Savaşçı Dizisi

Yazar: Sinem ÖZCAN

Savaşçı’nın geçen bölümünü Kopuz Albay’ın sahaya çıkma kararında bırakmıştık. Esir düşen Kağan Yüzbaşı’yı kurtarmak hem onun hem de timin birincil hedefiydi ancak yeterli istihbaratın olmayışı hepsinin belini büküyordu.

Özel kuvvetler askerlerinin çok farklı bir eğitimden geçirildiklerini, işkenceye rağmen konuşmamaya, kendilerini kurtaracak her türlü yolu bulmaya alışkın yetiştirildikleri dilden dile dolaşır. Kağan Yüzbaşı da bu söylentileri doğrularcasına yaşadıklarına karşın akılcı kararlar almayı, konuşmamayı ve hepsinden önemlisi komutanına ipucu göndermeyi başardı. Şifreli mesajla koordinatları bildirmesi fikrini çok zekice bulduğumu söylemeliyim ancak koordinat tespiti noktasında takıldım biraz.

Özel kuvvetlere mensup bir subayın bulunduğu yeri saptamada sıradan bir insana göre çok daha profesyonel olacağı çok açık ancak getirildiği yeri hiç görmeden tam koordinat bilgisini nasıl algıladığını da pek anlayamadım. Benim teknik bilgim bunda yetersiz kalmış olabilir keşke o detay biz, sıradan izleyiciler için daha kolay anlaşılabilir verilmiş Kağan Yüzbaşıolsaydı. Yine de bu kadar kusur kadı kızında da olur, deyip pek de takılmadım.

Yaşananların en büyük çilesini Kağan Yüzbaşı çekti kuşkusuz ancak karar mercii olup da çok önemsediği subayını kurtarmak için elinden bir şey gelmeyen Kopuz Albay’ın yaşadığı manevi işkence de onunkini aratmazdı. Biz izleyici olarak onun tam vaktinde Kağan Yüzbaşı’yı kurtaracağını hissediyorduk elbette ama öykü kahramanı olan Kopuz Albay’ın bu lüksü yoktu. Kaygısı, tedirginliği, çaresizliği ve kararlılığıyla onun iç dünyası çok iyi vurgulanmıştı.

Ankara’da ise Kağan’ın durumunda habersiz ailesinin, evin kurşunlanmasından sonra sıradan hayatlarına dönme çabalarına tanık olduk. Kağan’ın gerçeği öğrendiğinde yaratacağı fırtınayı hepimiz biliyorduk ancak olanları saklama konusunda ben ne Selver Hanım’ı ne de Kopuz Albay’ı suçlayamıyorum. Kağan’ın yaşadıklarını hiç düşünmesek bile hayatı o operasyondan bu operasyona koşturmakla geçen bir subaya en son gereken, geride bıraktığı ailesi için endişelenmektir. Onun şartlarını bilen hiç kimse de yaşananları Kağan’a anlatmaya kalkışmaz, doğal olarak.

Tepegöz, örgüt içindeki konumunu sağlama almak adına olayı iyice kişiselleştirerek Kağan Yüzbaşı’ya savaş açmış durumda. Bu arada söylemeden geçmeyeyim: Her üç dizide de ana kahramanların örgütün elebaşlarından biriyle kişisel hesaplaşmaları var ve bu hesaplaşmada örgüt genellikle daha çok darbe alan taraf. Beni baştan beri şaşırtan, ana kahramanın engellemeleri sonucu hedefine ulaşamayan örgüt mensuplarının herhangi bir hesap vermemesi olmuştu. İlk defa Savaşçı’da örgüt militanı beceriksizliğinin faturasını ödeme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu açıdan gerçekçi bir akış olduğunu söyleyebilirim.Tepegöz Yıldız

