Sancar'ın Nare'si

                                                                            Yazar: Sinem ÖZCAN 

Bu hafta benim gri hücrelerim de Sancar’ınkiler gibi fazla mesai yaptı durdu. “Nare, mektubu neden Gediz’e yazdı?” sorusu her şeyin ötesine geçip cevap aradı, bölüm boyunca. Bulduklarımın çoğu Sinem’in cevaplarıydı, Nare’nin değil. Ne yaptıysam Nare’nin daha doğrusu senaristlerin beynine girmeyi başaramadım ve tam pes ettiğim anda açıklama geldi: Ben sana hep mutlu mektuplar yazdım. Nare’nin sözlerini işittiğim anda dudaklarımdan istemesiz bir “Pesss!” nidası döküldü. Açıklamaya değil, onların aşkının çizgi ötesi oluşuna bir hayretti benimki. Yıllar boyu, yılda sadece 12 gün görüşerek süren bir aşk bu. O sevdayı büyütüp destan yapansa dünyanın bir ucundan diğer ucuna gönderilen deste deste mektuplar… Bu aşkın dinamiğinde yazı var hem de o kadar var ki Sancar’ın Nare’yi bulduğu anda sorduğu ilk soru “Bana niye mektup yazmadın?” çünkü o mektubun kendisine gelmemesi demek Nare’nin ondan vazgeçmiş olması demek, Sancar için. O denli ağır, o denli kahredici ve o denli yıkıcı… Ama elbette o da benim gibi cevabın bu kadar nahif olacağını kestiremezdi. Annesinin ölümünü bile haber kötü diye mektuba koymayan ve sadece güzelliği, aşkı, umudu paylaşan bir kadın var karşısında. İki küçük çocuğun boylarından büyük sevdalarını ayakta tutan da destan yapan da o güzelliğin içine saklanan büyük güç, işte!Gediz'le Nare

Her şeyi başa sarıp Gediz’e yazılan mektuba bu gözle baktığımda karşıma çıkan tablo Gediz adına çok üzücü. O “en yakın arkadaş” ve ona mutsuz edecek mektuplar yazılabilir. Gediz bunu “teselli hediyesi” olarak gördü ama benim baktığım yerden Gediz’in hiç şansının olmadığının kanıtı duruyor karşımda. Üstüne üstlük “Gittim.” diye kandırılan bir Gediz var ortada. Baştan beri bu hikâyenin “iyi” adamı Gediz ve onun karşılıksız dostluğu da içten sevgisi de benim gözümde onu yüceltiyor ancak konu Nare olunca, kızmayın bana ama, benim yüreğim de aklım da Nare’den yana. Mektubu Gediz’e bırakmak ona bir haksızlık mı? Evet, öyle! Hem de hiç tartışmasız. Nare “en iyi arkadaşım” dediği adamı incitir mi? Evet, incitir ama öyle ya da böyle Nare’nin yaptığı bir plan var ve o planın gereği de gittiğine Sancar’ı ve Gediz’i ikna etmek. Bunun için de Gediz’e o mektup yazılmalıydı. Her tür ilişki, sınavlardan geçer. Bu sınavlarda gönül hiç istemese de maalesef haksızlık da vardır, kırılmak da. Önemli olan karşı tarafın ne yapmaya çalıştığını anlayabilmek ve bağışlamayı bilmek, galiba. Gediz baştan beri, Nare’ye inanan ve güvenen adam. Şimdi ilk kez inancı ile sınanıyor. Evet, Nare onu incitti ve belki de yaptığı bir hata ama o hataya rağmen Nare’yi anlamayı dahası sevmeyi başaracak mı göreceğiz. Bu da Gediz’in ilk sınavı.sadıçlar

