YAZAR: Şeyma BULUT

“Ölürsen destan olur, yaşarsan yalan” sözleriyle girmişti hayatımıza Sefirin Kızı. Günümüzün naylon aşklarının aksine ne yaşanırsa yaşansın gerçek bir sevdanın asla bitmeyeceğini adım adım anlattı bizlere Nare ve Sancar.

Nare, ölmeden sevdanın destana dönmeyeceğini söylemişti. Ölüm, belki yaşamın bitmesi olarak görülebilir ancak söz konusu bu ikisi olunca bu kadar dar bir çerçevede bakamıyorum. 9 yıl önce o kulübede ikisi de ölmüştü aslında. Ruhlarını o zifiri karanlıkta bırakmışlardı. Aşk insanın ruhunu besler, ona dokunur. O ruh gittikten sonra da kalp atsa ne olur, atmasa ne olur?

Bir zamanlar sadece birbirleri için atan o iki kalp şimdi bir de kızları için atıyor. İki sevdalı, ne kadar harp halinde olsalar da söz konusu Melek olduğunda hemencecik el ele verdiler.

Melek’in ortadan kaybolması en çok Nare’yi vurdu. Anne yüreği evladının başına bir şey gelebilecek düşüncesine katlanamadı. Bu sebeple de kalan son kuvvetiyle uzun zamandır ayakta tuttuğu gardını düşürdü Nare. Kapana kısılan bir kuş gibi çırpınıp yere düştükçe sevdiği adam tarafından ayağa kaldırıldı. Sancar kendisi de en az Nare kadar korkmasına ve üzülmesine rağmen hem kızı hem de yâri için ayakta durmak zorundaydı. Öyle de yaptı. Bir yanda her yerde kızını ararken diğer yanda Nare’yi biraz olsun iyi hissettirmek için elinden geleni ardına koymadı.

Bugüne kadar Sancar, ne zaman sınıra ulaşsa varlığıyla ona güç verip ayakta tutan Nare olmuştu. Bu sefer sıra Sancar’a geldi. Bu görevini de o kadar güzel yine getirdi ki bu adamı en sevdiğim bölüm abartısız bu oldu. Dışarıya karşı sertliği devam etse de sevdiğine ve kızına olan nahifliği, anlayışı ve onlar için verdiği mücadele görülmeye değerdi. Melek bulunduktan sonra bile Akın’ın varlığından dolayı “Seni 500 metre bile uzağımda tutmam.” demesini de çok görmüyorum.Dahası da Sancar bu savaşı tek başına verdi. Onun yanında ne ellerini tutan bir Nare’si ne de yıkıldığında yanında duran bir Elvan’ı vardı.

Elvan sevdiğine tam bir melek, sevmediğine de şeytan olabiliyor. Nasıl ki en zor anında Nare’nin yanında bir dağ gibi duruyorsa   Menekşe’nin de en büyük kâbusu hâline geliverdi. Menekşe çok fazla sırra sahip ama bunun en ağırı kesinlikle Loki. Ege’nin bu hırçın adamının konağa gelmesinin birçok taşı yerinden oynatabileceğini düşünüyorum ben aslında. Sancar dahil herkes bu kadını ömrünce Efe’sini bekleyen bir aşık sanıyordu. Elvan bu gerçeği su yüzüne çıkarmayı başarabilirse konaktaki tüm dengeleri de değiştirebilir ve Sancar’a aradığı bahaneyi altın tepside sunabilir diye düşünüyorum. Böylelikle bu iki yaralı sevdalının arasındaki en büyük engeli de büyük bir titizlikle kaldırmış olacak.

Nare, bugüne kadar her sorunuyla tek başına savaşsa da artık yalnız değil. Sancar hariç özellikle Elvan’la kurduğu dostluk, ona çok iyi geldi. Geçtiğimiz hafta Elvan’ın Nare’ye olan arkadaşlığına şapka çıkardığımı söylemiştim. Bu hafta da bu desteği tam gaz devam etti. Elvan, Nare’nin yıllarca sahip olamadığı, belki de özlemini duyduğu bir dosttu. Hesapsız, sadece senin yanında olabilen bir insan herkese nasip olmaz. Hayat Nare’ye olan her borcunu ödeyemese de en azından artık yalnız değil. Her ne kadar Sancar ve Gediz yanında olsalar da onların sürekli savaş hâlinde olmaları da Nare’yi yoruyor. Elvan ise onu güldürüyor, ona destek oluyor  ve bunları yaparken asla karşılık beklemiyor.

