Yazar: TUĞÇE YELİZ

Veli ve Kadir’in geçmişine ait izlerle kapatmıştık son bölümü. Madalyonun üzerinde de yazılı olan 03.02.2008 tarihini bu hafta iki karakterden de sıkça duyduk. İlk bölüm dikkatimi çeken rakamların öyle alelade bir zamana ait olmayacağını tahmin ediyordum, nitekim öyle de oldu. Kadir ve Veli’nin arasında fırtınalar estirecek hesaplaşmanın başlangıcına ait çıktı, o tarih.
Veli’nin tüm ailesinin katledildiğine ve can dostunun onları kurtarmaya geç kaldığına şahit olmuştuk. Amirinin Kadir’e söylediği “Eğer vaktinde bana gelip anlatsaydın durumu, bunların hiç birisi olmayacaktı, sen de hiçbir şeye geç kalmayacaktın.” sözleri zihnimde iki ihtimali canlandırdı. İlki Veli’nin dolaylı yollardan illegal işlere karışıp Kadir’den yardım istediği ya da ona yakalandığı  bunun bedelini de ailesiyle ödediği oldu. Diğer ihtimalse dahil olduğu gizli bir görevde kimliğinin afişe olması durumunda böylesine acı tabloyla karşılaşabileceği ihtimaliydi. Bunların doğruluk payı nedir? Ne kadardır? Şu an muamma ama Veli’nin gözünü intikam hırsının bürüdüğü ve o ateş sönene kadar da durmayacağı bir gerçek. “Seni bütün zaaflarından parça parça edeceğim!” diye yemin eden Veli, her ne kadar bu hayatta artık düşkünlükleri olmadığını iddia ediyor olsa da bu durum bana Reşat Nuri Gültekin’in “Bir insan için zaaftan mahrumiyet de büyük bir zaaf değil midir?” sözünü hatırlattı. Bu karakterin en büyük eksikliği de kaybetmekten korkacak bir şeylerinin olmaması. Yaşadığı, belki de kendisinin sebep olduğu bu acı onun gözardı ettiği en büyük zaafı.
Aylin’le konuşurken “Bu balıklar, artık senin ailen. Biri dahi ölürse hepsi ölür. Ölen kalanları zehirler, ölmüşe ne olur bilmiyorum ama kalanlara ne olduğunu çok iyi biliyorum.”  diyen Veli’nin hayatına ait çıkarımdı aslında söylediği bu sözler. Haftalardan beri dilinden düşmeyen balıkların hikâyesi de gün yüzüne çıktı böylece. O, belki ölmemiş ama ölülerden zehirlenmiş, yoldan çıkmış, bugün izlediğimiz kötü adam oluvermiş. Geçmişinde ne derece iyilik barındırıyordu bilinmez ama yaşadığı acının saçını beyazlaştıracak kadar kuvvetli olduğu ortada. Aslına bakarsanız ben o beyazlığın bilinçli bir şekilde yapıldığı ve Veli’nin içinde kalan son iyilik kırıntısının sembolü olduğunu düşünmüştüm ilk etapta. Sonra nadir de olsa üzüntüden saçın tamamının değil de bölge bölge de beyazlaşabileceğini öğrendim. Onu böylesine derinden etkileyen bu yürek yangınına su serpecek intikamın parçası ilk etapta Zeynep’in kızı gibi görünüyor olsa da Kadir’in tüm geçmişini avucunun içi gibi bilen Veli’nin böylesine basit bir planla yetineceğine ihtimal vermiyorum.
Zeynep için de “Arkadaşı için kendi aşkını feda etmiş olabilir” demiştim. Erken konuşmuşum.  O, Veli’nin aksine kaybetmekten korktuğu için sevdikleriyle arasına set çekmiş, duygularını bu şekilde örtbas etmiş. Polis memuru olan babasının, küçük yaşta şehit olma haberiyle yüzleşen Zeynep, çok sevdiği Kadir’i mesleği yüzünden bırakmış meğer.  Başta bu hareketi tasvip etmesem de aynı konuma kendimi yerleştirdiğim zaman, verdiği kararın ne boyutta psikolojik bir travmaya ait olduğunu anlayabiliyorum. Görünene bakılırsa onun zaafı da korkuları ve kızı. Sevdiği adamın elinden aile olma isteğini aldığını düşünüp duyduğu vicdan azabıyla onu arkadaşına teslim etmesi bana Aslı’nın, Kadir’e olan duygularından Zeynep’in haberdar olduğu izlenimini verdi. Arkadaşına söylediği “İnsan bazen sevdiği için gitmeli, bazen de sevdiği için kalmalı. Benim yerime de sev.” sözleri geçtiğimiz hafta Aslı ve Kadir’in aile fotoğraflarını görünce Zeynep’in gözlerini dolduran nedenin en güzel açıklayıcısı olmuş. Senelerce ondan kaçmayı başarmış olsa da hayat, Zeynep’in karşısına yeniden Kadir’i çıkarttı. Belli ki bu ikilinin tamamlanmayı bekleyen, yarım kalmış bir hikâyesi var. Kadir’in acısını dile getirirken sürekli kızından bahsedip eşine duyduğu üzüntüyü sözlere dökmemesi hep dikkatimi çekiyordu ama bunun altında Zeynep’in böyle bir hamleyle onu terk ettiğinin yattığını kestirememiştim. O,
bir nevi elinden alınan hayallerinin farklı bir suretine mecbur bırakılmış.
Kadir’in de en az Veli kadar zor bir hayattan geldiğini söyleyebilirim. Zeynep’e karşı beslediği duygu ne boyuttadır? Ona ne kadar kırgındır, muamma ama şu an ona iyi gelen şeyin Zeynep olduğu aşikâr. Tam hayattan vazgeçmiş, bu dünyayla bağlarını koparmayı planlarken geçmişine ait gönül yarası Kadir’in sandığımdan daha hızlı toparlanmasına vesile oldu. İtiraf etmeliyim ki ben Kadir karakterinde hâlâ yer yer Kuzey Tekinoğlu’nu görüyorum ve bu durum benim kısmen karakteri sorgulamama sebep oluyor. Karaktere can veren oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ gibi başarılı bir adam olmasa Kadir’i neredeyse hissedemeyeceğim. Bu kadar özel bir karakterin daha özgün yazılıp/sergilenip “Kuzey” etkisinden çıkarılmasını temenni ederek devam ediyorum.

