Yazar: Sinem ÖZCAN  

Öyle çok katmanı ve öyle çok gizemi var ki Vuslat’ın ekran başına oturduğum andan itibaren “Üç ay nasıl geçer?” sorusuyla izledim sezon finalini. Nitekim de korktuğuma uğradım. Zihnimdeki düğümlere kocaman bir tane daha ekledim: Abdullah Efendi “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz şüphesiz her şeyimizle Allah’a aitiz ve şüphesiz ona döneceğiz.) diyerek kimin ölüm haberini verdi? Şimdilik kafamdaki dev soru işaretini elimin tersiyle iteceğim ve Aziz’in “Mühim olan varacağın yer değil, yolculuğun kendisi.” sözüne itibar edeceğim.

İlk günden beri bir yolculuk hikâyesi anlattı Vuslat. Aziz’in her şeye ve herkese rağmen vuslata varma yolculuğunu. Bir sezon boyunca da biz onun Aziz Korkmazer’den sıyrılıp “aziz” olma yolunda ilerleyişine tanıklık ettik. Salih Baba’nın ve Abdullah Efendi’nin gözünün bebeği Aziz, bir rüya ile çıktı yola. Yoldaşını buldu, yüreği aşka düştü, gönlünün sesine kulak vermeyi öğrendi ve ilerlemeye başladı. Kendisinin de bizim de bilemediğimiz bir nedenle Aziz, “seçilmiş bir görevli”. Etrafını saran kapkara bulutları dağıtmak, bitmemiş bir hesaplaşmayı çözmek ve ölçüsü şaşmış adaleti sağlamak durumunda. Onun en büyük imtihanı da bu: “Yolun çok çetin evlat!” demişti haftalar önce Salih Baba ve o yolu bir başına yürüyecek Aziz.

Altan çok haklı Korkmazer ailesi varken Aziz’in başka düşmana ihtiyacı yok. Yola çıktığı andan beri ne yaşadıysa Korkmazerler yüzünden yaşadı ve “Her şeye rağmen, aile…” diyen adamı, onlardan koruyacak hiçbir güç de yok. Mehmet Şefik Bey, bizim için hâlâ bir muamma ama gördüğümüz bir Tahsin Korkmazer var ki düşman başına! Salih Baba, “zalim nefs” dediğinde gözümün önünde kanlı canlı Tahsin Korkmazer belirdi. Kendisine asla “Kimsin sen?” sorusunu sormamış, kendi çıkarı ve benliği için yakıp yıkmış ve bunun zerre kadar pişmanlığını yaşamamış bir adam o. Yolu bir vakitler bir şekilde Kadırga ile kesişmiş olmalı diye düşündüm baştan beri. Nitekim karşılaşmalarından anladık ki geçmişte yaşanan her ne ise Hasibe’yle müttefik olarak onun içinde yer almış. Süheyla’nın da içinde bulunduğu muhtemel bir aşk hikâyesinin kahramanlarından biri de o. Bugününe bakınca geçmişini tahmin etmek çok da zor değil. Hırsı, benliği ve kazanma tutkusu onu rahatça Hasibe ile ortak kılmış belli ki. Ancak Tahsin Korkmazer’in tek vebali Süheyla değil. Gizli bir güç imparatorluğunda Bülent’in yanında yer almış ve bunun bedellerini de şu anda, başta Aziz olmak üzere ailesi ödemekte. Kerem’in de desteğiyle şebekeyi ve onun rolünü çözen Yalçın, Tahsin Bey’i bu defa yakalamayı başardı ama onun yaptıklarının cezasını bu yolla çekeceğini de pek düşünmüyorum, açıkçası.

Nefs söz konusu olduğuna Perihan Korkmazer’i es geçmek olmaz. Hayatta Tahsin Korkmazer’in karısı olmayı becermek dışında nasıl bir başarısı olduğunu asla çözemedim ama hayata onun baktığı aynadan bir göz atmayı da sırf merakımdan isterdim, doğrusu. Evlatlarına ana olmamış bir kadından “vicdan” ya da “merhamet” beklemek, fazlaca iyimserlik biliyorum ama yine de nasıl bir kadın, sırf oğluna layık bulmadığı için bir başka kadının hayatına kast eder, anlayamıyorum. Bu nasıl bir statü kaygısı, bu nasıl bir hırstır ve bu nasıl bir acımasızlıktır, aklım almıyor. Üstelik bu kadın güya evlat acısı bilen bir anne… Kerem’le ilişkisindeki nefreti çok sorgulamamıştım açıkçası. Kendi oğlu ölüp onun yerine Kerem yaşadı diye öfke duyduğunu düşünmüş ve bunu sevgisizliğine vermiştim ama Feride’yi zehirlemek ve üstelik bundan da gururla söz etmekle beni bile şaşırttı, Perihan. Asıl şaşırdığımsa Perihan ve Tahsin Korkmazer’in genlerinden meydana gelen Aziz ve Sultan’ın onlarla hiçbir ortak özelliklerinin olmayışı. Aziz ve Sultan evlatlık filan değilse ben genetik bilimine inancımı kaybettim, dostlar! Farkındaysanız Nehir için kelime israf etmeye niyetim yok; Serpil’i severim de Nehir’in hapse girip gözümün önünden çekilmesini sağlayacaksa ben onun helvasını yapmaya gönüllüyüm.

