Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Kuzgun’un, tek kurşunla kafasından vurduğu şerefi olmayan Şeref Dağıstanlı’ya adına ve şanına uygun beddualar, şey pardon dualar ederek kapatmıştık, geçtiğimiz bölümü. Öldürmeyen Allah da öldürmezmiş işte, bunu da hatırlamış olduk yeniden. Şeref Bey amca, adeta kurşunlara kafa tuttu ve ezberimizi bozarak hayatta kalmayı da başardı: Bora’ya kadar. Kurşun öldürmezmiş, Kuzgun; Bora estirmen gerekirmiş, Şeref’e. Azıcık şefkate ihtiyacı varmış aslında, ölmek için hani onda olmayan. “Adalet, adil midir yoksa kör müdür?” diye sormuştu Kuzgun’a, Terzi Derviş. Kanunun adaletini bilmem ben Terzi Bey amca ama Şeref söz konusuysa Allah’ın adaleti işledi, diyebilirim. Şeref’i, Kuzgun’un kurşunu değil de oğlunun ondan vazgeçmesi öldürdü. Düşmanınla kaderin aynıymış be Kuzguncum, bunu bir ara öğrenmen gerek. Ne yalan söyleyeyim, ben bile şaşırdım.


Velhasıl bütün beyin hücrelerimi düşünmekten ve olaylar arası mantık kurmaya çalışmaktan yakan bir bölüm seyrettim, dün akşam. Kuzgun dizisi, genel kurgusuyla birlikte dilden dile dolaşan “Hiç bir sır, gizli kalmaz.” deyişini, her bölüm başarılı bir şekilde sürdürmeye devam ederken Kuzgun’un “Yeniden doğmam, yirmi yıl sürdü.” mottosunu da çürütmekten geri kalmadı, maşallah.!
“Kuzgun, Şeref’i neden vurdu?” sorusuna çok net bir şekilde, “Anlık gelişen bir olaydı.” diye cevap verebiliriz. Ya da “Kuzgun, Şeref’in ölümüne dair Rıfat’ı ele verecek delilini -kol düğmesini- Rıfat’a neden teslim etti?” sorusuna, “Güven kazanmak için.” diye cevap verebiliriz. Bunlar ve buna benzer birkaç soru daha, cevapları oldukça basit sorular. Gelin biz, biraz daha zor olan sorulara hem şöyle bir göz gezdirelim hem de kafamızı yoralım.

Kuzgun, bir oyun kurdu ve Şeref’e av gibi görünürken kendisi Şeref’i hedef alıp -anlık bir refleksle bile olsa- öldürdü ve Rıfat’ın hayatını kurtaran olarak ilk güven kırıntısını ona teslim etti. Terzi Derviş’e de anlattığı gibi Rıfat için istediği onun Şeref gibi kolayca ölmesi değildi asla; ölmek, bazen kurtuluştur. Hayatta ölümden daha beter şeyler de vardır, tıpkı Kuzgun’un onu var eden her şeyini kaybetmesi gibi. Rıfat da ilk önce her şeyini kaybedecek ve daha sonra Yusuf gibi hapishanede ölecekti. Olay yerinde kaybolan kol düğmesini Rıfat’a teslim ederek Kuzgun, güven kırıntısını büyütüp kocaman bir dilim haline getirdi ve Bilgin ailesinin evine, sofrasına ve en önemlisi ailesine dahil olmayı başardı. Kuzgun’un istediği de tam olarak buydu. O hâlde, buraya kadar baktığımızda, Kuzgun, doğru yolda. Bu kadar açık oynayıp, kol düğmesini Rıfat’a verdiği için ona kızmanın bir anlamı yok gibi. Ben kol düğmesinin Şeref Dağıstanlı ölümünde Rıfat’a karşı bir koz olarak kullanılacak kadar önemli bir delil olduğunu düşünmüyorum. Ayhan ve Şeref’i öldüren kurşunlar, Kuzgun’un silahından çıktı, neticede. Ha! Tabii parmak izi olan bir silah da yok ortada. Beşinci bölüm ön izlemenin tamamen şaşırtmaca olduğuna inanıyorum.

Gelelim cevabını bulamayıp küçücük de olsa bir ipucu aradığımız sorulara: Rıfat, Kuzgun’a dair bir sorun yaşarsa diye restoranın kamera kayıtlarını aldı ve onu sakladı. Gayet mantıklı da ancak benim kafama takılan başka bir detay var. Buluşma öncesinde Kuzgun restorana gitti ve etrafı bir kolaçan etti. Gözümüzün içine soka soka kameralara baktığını da gösterdiler, bize. Bu detayını boşa olmadığını düşünerek ben, Rıfat’da olan o görüntülerin Kuzgun içeriğinin boş olduğunu düşünmek istiyorum. Şeref’e av gibi görünüp ibreyi kendine çevirerek onu avlayan Kuzgun, muhakkak o kameralara yönelik bir plan yapmıştır, diyorum. Aksi benim Kuzgun’un zekâsına yönelik inancımı yerle bir eder. Bakınız hâlâ makul olmaya çalışıp Kuzgun’un zekasına inanıyorum. Hem de yatak altında düşmanları hakkında çıkan bütün gazete kupürlerini biriktirmesine rağmen Rıfat’ın mahalledeki deposunu bilmeyen ve Şeref’e rağmen, Şeref’in oğlu Bora’yı tanımayan, Kuzgun’un zekâsından söz ediyorum.

