Yazar: Sinem ÖZCAN

Adı Efsane, 9. bölüm finalinde gerilimi çok yüksek bir noktada kalmıştı. Sibel’in Hakan’a duygularını itiraf etmesiyle başlayan Sibel – Fikret gerilimi bu bölüm doruğa ulaşacaktı ve öyle de oldu.

Bir insanın yüreği bir başkasındayken onun en yakın arkadaşıyla uzun süreli bir ilişki yaşaması elbette çok güç. Yürek, mantıktan bağımsız hareket ettiğinden Sibel’e “Niye Hakan’a âşık oldun?” demek de saçma. Sonuçta 17 yaşında bir genç kızdan bahsediyoruz. Her ne kadar Fikret ısrarla “10 yıllık ilişki” sözünü edip durduysa da bölüm boyunca, bu on yılın yaklaşık yedi yılının çok da “ilişki” kabul edilemeyeceğini düşünüyorum, yaşları itibariyle. Yine de genç bir kızın bu kadar uzun süre ikilem ve baskı altında bir ilişki sürdürmesi psikolojik olarak çok tahrip edici. Sibel, aslında Hakan’la hiç şansı olmadığının bilincindeydi ama Hakan’ın bir başkasıyla birlikte olma ihtimali onun için tetikleyici oldu diye düşünüyorum. Eğer Melis ortaya çıkmamış olsaydı o aşk itirafı belki de hiç gelmeyecek ve hem kendini hem Fikret’i aldatmayı uzun süre devam ettirecekti.

O yaşlarda gençler için aşk acısı yaşanabilecek en ağır hayat tokadı. Daha beteri, daha zorlusu ve daha çaresizi olmaz sanmaları da gayet normal ve bu noktada Tarık’ın onları gerçekle yüzleştirmesi son sahneye kadar da bu sebeple imkânsızdı. Ne söylerseniz söyleyin, kabul ettiremezsiniz hayatın içinde, bir terk edilmenin sivrisinek ısırığı olduğunu. Hele Fikret gibi baştan ayağa duygularıyla yaşayan bir gence “Unutursun!” demenin boş olduğunu…

Fikret, her duyguda olduğu gibi acıda da dibine kadar yaşayanlardan… O hâlde yapılacak hiçbir şey yok. En dibe kadar batmasına izin vereceksiniz. Ne zaman ayağı dibe vuracak işte o anda kolundan tutup yukarı çıkmasını sağlayabilirsiniz. Bu boyutta bakınca Fikret’in intihar kararı da bana çok boş gelmedi. O acıyla, o yapıda bir çocuk kendini çatıda bulur elbet. İşte, elinden tutulacak an da tam olarak odur. Doğru anda, doğru adamın yaptığı, doğru konuşma hemen olmasa da Fikret’i yeniden suyun yüzüne çıkaracaktır.

10 2

Bu sekansta en doğru sahnelerden biri bana kalırsa, Melis’in Hakan’a hesap sorma sahnesiydi. Sibel’in “Biz Hakan’la öpüştük.” cümlesindeki zehri yutmamıştı Melis ve o cümleyi mantığıyla doğru ayıklayıp işin gerçeğini yakalamıştı. ( Hemen söyleyeyim, bu ucuz numarayı yemeyen Melis’e bayıldım.) Yakalamıştı ve en doğru soruyla gitti bence Hakan’a: “Burnunun dibine girmesine niye izin verdin?” Hakan’ı kilitleyecek tek soru da buydu. Tamam, olup bitende günahı yok Hakan’ın biz izleyici olarak biliyoruz ama olayı başından sonuna bilmeyen (Gerçi bilse dahi o soru yine de doğruydu. Hakan’ın bir zaaf anıydı o öpücük) Melis, Hakan’ın duygularından şüphe etmeyip sadece o zaafa parmak bastı ve bence çok akıllıcaydı. Zaafın açıklaması olur mu? Sanmam. Hakan, durumu kontrol edebilir miydi? O yaştaki bir genç için imkânsız… Peki, Melis suçlamasında haklı mı? Evet, sonuna kadar haklı… Çözüm ne? Bilmiyorum. Gerçekten de Melis’e nasıl bir açıklama yaparsa aradaki buzları eritir Hakan, bir fikrim yok. Sanırım bunun açıklaması da yok. Hakan’ın yapacağı şey hatayı kabul edip özür dilemek… Melis’i kolay ikna edemeyecek elbette ama başka yolunu da düşünemedim ben.

10 6

Sibel’in yarattığı krizin beni en çok ilgilendiren yanlarından biri Fikret ve Hakan’ın bu olayı nasıl aşacakları? Daha doğrusu aşabilecekler mi? Ali ve Fikret, Hakan ve Sadık’ın kendilerinden gizlediği sorunun ne olduğunu öğrendiklerinde kopacak asıl kıyamet. Senaryo, bu noktada çok akılcı ilerliyor. Gidişata bakılırsa Fikret, Sibel ve Hakan arasında yaşananları eninde sonunda öğrenecek ve bu, gençlerin arasında büyük bir depreme neden olacak. Şu anda bile grup ikiye bölünmüş görünüyor. Sırrı bilen Hakan ve Sadık bir yanda, olup bitene anlam veremeyenler diğer yanda.

Konunun Fikret’ten saklanması ona haksızlık gibi görünebilir ama empati yapınca bu, öyle kolay kolay söylenebilecek bir durum da değil. Ben Hakan ya da Sadık’ın olup biteni anlatabileceğini düşünmüyorum. İkisi de Fikret’in bunu kaldıramayacağının farkında… Ya Sibel ya da Melis kaynaklı olarak bu düğüm çözülecek gibi geliyor bana ki öyle olması da Fikret için ikinci bir darbe aslında.