“İnsan, ağzından çıkana dikkat etmeli. Vakti, saatidir olacağı tutuverir.” derdi babaannem. Aziz, Feride’ye “Senin inancımı yıkacağıma dünyayı yıkarım.” dediğinde “Eyvah!” dedim. Gerçekten eyvah ki eyvah! Feride’nin inancı yıkılmadı ama hem onun hem Aziz’in dünyası ağır bir deprem yaşıyor. İlk kurban Ceylan oldu. Kardeşi yüzünden Kerem’in gerçek yüzüyle karşılaşan Fırat’sa ikinci kurban… Kerem’e bir şey olmaz da Fırat, kendi küllerinden doğabilir mi? Bekleyip göreceğiz.

Feride ve Aziz de içtikleri zehirle, yıkılan dünyalarının altında kaldılar. Ölümü birlikte selamlayışlarında bir Romeo – Juliet havası bulduğumu da söylemeliyim. Düşman ailelerin çocukları, ebedî hayatta mutlu olmaya el ele gider gibiydiler. Aziz’in yolculuğunun da görevinin de bitmediğini biliyoruz bu da yolundaki güçlü engellerden biri ve onu da aşacaktır diye düşünüyorum.

Abdullah Efendi, İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn’u onlar için demediyse geriye kim kalıyor? Bana sorarsanız Faik Bey… Tahsin’le karşılaştıklarında kalbini tutup yere yığıldığını gördük. Ne istiyorsun Faik Bey’den dediğinizi duyar gibiyim. Benim kendisiyle bir derdim yok da gidişi öykünün çatışmasına sağlam katkı yapar, onun için diyorum. Haaa, kişisel olarak Faik Bey’e de kızgınım o ayrı. “Ben iyi baba olamadım.” deyip suçu kendi içine yaptığı yolculuğa atınca iyice sinirlendim. Çok sevdiği karısını kaybetmiş kabul hatta yazık, vah vah filan ama kadıncağız ölünce gidip Süheyla’nın can düşmanı Hasibe cadısıyla evlenen sensin, Faik Efendi. O kadından üç çocuk sahibi olan da sensin. O çocuklarla zerre ilgilenmeyen de sen… Gözünün bebeği Feride’nin Hasibe’nin elinden çektiği eziyeti bile bile ona da müdahale etmeyen yine sen… Arada bir bağırıp çağırmak dışında aile reisi olarak da bir etkini, bir eylemini hatta bir faydanı da görmedik ama gidişin bana göre faydalı. Feride – Hasibe – Fırat üçgeni yeni bir konum alır, Feride ile Aziz’in ilişkileri babalarının düşmanlığı nedeniyle farklılaşır hepsinden mühimi Hasibe ve Tahsin ittifakının altındakileri öğrenme şansımız olur, hatta onlardan yeni bir şer ittifakı da doğabilir. Kapısını ölüm çalan dört kişiden birini seç deseler tam da bu sebepten benim tercihim Faik Bey olur.

Bu hafta “nefs”i durduk yere konu etmedi Salih Baba. Annesinin mektuplarından anladığımız kadarıyla o da geçmişte zalim nefsin esirlerinden biriymiş. Başarının gözünü kör ettiği Salih Koluber, babasının hastalık haberine rağmen İstanbul’a dönmeyen bir adammış meğer. Gülten’in kendi kendine konuşmalarından anlayabildiğimiz, Salih Baba’nın vaktiyle “efsane” bir cerrah olduğu ama küçük bir mahallede kendini unutturmayı seçtiği. Gülten’le geçmişten gelen bir tanışıklıkları olmadığını düşündüren bu konuşmadan benim varabildiğim sonuç: Salih Baba’nın mesleğinin zirvesindeyken muhtemelen de Almanya’da büyük sırra bir şekilde karıştığı. Mektuptan anlayabildiğim, kardeşleri var Salih Baba’nın. Ailesinden kimseyi şu ana kadar görmediğimiz için onun mahalleyle ilişkisinin ailesinden kaynaklanmadığını düşünüyorum; tabi, ileride bir sürpriz bağlantı kurulmazsa. Ancak Salih Baba’yı Abdullah Efendi’ye bağlayan bir ipucu da çıkması lazım.

İlk sezonun sonunda bildiklerimizi bir derleyip toplayıp cevap bekleyen sorularımızı da bir sıralayalım: Kerem, anneannesine ve dedesine ulaştı ama hayatta olduğunu öğrendiği annesiyle ilgili bir ipucu henüz yok. Bülent, kasa anahtarını Kerem’e verdi ve onları Abdullah Efendi’ye emanet etti. Bu arada Kerem’in elinde bir başka anahtar daha var; iç sesinden anlaşılan bunu Şefik Bey’den almış bir şekilde. Bu da demektir ki Kerem’in Şefik Bey’in ölümüyle de ilgisi olabilir.