Sefirin Kızı’nın akışında en sevdiğim şey, kafamda dönüp duran soruların cevabını bölüm içinde gayet akılcı olarak almak. Sürüncemede kalmadan anlamsız yerlere bağlanmadan hepsinden önemlisi izleyicinin aklıyla dalga geçmeden her cevap şak diye önümüze konuyor. “Mektup, niye Sancar’a yazılmadı?” diye sorup durdum, cevabı aldım. “Nare, Melek’i yurtdışına izinsiz nasıl çıkardı?” diye sorguladım. Çıkarmamış, gördüm. “Sancar, o nota nasıl inandı?” dedim. İnanmamış, anladım. Kısacası senaryo her bir boşluğu, yerine en uygun tuğlayı yerleştirip öyle ilerliyor ve aklıyla dalga geçilmeyeceğine güvenen her izleyici gibi sırtımı güvenle koltuğuma yaslayıp seyrediyorum. Şimdi bir soru daha var önümde. Cevabımı alacağıma inansam da yine de kendime açıklamaya çalışıyorum: Sancar, köstebeğin Müge olduğunu nasıl anladı? Düşününce çok da zor olmadığına kanaat getirdim, aslında. Sancar çok zeki bir adam ve etrafındakileri çok iyi tanıyor. Müge’nin köy yanarken saçını tararcasına Gediz’i arayıp “Bana para ver, araba alacağım!” saçmalığını ilk anda anlamlandıramasa da aklının bir kenarına yazmıştır. Olup biten her şeye onun vâkıf olduğunu da hatırlayınca parçaları birleştirmesi zor olmamıştır, tahminimce.Nare Meleğiyle

Müge’nin gerçekleri öğrenince nasıl bir tavır alacağını şu an kestiremesem de onun saflığını da Nare’nin onu kollamak istemesini de anlıyorum ben. Neredeyse çocukluğundan beri Nare’nin üvey abisi olarak tanıyor Akın’ı, Müge. O ana dek Akın’ın gerçek yüzüne dair en ufak bir işaret görmemiş. Üstüne üstlük uzaktan bakınca hâlâ Müge’yi kollayan “iyi”(!) bir adam imajı çiziyor Akın. Onun diğer yüzünü Nare, Gediz hatta Sancar ve bizler biliyoruz ama Müge âşık olduğu adamı görüyor. Nare nasıl Sancar’ı ve Gediz kollamak için parayı kaçırdıysa Müge de sevdiği adamı işlemediği(!) bir suçtan korumak için kollar. Üstelik tam bu noktada, kendisi gözünü karartmışken “Biz hırsız değiliz, kimsenin evinden gizlice para almayız!” diyen sözde namus timsali bir adam var karşısında. Müge kâhin değil, Akın’ın bir başka yüzü olacağı aklının ucuna bile gelmemiştir. Baştan beri de muhtemelen hiç farkına bile varmadan Akın’a olup biteni anlatıp duruyor. Akın’ın gerçek yüzünü herkesten iyi bilen Nare’nin onu hiç suçlamaması da bu yüzden. Müge, bile isteye bir hata yapmadı, ihanet etmedi ve ilk günden beri Nare’ye destek olanlardan biri. Nare kadar sevdiklerine düşkün bir kadının, hep iyilik gördüğü bir başka kadını Sancar’ın ve kardeşinin önüne atmayacağı da çok açık. Akın’ın gerçek yüzünü ona anlatana kadar, Müge’yi Sancar’ın ve Gediz’in hedefinden çıkarmaya çalışacak tabii ki. Ancak atladığı büyük bir detay var. Sancar onu çok iyi tanıyor. Nasıl nafakayı alacağına bir an bile inanmadıysa, nasıl çalışmadan evde oturmayacağını adı gibi biliyorsa onun Akın’la sevgili olmadığını da bir başkasını korumaya çalıştığını da çok iyi biliyor. Evet, Sancar kuşkucu bir adam ve bu kuşku kıskançlığıyla birleşince çok büyük bir öfke doğuruyor o da kesin ama “Akın’la sevgili misin?” sorusu kıskançlığından değil, Nare’yi bu çıldırtacağı için ve gerçeği ağzından ancak öyle alabileceği için kasıtlı soruldu.Sancar Efe