Yalnızlık konusu sadece Nare’nin sınavı değildi. Sancar da aynı ateşin içindeydi. Etrafındaki onca insana rağmen yalnızdı o da. Zira kimse onu anlamıyordu. İçinde kopan fırtınaları, acısını, ruhundaki boşluğu ne sağdıcı ne annesi ne de kardeşleri fark edebildi. Tek bir kişi hariç elbette: Kavruk.

Bana kalırsa Sancar oturup Kavruk’a da dertlerini anlatmadı. İçini dökmedi. Zaten buna gerek de yok. Bana sorarsanız dost dediğiniz kişiye derdinizi anlatmanıza gerek olmamalı. Söylemeden anlıyor mu ona bakmak lazım. Kavruk da tam böyle bir arkadaş. Sancar’ın ona hiç anlatmasına gerek olmamıştır. Bu sevdanın şahidi olarak en başından beri biliyordu acılarını. Kavruk’u diğerlerinden ayıransa bu acıyı bilmek yanında anlıyor da.  Sancar’ın, Kavruk’un başucunda “ Çok yalnızım be Kavruk!” demesi de bundan. Onu anlayan, yoldaş olan tek insanı da kaybetmekten korkuyordu Sancar.

Eşekten düşeni ancak eşekten düşen bir başkası anlar. Kavruk da Zehra’ya ağır sevdalı. Zehra başucundayken bedenine can gelmesinin başka bir açıklaması olabilir mi? Nasıl ki Sancar’ın merhemi Nare, Kavruk’un da Zehra’sı. Sevdiği yanında olunca cansız bedenine güç geldi ve uyandığında belki de hayatında en mutlu olduğu ânı yaşadı. O küçücük andan aldığı güçle kısa sürede ayağa kalkacağından da şüphem yok.

Kavruk’un yokluğunda en azından Gediz’in Sancar’ın yanında olmasını beklerdim. “Adamın haberi bile yoktu.” dediğinizi duyar gibiyim. Ehh bir telefon açmak da zor olmamalıydı bence, neyse. İkisi arasındaki bireysel mücadele kaldığı yerden devam etti. Aslında ben Gediz’i hep iki farklı adam olarak görüyorum. Bir, Melek ve Nare’nin yanındaki adam; bir de diğer Gediz.

Gediz aslında etrafındakilere güven veren bir insan profili çiziyor. En başından beri Nare her başı sıkıştığında ilk önce ona güvendi, Melek anne babasına küstü o da Gediz amcasının yanına gitmek istedi. Gediz’in özellikle Melek’le olan ilişkisine bir parantez açmak istiyorum. Daha ilk bölümden bu yana bu ilişkiyi çok sevdiğimi söylemem lazım. İkisinin sahnelerindeki renk, iki çocuk ruhun bir araya gelmesi hissini uyandırıyor bende. Özellikle bir çocuğun sevgisine nail olan birinin kötü olabileceğine inanmıyorum. Gediz bu kadar çok yönlü biri olunca anlaması da zor oluyor hâliyle. Gediz’le ilgili cevabını bulamadığım iki soru var kafamda. Bir, adım atmamasına rağmen neden Sancar’ı bu kadar zorluyor?İkincisi de madem bu kadar âşık, dostuna da bunu söylüyor neden Nare’ye bir adım atmıyor? Bu soruların cevapları için öykünün başlarına gitmek lazım diye düşünüyorum. Gediz âşık olduğunu ilk fark ettiğinde tercihini sağdıcından yana kullanmıştı. Ta ki Nare’den gerçekleri duyana kadar. Hiç kulağımdan gitmez: “Biraz da onun canı sıkılsın efendim!” Aynen böyle demişti Nare’yi dinlerken. Ardından gelen itiraflar, Sancar’ı sınıra ulaştıran hareketler hep eski dostunun canını sıktı ancak spesifik olarak canını yakacak bir hamlesi de olmadı. Ben bir süre daha bu durumun değişeceğini düşünmüyorum. Çünkü Gediz’in elinde sevdiği kıza açılmak için sayısız fırsat vardı ama hiçbirini kullanmadı. Ben bu duruma iki yönlü bakmayı daha doğru buluyorum. Birincisi Nare’ye bir adım atarsa eski dostu şüpheye yer bırakmayacak şekilde düşmanı olacak. Gediz ise bunu şimdilik göze alamıyor. Diğer taraftaysa o adımı atarsa Nare’yi tamamen kaybedebilir. Nare en başından beri hep Gediz’e güvendi, ondan yardım istedi belki ama bu yardımların ana konusu hep Sancar’dı. Sorunun sevdiği adam olmadığı noktadaysa Nare’nin aklına bile gelmedi, en yakın arkadaşım dediği insan. Sanırım bu bölümde Gediz’i en çok üzen de bu oldu. Sancar ve Nare kendilerine üzülürken Gediz’in en derinlerde buna incindiğini düşünüyorum ben. Çünkü söz konusu yâri olmadığı zaman her ne yaşamış olurlarsa olsunlar Nare’nin güvendiği liman, Sancar Efe’den başkası değildi. Sırf bu yüzden bile Gediz’in Nare’ye bir adım atabilme düşüncesinden uzaklaşıyorum ben. İlerleyen zamanlar ne gösterir bilinmez ama şimdilik benim gördüğüm bundan ibaret.

