Yazan: Ayşe KUTLUHAN

(Bazen dokunmak, bir çok kelimeye bedeldir.)

Ferhat’ın, hayatına dair bütün gerçekleri öğrenmesiyle sonlandırmıştık, geçtiğimiz bölümü. Hiç kuşkusuz ki gerçeklerin ortaya çıkmasının ardından herkes en az benim kadar yükseldi, bu haftaki bölüme. Sonuç; kocaman bir hüsran tabii ki! Hep ‘’Bu kez iyi olacak.’’ dediğimiz yerde kötüyle sınandık. Neyse ki “İbrahim Çelikkol ve Birce Akalay oyunculuğu” diye bir şey var da çakıldığımız bölümlerde ona tutunup ayağa kalktık. En azından benim için durum hep bundan ibaretti…

Ferhat, aslında, hiçbir zaman ona ait olmamış bir hayatın içinde yaşadığını öğrenmenin verdiği hayal kırıklığıyla lâl olur, âdeta. Sorup, söyleyebileceği tek şeyse “Biliyordun değil mi?” den ibaretti sadece… Kimi; neyle, nasıl, suçlayacağını bilmeden girdiği Namık Emirhan konağının kapısından yine put kesilmiş bedeniyle çıkarak sığındığı, inandığı ama artık var olmadığını öğrendiği Berber Necdet babasının mezarının başında bulur kendisini. Ne söylese haklı, ne yapsa yeridir cinsinden bir şeydi, bu yaşadığı kesinlikle. Kaybolmuştu… Kaybetmişti… En kıymetlilerini; babasını, Yiğit’i, Gülsüm’ü, soyadını… Çocukluğunu kaybetmişti, Ferhat… İçinde kalan yarım yamalak geçmişini kaybetmişti… Bütün bunların yanı sıra hiçbir suçu yokken kendisi yüzünden ölen Berber Necdet’e mi yoksa babasız kalıp oradan oraya savrulan Yiğit ve Gülsüm’e mi dert yansaydı şimdi, bilmiyordu… Hiçbir yere sığamadığı yerde, her şeye rağmen Aslı’ya sığınabiliyordu, Ferhat. Bir o vardı; bütün karanlığına rağmen onun yanında kalıp herkesin açıp da geride bıraktığı yaralara tek tek dokunup derman olabilen… Bir o vardı; acıtacağını bile bile bütün kusurlarını yüzüne vurup ama yine de seven… Evet, haklıydı Ferhat, o Aslı’ydı; planlayarak bir şey yapmazdı ve ne yaparsa yapsın ucunda muhakkak Ferhat’ı korumak vardı…

Aslı’nın, Ferhat’ın babasının Berber Necdet olduğunu öğrendiği ilk günden beri hepimizin en çok merak ettiği konuydu, Ferhat’ın vereceği tepki. Aslında tam da beklediğim tepkiyi de verdi, dersem yalan olmaz. Çünkü Ferhat bu gerçekle, onu ‘’Ferhat Aslan’’ yapan herkesi kaybedip sadece kendi ailesine; Aslı ve bebeğine sığınacaktı… Öyle de oldu… ‘’Benim tek ailem sizsiniz’’ dedi, hiç düşünmeden… ‘’Geçmişi ile yüzleşmeyen Ferhat, geleceğe adım atamaz.’’ demiştim, geçen haftaki bölüm yorumumda. Yüzleştiği gerçek Ferhat’ın çocukluğunu çekip alsa da elinden ona tertemiz bir gelecek sundu, hiç kuşkusuz ki. Öldürür diye korktuğumuz Namık Emirhan’a ‘’Değmezsin!’’ deyip onu orada bırakabildi mesela… Hiç korkmadan söyleyebildi Aslı, Ferhat’a Namık ve Cüneyt’in yerini. Cüneyt’e giderken eline silah almak yerine polisi arayabildi, Ferhat ya da her şeyi bir kenara bırakıp savcıyla işbirliği yapabildi. Aslı’ya, Ferhat Aslan diliyle bile olsa ‘’Seni seviyorum.’’ diyebildi, mesela… Aslı olmasaydı Ferhat yakardı, yıkardı, dökerdi hiç şüphesiz… Ama artık Aslı vardı ve Ferhat onunla hayata tutunmaya hazırdı… Aslı ile savaşıp Aslı ile ayağa kalkmayı başardı, yediği bütün darbelere rağmen… Ferhat dipsiz bir karanlık kuyudan Aslı’nın elini inciterek de olsa tutup çıkmayı başardı. Artık Ferhat Aslan yok! Çirkin öldü; Aslı ve Ferhat’ın hikâyesi başlıyor. Bu hikâyede yarım kalan bizleriz. Onların masalı bizim hayallerimizde devam edecektir, muhakkak…