Nare de Sancar da farklı duygularla birbirlerinden uzak dursalar da benim gördüğüm, Sancar’ın Nare’yi tanıdığı kadar o, Sancar’ın yapabileceklerinin farkında değil. Akın’ı Barcelona’ya gönderirken Sancar’ı hesaba katmadığı, sahte evrakla parayı Akın’a bağlayıp onu suçlu çıkaracağını düşünmediği gibi bundan sonra Akın’a yapabileceklerini de kestiremiyor oysa Sancar “Ne yaşarım ne yaşatırım!” cümlesini boşuna kurmuyor. Adı Nare ile aynı cümlede geçti diye Akın’ı batağa saplayan adam, onun Nare’ye ve hatta Müge’ye yaptıklarını yanına kâr bırakmaz; bırakmaz ama o deli öfke kendisini de yakıp kül eder. İşte, asıl büyük tehlike de orada bence. Sancar’ı Sancar’dan koruyacak güç kim ya da ne olacak, bilemiyorum. Bildiğim Nare’nin onu kendisinden korumakta zayıf kalacağı. Artık işler değişti. Akın ve oyunları açığa çıktı, herkesin safı da belli oldu. Nare, kızını alıp uzaklarda bir hayat kurmak yerine baba – kızı ne pahasına olursa olsun ayırmamayı seçti. Çok dürüst olayım aynı konumdaki ben olsam bu kadar yüce gönüllü olur muydum? Hiç sanmam! Ben kızımı da alıp gitmenin bir yolunu bulurdum ama destan kahramanı olan ben değilim, Nare. Onların aşkının normal ilişki kuralları ve alışkanlıkları ile açıklanabilir bir durumları yok. İkisi de o aşktan vazgeçmez ama bu birlikte olmaları anlamına da gelmez. Nare, Sancar’ı affedemez; affetmemeli de zaten. Üstelik olup biten her şeyi öğrenen Sancar, zaten kendini asla affetmez. Ne var ki birlikte olmadan birbirlerinden vazgeçmemeyi çoktan öğrenmiş onlar.

Bölümün tamamına bütüncül olarak baktığımda artık oyunlar, tezgâhlar, planlar bitti diye düşünüyorum. Akın’ın yurtdışına gönderilmiş olması elbette ki geçici çözüm. Aldatıldığını anladığı anda, mali polisin peşinde olması da durdurmaz Akın’ı ve ne yapar ne eder yine Muğla’ya gelir. Gelir gelmesine de bu defa bir Müge desteğine sahip olacağını sanmıyorum. Sapık beyni ona Sancar’ı yok edip Nare’yi elde etmesini emrettiğinden bütün gücüyle saldıracaktır. Baştan beri küçük gördüğü Sancar’ın onun başına açtığı bela, hırsını da artıracak ve ne olursa olsun onu ortadan kaldırmaya uğraşacaktır ama öfkesine yenik düşmediğinde Sancar, çok zeki bir adam. Kendisiyle en azından geçici bir ateş kes yapmak zorunda ki Akın’a karşı durabilsin ve onu tamamen oyundan çıkarabilsin.Nare Çelebi

Bana sorarsanız bu bölüm çatışmanın büyük bir bölümü çözüldü. Şu an bulunduğumuz noktada köstebek açığa çıktı, Akın bir süreliğine gönderildi; Nare, kızıyla Muğla’da bir hayat kuracak ve Sancar kızından uzak kalmayacak. Yani sular bir miktar durulmuş gibi görünüyorsa da bunun aldatıcı olduğunu tahmin ediyorum. Şimdi çok sağlam bir düğüm atılacaktır ve açıkçası ben o düğümün nereden ve nasıl geleceğinin merakı içindeyim. Bu hafta da gri hücrelerimin ev ödevi, bu düğümün ne olduğunu bulmak olacak, anlaşılan.

Yazan, yöneten, canlandıran ve ekran gerisinde büyük yük omuzlayan bütün ekibin emeklerine sağlık.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.