Öte taraftan önce adıyla sonra eldivenleriyle ve hemen ardından Emir Kozcuoğlu edasıyla karşımıza çıkan Bora Dağıstanlı var elimizde. ‘Gelen gideni aratır’ kalıbına uygun kocaman bir örnek bence o. Babası tarafından hiç sevilmeyen ve bu sevgisizlikle onu, bir saniye bile düşünmeden öldürebilecek hissiz bir karakter, Bora. Ancak hissizliği neye göre, kime göre ve en önemlisi hangi ölçüde işte, o tartışılır. Zira bir gün önce gördüğü Dila’nın peşine takılıp adaya giden, Dila üşüyor diye onun ne hissettiğini anlamak adına ceketini çıkartan Bora bana fazla takıntılı bir karakter gibi geldi. Ona dair güzel duran tek şey oğluna karşı tutumu, otoriter de olsa kendi babasının aksine sevgi dolu. Tabii, şimdilik…

Bora, babasından sevgi görmediğini kendi direk söyledi zaten bize. Ancak karakterini şekillendiren ve geçmişe dair farklı bir travması olduğu aşikâr. Çıplak elle oğlu Atlas’tan başka kimseye dokunmaması buna en büyük işaret diye düşünüyorum. Hayatta değer verdiği tek varlık oğlu veeeee ondan sonra çıplak elle dokunduğu ilk kişi Dila olunca işler Kuzgun ve kalbi cephesinde karışacak. Bora, Kuzgun’a babasının intikamı için değil de Dila’ya olan aşkı yüzünden bilenecek. Ne yalan söyleyeyim arada Dila olmasa Bora, Kuzgun’a babasını öldürmek istediği için teşekkür bile eder gibi geldi bana. Neyse, ben Bora’yı sevdim. Tam dişime göre kötü karakter. Aradığım kan bulunmuştur ancak olay, Kuzgun’un yaşadıklarının intikamını  Rıfat ve ailesinden alma çabasından kayıp aşk üçgenine dönüşmez umarım.

Bu bölüm, Ali önümüze iki yem attı. Bunlardan biri, Kartal’a yaptığı iş teklifi. Kartal’da beni rahatsız eden bir şeyler var, dedim durdum dizinin başından beri. Ancak bu bölüm, onun Kuzgun’a ‘abi’ deyişindeki sıcaklığı ve samimiyeti yürekten hissetmem, Ali’ye rağmen benim bu düşüncemi rafa kaldırmama sebep oldu. Ben, Ali’nin, Kartal ve Kuzgun’un yeniden abi – kardeş olmalarına vesile olacağını hissediyorum. Ali’nin bize attığı bir diğer yemse, Füsun. Kardeşinin ölümünün Kuzgun yüzünden olduğunu öğrenen Füsun, Kuzgun’a olan aşkının da imkânsız olduğuna iyice inanırsa içinden sağlam kötü çıkar gibi geldi bana. Derhal, Ali’nin tarafına geçer ki ben ikisinin diyaloğunda çok farklı şeyler de  sezmedim değil. Hadi hayırlısı. Saçı uzun aklı kısa Aliciğim seni bu yersiz hırsın öldürecek.

Acar gazetecimiz Kumru, abisinin deyimiyle tam bir yer cücesi. Çarptığı kayanın sertliğinden bihaber. Açıkçası Bora’nın onun başına ne işler açacağına dair hiçbir fikrim yok. Adamın içinde gizli bir psikopat olduğu belli. Ancak benim, tıpkı Ali gibi Bora’nın da Kumru’nun abisiyle yakınlaşmasına sebep olacağına dair bir hissim var. Bora’nın bu kadar karşısına çıkmasının ardından kafa rahat haber yapabileceğini düşünmüyorum, Kumru’nun.

Bölümde beni en çok etkileyen Kuzgun, Kumru yüzleşmesi ve Kuzgun, Kartal karşılaşması oldu. Ben Kuzgun’un ailesine olan kızgınlığını ve kırgınlığını ta içimde hissediyorum. Bir sokak köpeğiyle ekmeğini paylaştığı bu hayatta, annesinin ondan vazgeçtiğini düşünmek yeter de artar, onun içindeki duyguların harlanmasına.