10 7

Hikâyenin gençler kanadına düğüm üstüne düğüm atılırken büyükler kanadında bu hafta uzlaşma vardı. Seçil’in özünde kötü olmadığını baştan beri söylüyorum. Kalp kırıklığının intikamını almaya çalışıyor, o. Neviş’in desteğiyle kendine bir parça objektif bakınca da fazla ileri gittiğini anladı diye düşünüyorum. Hele Bahar’ın artık onun için bir tehlike olmayacağına inanması ( büyük hata yapıyor, o ayrı) daha sakinleşmiş, daha akılcı ve hepsinden önemlisi daha sıcak bir Seçil yarattı. İnatlaşma yerini uzlaşmaya bıraktı. Hem Tarık’la eski dostluğunu canlandırma, hem de çocukları Tarık’tan kaçırmama kararı elbette çok doğruydu ancak kalıcı olacağını hiç sanmıyorum. Hatta bölüm boyunca bu “mutlu aile tablosu” nerede patlayacak diye merakla bekledim. Finalde de sinyali geldi. Seçil “daha iyi olacağına inandığı için” ( deli oluyorum, başkaları hakkında iyilik olsun diye kendiliğinden karar alan insanlara) Tarık’a, Seçil’in okulunda daha iyi bir iş ayarladı. Melis’in de desteğiyle bu, yeni bir aile krizi çıkaracak belli oldu. Bu kriz, o geçici uzlaşma ortamını da büyük ihtimalle bir daha oluşmayacak biçimde yok edecek ve biz yeniden hırs, öfke ve intikam duygularıyla dolu Seçil’e döneceğiz.

10 3

Bu hafta, Bahar’dan hiç söz etmek istemiyor, canım. Onun ikilemini anlasam da çaresizliğini görsem de yine de koca kadında ergen genç kız tavırlarını sevmiyorum. Ben Bahar’ı sevmiyorum aslında, kesin ve net…

Geçen hafta mahallenin meczubu Vural’ı çok sevdiğimi söylemiştim ve “Ben, onun bir öyküsü olduğuna inanmak istiyorum.” demiştim. İşte, tam bu noktada bu hafta nasıl sevinçliyim anlatamam çünkü mezarlığın yanında Sibel’in karşısına çıkan Vural’ın konuşmasından anladık ki onun da bir “kalp acısı” var. Bir tür terk edilme o da ama geri dönüşü olmayan tek türü terk edilmenin… Vural’ın elindeki çiçeklere ve gözündeki yaşlara bakılırsa ölmüş sevdiceği ve o acıyla baş edemeyen Vural da hayata boş vermiş görünüyor. Bunun ufak ufak sezdirilip öykünün içine sindirilerek ortaya çıkarılmasına bayıldımmmmmm.

Vural, nerdeyse hiç konuşmadan sahnelerde varlığı hissedilen bir karakter ve bence öyküye çok hoş bir renk katıyor. Giderek baskınlığının artacağını ve tiplemenin hoş bir karaktere bürüneceğini düşünüyorum.

10 4

Dokuzuncu bölümün yorumunda oyunculuklara değinirken Baran Bölükbaşı’nın asıl etkileyici sahneleri geliyor, ayak sesleri duyuldu, demiştim ve izninizle, bu bölüm için ben Baran Bölükbaşı bölümü diyeceğim. İlk bölümden itibaren gerek görünüşü, gerek sevdası, gerek arabesk duyguları gerekse içtenliğiyle farklı bir karakter olan Fikret’i başarıyla taşıdı. Bu bölümde ise Fikret’i alıp Everest’e çıkardı. Her sahnesinde bayıldım ona ama finalde çatıdaki sahnesinde tam anlamıyla çarpıldım. Hem Cem Yiğit Üzümoğlu’yla hem de Erdal Beşikçioğlu’yla çok iyi sahnelere imza attı. En mimiksiz sahnesinde dahi duruşuyla o kalp acısını ekranın diğer tarafına kusursuz taşıdı. Ağlarken de öfkeden çıldırırken de çaresizken de son derece doğru dokunuşlarla, doğallığı hiç kaybetmeden çok gerçek bir profil yarattı. Bu kadar genç oyunculardan böyle dolu performanslar izledikçe gerçekten çok ümitleniyorum. Hem Baran Bölükbaşı’yı hem de kusursuz bir oyuncu rejisi veren Devrim Yalçın’ı yürekten kutluyorum.

Erdal Beşikçioğlu oyunculuğunu değerlendirmek haddim değil, üstünde konuşmaya dahi utanırım ama özellikle son sahnede ona da ayrı bayıldım. Yadsınamaz bir gerçek var o da dizinin genç oyuncuları için Erdal Beşikçioğlu’yla aynı dizide rol almak çok büyük şans. Baktığımda da hepsinin bu şansı çok doğru kullandıklarını görüyorum. Üstelik onun usta oyunculuğu karşısında hiç ezilmeden var olmayı başarıyorlar, helal olsun!

10 8

Dün akşam diğer dizilerden yaklaşık iki saat geç başlamasına karşın görebildiğim kadarıyla reyting kaybı total dışında çok büyük olmamış. Zaten total dizisi olmadığından bu kaybı da çok önemsemedim, ben. Bana göre Adı Efsane iyi hikâyesi, güçlü ve doğru kurgulanmış çatışmalarıyla, temiz senaryosu; iyi oyunculukları ve harika rejisiyle giderek dizi çöplüğüne dönen ekranda kendine iyi bir köşe edindi. Umarım değeri bilinir, umarım hak ettiği yeri korur. En küçüğünden en büyüğüne dizide imzası olan herkese bütün kalbimle emeklerinize sağlık, diyorum.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.