Gediz, Nare ve Sancar üçlüsü bunları yaşarken diğer yanda hiç haberlerinin dahi olmadığı korkunç bir plan kuruluyor. Akın, Kahraman’ın düştüğü durumu kendi lehine çevirmeyi başardı. Kahraman onun için “Nare planı”nı yaptı. Aslında ben Melek hususunda da bir tereddüt etmiştim. Bir acaba, dedim. Küçücük bir çocuğu alet eder mi böyle bir şeye? Ama korktuğum gibi olmadı. Aslında Akın’la olan işbirliği hususunda da kızdım ona. Böyle bir sapıkla nasıl olur da işbirliği yapar derkeeen aklıma geliverdi. Kahraman Boz, Akın’ın günahlarını bilmiyor ki. Tek gayesi karısından kalan en değerli anısını elinde tutmak. Böylesine çaresizce kurtarmaya çalıştığı geçmişini kaybetmenin korkusu ona böylesine bir hata yaptırdı. İlerleyen zamanlarda eğer gerçeği öğrenirse Kahraman karakterinde birinin bunu nasıl karşılayacağını tahmin etmek pek de güç değil. Akın’ın Sancarlar varken fare gibi saklanıp onlar gidince poz kesmesine bile ayar oldu. Ki hâlâ bir yerlerde “Masuma dokunmam ben!” diyen sesi çınlıyor kulaklarımda. Bu kaçırma meselesinde hâlâ Kahraman’ın bilmediğimiz bir planı olduğunu düşünmek istiyorum.

Kahraman kurduğu tuzakla Nare’yi almasına aldı ancak Sancar’ı hesaba katmamıştı. Dizinin final sahnesine bir ekrana ne kadar uzun bakılabilirse o kadar baktım. Beş dakikalık bir sahnenin beni böylesine etkileyeceği aklıma bile gelmemişti. Aslında sadece o sahne için bile sayfalarca yazı yazılabilir.

Sancar ve Nare bir sahilde, denizin derinliklerinden gelen bir kabukla söz vermişlerdi birbirlerine. Sancar gerçekleri öğrendiği andan bu yana Nare’nin yaşadıklarının hızlandırılmış versiyonunu yaşadı. Geçmişte işlediği günah öyle ağır geliyordu ki geçirdiği her bir saniye pişmanlığın acısıyla kavurdu onu. Yıllar önce sevdası ona inanmadığında intihar etmişti alacakuş, efesi de onun için kendini feda etti. Sancar yaptığı son hareketle yaptığının diyetini ödedi diye düşünüyorum. Bir zamanlar sevdası uğruna kendinden vazgeçen kadın için feda etti hayatını. Ne atılan kurşunlar ne de Nare’nin ondan gitmek istemesi engelledi onu. Ölüme attığı her bir kulaçla ışığına doğru yüzdü, yüzdü,yüzdü… Ve en sonunda o da yere çakıldı.

Nare, bir uçurum kenarında sevdasının ağırlığıyla yere çakılırken Sancar da aşkı uğruna denizin dibine gömüldü. Şimdi onlar ya gerçekten bir destan olacaklar ya da destanlarını yazmaya devam edecekler. Tüm kalbimle mürekkebin bitmemiş olmasını arzuluyorum.

Tüm sezon boyunca emek veren herkesin yüreğine sağlık. Sefirin Kızı gibi derin bir aşk masalıyla bizi buluşturan ve bu destansı masala ortak eden senaristlere teşekkür ediyorum.

Gelecek sezon görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.