Tepegöz için Kağan’ı düşürmek artık sadece şahsi bir hesap değil aynı zamanda örgüt içindeki konumunu toparlayabilmesi için son şansı. O yüzden de tedbiri elden bıraktı. İşi hiç kimseye havale etmeden olayı, kendi başına Kağan’ın evine kadar gelip kız kardeşini rehin almaya kadar vardırdı. Bu Tepegöz’ün son hamlesi olmalı bana göre… Bu defa da kaçmayı başarırsa yeni bir planla Kağan’ın üstüne gelmemeli. Eve telefon etme, evi kurşunlatma ve nihayet Yıldız’ı rehin alma… Bunun sonucunda Kağan’la yüz yüze kalacağı kesin ya planladığı gibi onu alıp örgütteki konumunu düzeltecek (Ki Kağan Yüzbaşı’nın üst üste iki defa esir edilmesi bana mantıklı gelmiyor.) ya da yaşananlar dolayısıyla iyice çileden çıkmış olan Kağan Yüzbaşı, Tepegöz’ü öldürecek. Üçüncü şık Tepegöz’ün kaçıp izini kaybettirmesi elbette ama bana kalırsa bu çatışmanın sonunda izleyici kesin hamle bekleyecektir. Tepegöz yeniden yer altına çekilip bir süre sonra tekrar ortaya çıkmasa iyi olur. Kaçması durumunda da cezasını örgüt kesip onu ortadan kaldırmalı. Tepegöz yerine bir başka kişi ya da durumla yeni bir çatışma kurulmalı diye düşünüyorum.Kağan Yüzbaşı

Kağan ve Aslı cephesinde ben Aslı’nın Kağan’a göre duygularını daha çabuk algılamasını ve bir süre bunlarla çarpışmasını beklemiştim ama tersi oldu. Ölüme gittiğini düşünen Kağan, son anlarında aklına düşen Aslı’yla ilgili hislerini daha çabuk fark eden taraf oldu. Hazır yeri gelmişken Kağan’ın idam sehpasındaki o iç monologuna bayıldım. O kadar sade, o kadar dolaysız ve hamasilikten çok uzak bir duygusallığı vardı ki hayran oldum. Hele hele konunun Aslı’ya tam da orada bağlanmış olmasını çok akılcı buldum. Böylelikle Kağan’ın zihninde hep “ölüme giderken bile aklında olan” kadın olacak, Aslı ve bu bir erkek için bence çok önemli bir duygusal deneyim. Bunun adını ilk anda “aşk” koymasını elbette beklemiyoAslırum. Sadece “Niye o anda Aslı’yı düşündüm, ben?” sorusunu kendine sık sık yöneltmesi bile yeterli olacaktır. En azından ona kayıtsız olmadığının artık farkında. Kağan konumundaki bir adamın, olaya birdenbire “hayatımın kadınını buldum, kaçırmayayım.” düşüncesiyle yaklaşması zaten imkânsız. Şimdilik Aslı onun için Ankara’da, izinde olduğu zaman diliminde görüşmek istediği bir kadın olacaktır.

Aslı, Kağan’a temkinli yaklaşmakta çok haklı… Ona göre asla bir ilişki için düşünmeyeceği erkek tipi, Kağan. Önce bunu kırmak zorunda, ardından tıpkı Kağan’ın yaşadığı gibi bir aydınlanma yaşayıp onun kendisi için ne kadar özel olduğunu fark etmeli ancak o zaman duvarlarını indirip bir ilişkiye teslim olacaktır. Bu arada arabada arkadaşıyla konuşurken anladık ki ailesiyle sorunları var Aslı’nın. Anne, baba şefkati ve ilgisine çok alışık değil. Kağan’ın birbirine bağlı ailesi ve arkadaşları da onun için yeni bir çevre, alışık olmadığı bir ilişki biçimi. Bu da ilk anda Aslı için ürkütücü olacaktır.Aslı Yüzbaşı Kağan

Her şeye rağmen ilk izlenimim sürüyor. Bütün engeller aşıldıktan sonra çok ilginç bir ilişki ve derin bir aşk yaşanacak Aslı ile Kağan arasında. Üstelik birbirlerini çok iyi dengeleyen bir çift doğacak gibi geliyor bana. Tam anlamıyla tezatların uyumu, diyebilirim.

