… Düz ve çizgisi net bir adam… Ağır ağır sezilense yüreğinin çok derin ve yaralı olduğu… Zamanla sevgili senaristçiklerim buraya bir kazı yapacaklardır ama küçük ipuçlarını çok doğru iletiyor Mesut Yılmaz. Sadece repliklerle değil bütün beden diliyle o anki duygu ve espri çok doğru geçiyor izleyenlere.

Bu bölüm benim en bayıldığım sahne Engin’e sinirlenip vurmak için hamle yaptığı bölüm oldu. Ali Ersan Duru’nun da doğru vurgusuyla çok başarılı bir sahne olmuştu. Her iki oyuncunun da emeğine sağlık…

MehmetBenim çok merak ettiğim iki şey var sevgili senaristçiklerim: İlki, Mehmet dışında yüreğini herkese kapamış Tahsin’in Mehmet’le geçmişi ve ikincisi de o yüreğe Melike’yi nasıl ve neden aldığı. Meraklı olunca çok vırvır oluyorum biliyonuz, hani diyorum duruma bir el atsanız da ben de kafanızı şişirmesem…

Bölüm sonu varılan noktada Melike, bütün oyunu açıklayarak kendi adına en doğruyu yaptı ama şimdi Kazibe ve Tufan’ı göndermeyi nasıl başaracak, onu bilemedim işte! Lüzumsuz annesi ortalıktan çekildikten sonra Melike de planladığı gibi Mehmet’in gözünün önünden çekilir ve bu, Tahsin ve Cennet’in düşündükleri gibi Mehmet’in çok ağır bir vurgun yemesi anlamına gelir. Bu vurgunu da yemeli. Dibe batmadan suyun yüzüne çıkamayacak belli ki…

Geçen bölüm çekimi çok dağınık bulmuştum özellikle final sahnesinde bütün duygu yitip gitmişti. Bu bölüm, dans sahnesi başta olmak üzere duygusal sahneler geçen haftaya göre daha iyiydi. Yine de slow –  motion bu kadar çok ve sahnenin ritmini düşürecek yerlerde kullanılmasa keşke diyorum.

Beni fena yoran bir başka nokta da Kazibe’nin bir türlü aşağı çekilmeyen ses tonu… Bunun etkisi mi bilemedim ama ben sevemedim bu ‘aşırı’ Egeli Kazibe’yi. Onu da sevemedim oğlunu da… Tufan’ı bu bölüm son sahneye kadar hikâyenin hiçbir yerine oturtamadım. Ortalıkta serseri mayın gibi dolandı durdu. Son sahnede oyunu bozulmasını da sağladı. Artık anasıyla köy mü olur Almanya mı olur her nereyse bi’Melike çekilip gitsin. Valla rahatlayacağım. Final sahnesinde Kazibe kendinden geçince benim içimden geçen de “tufan al anneni oğlum şöyle havadar bir yere götür. Yaramadı bu İstanbul havası size” oldu, ne yalan söyleyeyim.
Yedinci bölümün sürprizlere gebe olduğunu da öğrendik ve benim tahmin yürütemeyeceğim bir noktada kaldı. Tek bilebildiğim artık dik durmayı öğrenen Melike’nin bir daha kimseye boyun eğmeyeceği… Mehmet’in de fena hâlde iki ateş arasında kalacağı… Önümüzdeki bölümü merakla bekliyorum.

Emeği geçen herkese teşekkürlerimle…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.