Her ikisi de komedi olarak yola çıkmış, biri şu anda ne idüğü belirsiz de olsa ana temi “aşk” olan iki ayrı dizi. İkisinin de kendine özgü bir kitlesi var. Üstelik çoğu kesişen bir kitle, yani iki diziyi de izleyenler sayıca fazla. Bana gelince, bilenler bilir, ben sadık bir “İnadına Aşk” izleyicisiyim ama artık izlemesem de kafamdaki sorulardan dolayı “Kiralık Aşk”ın akıbetini yakından takip ediyorum. Şimdi, bir kıyaslama yapacağım izninizle…

SENARYO: Kiralık Aşk’ın ana kurgusu derinliği olan işlenmeye müsait bir konu… İyi tiplemeler yakalanmıştı. Ancak ne yazık ki kurguda bütünlük yok. Onu da geçtim, tipler bir türlü karakter olmaya evrilemedi. Üstelik birçoğunun başlangıç noktasından uzaklaşıldı ve karakterler, deformasyona uğradı. Defne karakteri bir türlü oturtulamadı. Sanki senarist onun hakkında karar verememiş gibi… Karakterin ruhuyla örtüşmeyen tavır ve davranışlar sergilendi ve sergileniyor.

Bence dizinin en sağlam tiplemesi “Ömer İplikçi” ancak o da yaşayan bir karakter değil… Fazla snop, fazla düz, fazla elitist, fazla mükemmel… Yani klasik Türk toplumunda ha deyince karşınıza çıkan bir adam değil, aşırı idealize edilmiş bir tipleme. “Biz”den değil ve çokça yapay… Allah’tan rol çok iyi bir oyuncuda da bu tarafları bir nebze törpülendi.

Yan karakterlerin içi çok boş. Hikâyeleri eksik ve sürekli evrim geçiriyorlar. (Bkz: Yasemin, Necmi, Sinan hatta Neriman) Yan karakterler bu denli zayıf olunca 120 dakikalık dizi ilerlemiyor hâliyle… Koray’la iş kurtarılmaya çalışılıyor ama komik olmasının ötesinde aslında Koray’ın hikâyesi de zayıf ve karakter fazlasıyla yüzeysel kalıyor.

X         X         X

İnadına Aşk’ın en güçlü noktası… Çok basit bir noktadan çıkan ama giderek çeşitli katmanlarda zenginleşen bir metin var. Diyaloglar çok sağlam… Tiplemeler çok doğru seçilmiş ve iyi işlenmiş. Tüm yan karakterlerin hikâyelerini biliyor ve en ince özelliklerine kadar kimliğini tanıyor, izleyici…

Karakterler değişime değil gelişime uğruyor. Örneğin Yalın başlangıçta çok zeki, başarılı, ailesine düşkün, maço bir kimlik taşıyordu. Şimdi bütün bu özelliklerin içi açılıp Yalın kimliğine bir derinlik eklendi. Duygusal, kırgınlıkları ve korkuları olan bir adam… Ancak diğer özellikler yerli yerinde duruyor, üstelik şimdi biz bu özelliklerin ( zekâ konu dışı elbette) neden ve nasıl olduğunu biliyoruz, izleyici olarak.

Kimliği değişen, farklılaşan tek karakter yok ortada. Habibe istisna gibi görülebilir ancak ondaki değişim de çok sağlam bir biçimde oturtuldu ve başta antipatik gelen tipleme şimdi kendi kitlesini oluşturacak denli başarılı bir çizgiye girdi.

Olay geçişleri, çatışmalar, geriye dönüşler ve tüm detaylar çok sağlam işleniyor. Siz karakterle empati yapıp “Evet, tam da bunu der; şimdi şunu yapar!” diyorsunuz ve şaşırmıyorsunuz.

Sonuç olarak İnadına Aşk, senaryo açısından Kiralık Aşk’la kıyas kabul etmez ama madem karşılaştırma yapıyorum açık ara önde, diyeceğim.

OYUNCULAR: ( Yan rollere kasten girmedim çünkü dizilerdeki ağırlıkları eşit değil. Karşılaştırma imkânı vermiyor. Sadece ana rollerle sınırladım kendimi)

Kiralık Aşk’ın Defne’si ELÇİN SANGU: İlk bölümlerde oldukça iyi bulmuştum, açıkçası. Doğal bir sempatikliği var ve karakterle tam örtüşmüştü. Ancak ilerleyen bölümlerde bana göre nefesi yetmedi.

Çok tutuk, çok sıradan gelmeye başladı. Rolün hakkını veremiyor (Hoş, oyuncu da haklı. Bu kadar değişime ayak uydurmak zor iş) Üstelik karşısında çok başarılı bir oyuncu var ve onun çizgisini yakalayamadı. Sosyal medya istediği kadar yıkılsın bence “muhteşem” ikili olamadılar. Elçin Sangu’nun elektriği giderek düşüyor ve Barış Arduç oyunculuğu karşısında oyuncu kimliği fena hâlde eziliyor.