Ufak Notlarım,
• Ferhat ve Yeter’in yüzleşmesini sevdim, açıkçası. Ancak, hâlâ beklentimin altında duruyor. Anne, oğlun hikâyesi burada tamamlanmış olamaz. Beklemedeyim…
• Koca otuz bir bölümde turp gibi olan Yeter’i kalk sen bir bölümde hasta et! Hem de ölümcül… Pes artık! Çığır aştı sevgili senaristlerimiz. Yeter’in tedaviyi yarım bırakmasını yine onun bencilliğine veriyorum. Sırf Ferhat onu affetmeyecek diye kendini ölüme bırakan Yeter yine yeniden diğer çocuklarını, hatta ve hatta ‘’Babaannemi görmedim.’’ diye üzülen torunu, Özgür’ü bile yüzüstü bırakıyor. Tahminim; Yeter’i tedaviye Ferhat’ın ikna edeceğinden yöne… Seyredip görelim…
• Abidin nihayet evde dönen dolapların birine şahit oldu. Oh be! Adamı iyice salak yerine koymalarından fena sıkıldım. Hala Özge gerçeğini bilmiyor ve öğrenmeden de kapatacaklar konuyu sanırım… Ne diyeyim?
• Handan’ın tabiri caizse ‘’mort’’ olmasına çok sevindim. Ee, Handan Hanım teyze Ferhat, Namık Emirhan’ın oğluymuş, duydun. Ne yapacaksın? Korkma! Korkma! Ferhat, hayatta Namık Emirhan’a ait olan bir şeye dokunmaz, bu saatten sonra.
• Ne yalan söyleyeyim, bu bölüm Cüneyt, Jülide ikilisine bayıldım. Saçma sapan bölümde beni güldüren bu iki alık oldu resmen. Jülide’nin gerçeği Cüneyt’e itiraf etmesinin ardından Cüneyt’te susmaz muhakkak. Size mahpus damları, çifte kumrular.
• Sessiz sedasız evi terk eden Handan Hanım teyzem milli piyangodan çıkar gibi çıktı valla bu bölüm. Pişman oldu bizim sevgili senaristler, onu gönderdiğine sanırım. Tutarsızlık diz boyu…

Son olarak Aslı ve Ferhat sahnelerine değinecek olursam; Aslı’nın Ferhat’ın peşinden gitmesi, kaçınılmaz bir şeydi. Ancak, sürekli car car car konuşması beni bile boğdu. Ferhat’ın sabrı iyice törpülenmiş, onu anladım. Böyle zamanlarda insan konuşarak değil, susarak destek olur karşısındakine. Belki sarılarak belki dokunarak belki de kucağına yatırarak. Hissetmek en büyük tedavidir, bir insana. Hissedince; varlığını, neşesini ve sevgisini, iyileşirsin… Ferhat’ta hissettikçe iyileşenlerden oldu hep…


Büyük bir merakla nokta koyduk otuz birinci bölüme. Küçük Aslan’a bir şey olup olmayacağına dair hiçbir fikrim yok. Ancak, gönlüm kurtulmasından yana. Ferhat, onca yaşadığı şeyden sonra huzurlu bir hayatı hak ediyor. Dilerim, mutlu sonla son bulur hikâyemiz ve bizde kaldığımız yerden hayallerimizde yaşatırız çiftimizi..
Benden bu kadar… Bölümde, emeği geçen herkesin yüreğine sağlık…
Sevgiyle kalın…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.