Sekiz yaşında, çocuk adam Kuzgun. Aç kaldı, sokakta kaldı, üşüdü, ağladı, en çok da nefret etti. Ailesinden oldu, kimliğinden oldu, geçmişinden ve geleceğinden oldu ama vicdanından olamadı. Hiç düşünmeden tetiği çekip adam öldürmesine değil de tetiği çeken parmaklarına üzüldü. Vicdanının onu ele geçirmesinden ve yaşadıklarını unutmaktan korktu. İçinde kalan iyiliğe rağmen, unutma çocuk adam! Unutursan yenilirsin. Onlar sana, geri dönüşü olmayan bir hayat borçlular. Unutma çocuk adam! Unutursan, aynadaki aksine bak. Bedenin hatırlatır unutmaman gerekenleri. Unutma çocuk adam! Kalbinden sevgini, gözlerinden mutluluğunu, ellerinden hayatını alanları, unutma! Vicdan yapma çocuk adam! Zaaflarını unut, onlara yenildiğin gün, yeniden ölürsün. Vicdanın altında ezilme, çocuk adam! Vicdanı olmayanların altında ezilirsin.

Bora’nın babasını vuranın – Ali’ye göre öldürenin – Kuzgun olduğunu öğrenmesiyle bitirdik bölümü. Gelecek bölüme yönelik meraktan ziyade bir belirsizlik var zihnimde. Hikâyenin nereye nasıl yönleneceğine dair koca bir belirsizlik. Bu kadar belirsizlik ne kadar tutar izleyiciyi, ekran karşısında tartışılır.

Sona gelmişken Ahmet Varlı’nın, Bora karakterine kattığı can için teşekkür etmek istiyorum. Bütün Bora sahnelerini seyretmekten oldukça zevk aldım. Emeği için teşekkürler…

Genel Notlarım:

  • Bölümler ve olaylar ‘oldu da bitti maşallah’ modunda ilerleyip duruyor ve inanın ben, olaylar arasında hiçbir bağ kuramıyorum. Sırlar çıkıyor, sırlar çözülüyor, vs vs vs… Sanki öyküde oturmayan bir şeyler var ve bu durumun zamanla reytinge yansıyacağını düşünüyorum.
  • Dila’yı tanımayan ancak Ali’yi tanıyan Bora’ya selam olsun.
  • Her katil, olay yerine muhakkak geri döner miydi, o? Bizim Kuzgun ve Rıfat olay yerine intikal etti, etmesine de Dila ve Bora’yı görünce ağaçların dibine saklandılar. Eee, malum yol içinde duran arabaları onlardan küçük. Oyuncak arabaydı, kimse görmez.
  • Terzi Derviş’in, Rıfat’ı tanıdığından şüphem yoktu. Bunu geçtim. Karanlık mı aydınlık mı bilmem ama bilinmeyen bir tarafı var, bu adamın. Kuzgun’u takip etmesini anlarım. Tamam. İyi de neden ambulansa haber verdi, Şeref için? Aklıma gelen tek seçenek, Bora’nın babasını öldüreceğinden emin olması. Bunun cevabını ilerleyen bölümlerde alır mıyız, onu da bilmiyorum.
  • Meryem’e hak vermesem de onu anlamaya çalışıyorum ancak sekiz yaşında ne yaptığını bilmeyen bir çocuğu, her şeyi o yapmış gibi suçlamasını anlayamıyorum. Meryem’in Dila’ya kin dolu tutumunu, anlamıyorum. Kendini yargıla Meryem Hanım! İkinizin de bilmeyerek yaptığı o hata, bir çocuğun hayatından olmasına yetti de arttı bile. Aslında eşitsiniz.
  • Ali’nin Kuzgun’a olan öfkesini de anlayamıyorum. Sanki Kuzgun, Ali’nin hayatını çalmış gibi bir tutumu var. Çalacak ama merak etme sen, Antonio.
  •  Kuzgun ve Dila sahnelerini sevdim bu hafta, açıkçası. Özellikle adada geçen sahne, içerik olarak çok anlamlıydı. Yirmi yıla, yirmi hediye geçmişi geri getirmez ama Kuzgun’u çocukluğuna bir an olsun götürür.
  • Nur topu gibi Behram Adıvar diye bir karakterimiz oldu. Kim olduğuna dair net bir fikrim yok ancak tahminim Şeref’in dostu değil, aksine ona düşman birisi. “Düşmanımın düşmanı, dostumdur” kalıbından yola çıkarak Kuzgun’a faydası olacağına dair bir tahminim var. Tabii bu teori, tamamen benim tahminim. Öte yandan acaba Terzi Derviş’in gerçek kimliği mi, diye de düşünmedim değil.

Geçen haftaya göre durağan bir bölümdü. Beyin yakmaktan sıkılmaya vakit bulamadığım bir gerçek. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.
Sevgiyle kalın.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.