Zeynep hâlâ Kadir’in bir zaafı mı emin değilim ama “Ben, bugün yine seni burada bekleyeceğim.” sözü şu an öyle değilse bile zamanla yeniden zaafı olabileceğinin sinyalleriydi. Eşini ve kızını kaybetmesiyle dünyası başına yıkılmış bir adamın aşka hemen yelken açacağını düşünmüyorum ama onu hayata yeniden döndürenin, kalbine de tekrar ulaşacağının kaçınılmaz olduğu kesin. Öte yandan Kadir’in Kerem’le kurduğu bağı da çok severek izlediğimi belirtmeden yapamayacağım. 
Kerem, bu hayata ne dayak atabilmiş ne de ondan yediği dayaklardan kurtulabilmiş.  Annesini kurtarmak için babasını bıçakladığı beş yıl önce hangi konumdaysa bugün hâlâ aynı yerde duruyor. Hepimizin bir zaafının olduğu bu hayatta onun zaafı da herkesin üzerine oynadığı vicdanı. Yolunu kaybedip çıkmaza giren Kerem’in pusulasının Kadir olduğu aşikâr. Yakup ve Meral’in asıl karakterleriyle yüzleşmesi onun için dönüm noktası olacak belli ki. Kendine acıyıp bir köşeye yığılan Kerem’in aksine, hayatın ondan aldığı ne varsa hepsinden hesap sorup dimdik ayakta duracak bir karakterin izlenimi bölümün son sahnesiyle gözler önüne serildi. Çıkacağı bu yolda hayatı boyunca ona ağabeylik etmiş Kadir’in yanında ve en büyük destekçisi olacağından şüphem yok. 


Kendisini bıçaklayan kişiyle yüzleşmek isteyen Cemre, Kerem’in çıktığı hapishaneye tekrar dönüş bileti oldu. “Seni gördüğüme sevindim. Kaç yıl yatacağımın önemi yok, yatar çıkarız.” sözleri Cemre’nin onu kendi içinde ilk kez sorgulamasına sebep oldu. Her ne kadar “Beni bıçaklarken gözlerinde tereddüt yoktu!” dese de Kerem’in söyledikleri ve etraftan duydukları kafasını karıştırmaya yetmiş olacak ki hapse attırdığı hâlde gerçekleri ondan dinlemeye gitti. Cemre’nin sorusuna karşılık “Sen ölme diye geri dönüyordum.” cevabı ikilinin kırılma noktası oldu. Yaşadıkları bir anda zihninde canlanan Kerem’in itirafçı olmaya karar verişiyle Demir ve Belgin olayını gün yüzüne çıkarması bana derin bir “oh!” dedirtti doğrusu. Bu konunun daha fazla uzamadan sonuca kavuşturulacak olmasını sevdim. Kerem gibi zeki bir adamın da kendisini hapse attıran ve o hapisten çıkaracak kişinin, aynı kadın olmasını sağlaması bana sürpriz olmadı. Gerçeklere hiç olmadığı kadar yakın duran Cemre’nin bundan sonra atacağı adımları merakla bekliyorum.
Olayların gün yüzüne çıktığından habersiz Yakup’un elindeki videonun varlığını öğrenen Belgin, nasıl bir yol izler bilinmez ama onun Demir’e karşı bir şeyler hissettiğine inanıyorum. Demir’in ise onun aksine sadece “statü” derdinde olduğu kanısındayım. Bir önceki bölümde “Benim geldiğim yerde bunlardan çok vardı.” sözlerini duyduğumuz Demir’in tek amacı şu an elde ettiği mevkiyi kaybetmeden daha da yükselmek gibi duruyor. Onda adlandıramadığım bir tekinsizlik hissediyorum. Üstelik bu güvensizliğin altında, sadece ihanet olduğunu da düşünmüyorum. Selim’in de Veli gibi illegal işlere dahil olduğunu gördük. Bu noktada Demir’in de bu kirli işlerin bir parçası olabileceğini, mesleğini bu yönde kullandığını seziyorum. Selim’in kendisine söylediği “yakında işlerin daha da artacak” sözleri de bu teoriyi kanıtlar nitelikte.

Önce Zeynep’ten daha sonra da Veli’den duyduğumuz “Anneni buldun mu Kadir? sorusuyla çok kilit bir noktada biten 3. bölüm, Kadir’in annesi ile ilgili birçok şeyi Veli’nin bildiği sonucunu verdi, bana. Görünen o ki haftaya her açıdan karakterlerin biraz daha derinine ineceğimiz bir bölüm bizleri bekliyor.

Yazan, çeken, oynayan herkesin emeklerine sağlık. Haftaya görüşmek üzere…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

2 Comments

  1. Anonim 07/12/2018

    Özenle kaleme alınmış ellerinize sağlık

    1. Tuğçe Yeliz 07/12/2018

      Çok teşekkür ederim. Okuyan gözlerinize sağlık...