Tahsin Korkmazer’in, Çağlar ailesiyle özellikle de Faik Bey’le bir problemi var. Bunun Süheyla ile ilgili olması çok muhtemel. Hasibe’yle ortak bir sırları var.

Çakal Necmi, Bülent Bey’in yakalanışından sonra bir ipucu bulduğundan söz etti. Ailesini katledenlere ulaşmak üzere Salih Baba’nın çok gönlü olmasa da iz sürüyor. Yani Çakal Necmi’nin ailesinin öldürülmesi yine bir şekilde Bülent – Tahsin ortaklığıyla ilgili.

Feride’nin annesinin ve halasının ölümleri hâlâ sır bizim için. Özelikle halasının ölümü Abdullah Efendi’nin konumunu bize gösterecek diye düşünüyorum. Bülent’in de üstü olan ve hâlâ Şefik Bey’in saatini arayan birileri var. Saatin sakladığı sır, sadece kasanın yeri değil bu durumda. Tahsin, patronlarına isyan etti ancak bunu neye ya da kime güvenerek yapıyor, bilemiyoruz.

Sezon finali, olanlara yeni sorular ekledi ve bizi “Kim öldü?” sorusuyla baş başa bırakarak bitti. Vuslat bu sezon, tartışmasız, benim izlemekten en keyif aldığım proje oldu. Çok girift bir senaryosu var ve kendi içinde harika bir düzenle ağır ağır açılıyor. Çözülen her soru yenilerini oluşturuyor ve bunu ana çatışmayı destekleyerek yapıyor. Sevgili Betül Yağsağan, ana çatışmanın etrafına tam anlamıyla örümcek ağı gibi bir olay örgüsü kurmuş. Karakterler, bu ağın örümcekleri ve hepsi çok ustaca işlevlerini yerine getiriyor. Mantık hatası yapmadan, ilişkileri zorlamadan ve hepsinden önemlisi sebep – sonuç bağlantılarını çok güçlü kurarak ilerletiyor öyküyü ve ben her bölüm sonunda “Helal olsun!” diyerek kalktım ekran başından, sezon boyunca.

İçerik iyi bir rejiyle desteklenmediğinde ne denli güçlü olursa olsun bir ayağı topal oluyor. Vuslat’ın bu anlamda en büyük şansı Barış Yöş ve ekibinin diziyi devralmaları oldu. Bu hafta da hayranlıkla izledim, bu anlamda diziyi. Hele hele Salih Baba’nın dükkânında aynadan çekim yaptıkları bir sahne vardı. Kalbimi o görüntüye bıraktım. Hani, etrafınızda bir şeyler olup biter ama siz bir türlü dahil olamaz ve dışarıdan bomboş izlersiniz ya; aynaya bakan Salih Baba’nın gözünden içerdekileri, yanıbaşına gelen Tekin’i ve kendisini, o aynada gerçekliğin dışından izlemesi vardı ki seyretmeye doyamadım.

Final sahnesinde Aziz’in, arka plandaki Simurg kanatlarıyla üst üste bindirilmiş görüntüsüne ise âşık oldum. Aziz’in adının anlamının bu kadar incelikli, bu kadar enfes bir metaforu başka nasıl yapılırdı, bilemiyorum. Zehri içen Feride ve Aziz’i anlatmak için yaratılan Romeo ve Juliet atmosferi de bambaşka güzeldi. Çok şık bir göndermeyle sahneye bambaşka bir duygu yüklediler ve “ölümsüz aşk”ı Shakespearevari bir havayla yansıttılar. Sevgili Barış Hocam ve sevgili Taylan Sancaktar, ne diyeyim, gözünüze, gönlünüze bereket.

Yazan, yöneten, canlandıran ve setin büyük yükünü çeken herkesin eline emeğine sağlık. Yeni sezonda yepyeni güzellikleri yine aynı keyifle izlemek ve anlatmak üzere hepinize iyi tatiller.

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

1 Comments

  1. Leyla pekdogan 31/05/2019

    Selam öncelikle �ş hayatınızda başarılar diliyorum başvurmamız sebebi ben de dizilerde yer almak istediğim için bu yoruma yazmak istedim yükselmekte hiç beklentim yok sadece dizilere çok izlediğim için ben de yer almak istedim kapalıyım rol verirseniz tabii ki kapalılara da çağırıyorlar deneyim sizim zor bir iş değil sadece rol yaptım yapmak önemli konuşmak önemli ciddi çalışmak önemli oynarken de izleyenleri gerçekten kavramak önemli bu kadar söylüyorum teşekkür ederim Allah yollarınızı açık etsin düşünme sen iste teşekkürler saygı duyuyorum