Savaşçı’ da en sevdiğim taraflardan biri reji. Bu hafta da özellikle Kağan’ın idama götürülüşünde ve o ilk kurşuna kadar geçen süredeki sahnelerin çekimine hayran oldum. Yakın planın çok iyi kullanılması, kılıç ve güneş motiflerinin vurgulanması, kalabalık sahnelerin çekim planları bence çok çok iyiydi. Volkan Kocatürk her hafta, en kritik noktalarda hoş detaylarla imzasını atıyor.

Berk Oktay’ı bu hafta Kağan Yüzbaşı’da cidden çok sevdim. Duygusal boyutu çok yoğun olduğu için mi bilemiyorum ama bence şu ana kadarki en iyi performansını sergiledi Berk Oktay. İlk andan beri Kağan Yüzbaşı’yı çok sevdiğini ve üstünde çok uğraştığını hissetmiştim. Şimdi şimdi meyvelerini toplamaya başladı, bana kalırsa. İdam sehpasındaki duruşu, mimikleri ve bakışıyla; işkencedeki tavrıyla ve evde yaşananları öğrendiğindeki tepkisiyle bana “Oldu!” dedirtti.Aslı

Yıldız Çağrı Atiksoy’u da Aslı olarak çok seviyorum ben. Duygu geçişlerini, soğuk ve akılcı kadın profilini ve Kağan’a karşı tedirgin tavrını çok doğru buldum. Sadece Kağan’la sahnelerinde değil Kubilay’la diyaloglarında da çizgisini çok yerinde buluyorum. Aslı’nın soğuk görünümüne kendi sıcaklığını katıp iyi dengeliyor onu. Böylelikle Aslı’yı snop ve itici olmaktan da koruyor.

Murat Serezli, baştan beri favori oyuncum dizide. Kopuz Albay iyi yazılmış bir karakter ama onu yaşayan bir adam hâline sokan da bütünüyle Murat Serezli oyunculuğu. Bu hafta en çok istediğim şeylerden biri yaşandı ve ben onu sahada da gördüm. Kağan’ı idamdan kurtaran ilk kurşunu attığında “Bende ite verilecek evlat yok!” repliğini duyup o silahın gerisindeki yüzü gördüğümde kendimi tutamayıp ağlamaya başladığımı da itiraf etmeliyim.

Kopuz Albay’ın hem kumandan hem “insan” yönlerinde bambaşka tonlamalarla gerçekten alkışlanacak performanslar çıkarıyor Murat Serezli. Üstelik çok az mimikle ve çok ince bir dengeyle sağlıyor bunu.  Kopuz Albay, içinde fırtınalar kopan, duygulu ve çok coşkulu bir adam ama konumu gereği bunu bütünüyle örtmek zorunda. Görebildiğim kadarıyla Murat Serezli bunu sadece bakışlarla yansıtmayı tercih ediyor. O ciddi kumandan çehresinde kor gibi yanan ya da sevindirici bir durumda birden ışıldayan gözlerle… Benim oyunculukta en sevdiğim çizgi, tam olarak bu. Kimliği abartmadan tek bir detayla duyguya vurgu yapmak ve doğallığı zedelemeden karakteri benzerlerinden farklı kılmak… Öyle başarılı bir Kopuz Albay tiplemesi çıkardı ki Murat Serezli, bundan sonra hangi rolde görürsem göreyim o benim için bir yanıyla o hep Halil İbrahim Kopuz olacak. Yüreğine sağlık…

Yazan, yöneten, canlandıran ve set arkasında elinden geleni yapan herkesine emeklerine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.