Hele ara ara izlediğim son bölümlerde bir ara kendi kendime “Ya, bırak kamerayı yakalayacağım diye debelenmeyi, sen oyununu oyna!” diye söylenirken buldum, kendimi. Stresi yüksek sahnelerde hele, fena tökezliyor. Karakterin ruhu ölürken, oyuncununkini de götürdü beraberinde…

İnadına Aşk’ın Defne’si AÇELYA TOPALOĞLU: Elçin Sangu’yla taban tabana zıt bir çizgisi var oyunculuğunun. Giderek açıldı, giderek çıtayı yükseltiyor. 21. bölümde komedide çok iyiydi 22. bölümde dramda da kanıtladı kendini.

Burada da Kiralık Aşk’a taban tabana zıt bir durum söz konusu… Can Yaman’la yakaladığı çok başarılı uyum her ikisini de giderek yükseltiyor. Senaryonun sağlamlığı ve diyaloglardaki başarı bunda önemli bir etken biliyorum ama sözsüz sahnelerde de çok iyi frekansları var. Aynı anda, aynı duyguyu çok başarıyla geçiriyorlar izleyiciye.

Üstelik Açelya Topaloğlu aynı uyumu, diğer oyuncularla da parmak ısırtacak bir başarıyla sergiliyor.

Rolün hakkını vermekle kalmıyor; sık sık söyledikleri gibi, doğaçlama değişikliklerle karaktere de olayın akışına da hareket katıyor ve bunu çok doğru yapıyor.

Giderek izlemesi çok çok keyifli bir oyuncu oldu ki önsezim, asıl bombanın ilerleyen bölümlerde patlayacağını söylüyor. Açelya Topaloğlu henüz kendi zirvesini sergilemedi.

Sonuç itibariyle benim ölçülerimle Elçin Sangu’dan bir adım geride başladığı hâlde, gelinen noktada en az beş adım ileride…

Kiralık Aşk’ın Ömer’i BARIŞ ARDUÇ: Dizinin, hiç kuşkusuz, en başarılı ismi…

Birçok eksikle çizilen karakterin boşluklarını o dolduruyor. Bu denli bize yabancı ve yapay bir karakteri öylesine başarıyla nötralize etti ki çok sevimsiz bir tipleme olabilecekken ondan genç kızların “idol”ü olacak bir kimlik yarattı.

Bence en büyük şanssızlığı, partnerinin frekans olarak onu yakalayamamış olması… Her ne kadar sosyal medyada fanları birlikte oldukları sahnelerde alevler çıktığını iddia etseler de bizim evin televizyonunda duman dahi tütmüyor ne yazık ki!

Doğru dürüst diyalog yazılmamışken hani eldeki malzemeyle en iyi yemeği pişiriyor diye düşünüyorum.

Tek eleştirim, yine sosyal medyada aksi söylense de, zaman zaman attığı boş bakışlara. Bunda da tüm hata onun değil elbet, yönetmen kusuru ama yine de “bakışların çok etkileyici!” cümleleri belleğinde fazla yer ettiğinden sanırım, işi abartıyor ve duygu kaçıyor, bana göre.

Bir diğer talihsizliği yine senaryo kaynaklı… Az sonra değineceğim ama yeri geldi diye söyleyeyim “Onun bölümü” diye tanımlayabileceğim bir bölüm yazılmadı Barış Arduç’a. Gücünü bütünüyle sergileyebileceği, izleyiciyi alıp götüren bir bölüme ihtiyacı var. Asıl zirve, olursa, öyle bir bölümde gelecektir, bence.

Yine de bence diziyi sürükleyen en önemli isim. Gerek fizik avantajını gerek oyunculuk gücünü alabildiğine kullanıyor.

İnadına Aşk’ın Yalın’ı CAN YAMAN: Oyunculuk adına gelişimine şapka çıkardığım sanatçı…

Diziyi baştan beri izleyenler bilir, nereden başlayıp nerelere ulaştığını. Hele son birkaç bölümdür çok çok hızlı adımlarla açılan bir oyunculuk izliyorum, hayranlıkla…

Barış Arduç’un şanssızlıklarının Can Yaman’da birer şans olduğunu kabul ediyorum. Çok çok iyi bir senaryo, çok iyi bir yönetmen ve çok çok iyi bir partner… Ancak yine de hislerim beni yanıltmıyorsa yapısındaki hırs, oyunculukta ona en büyük rehber oluyor. Üstüne üstlük başardıkça daha iyisi için canını dişine takanlardan, o… Bu yüzden de çıta giderek yükseliyor.

Çok usta oyuncularda görmeye alışkın olduğum jest ve mimik ustalıkları, kimliği çok iyi sırtlayıp ona kendinden bir şeyler ekleyerek şekil verme, çok genç yaşına rağmen Can Yaman’da hayran olduğum detaylar…

Az önce Barış Arduç’un bölümü olabilecek bölüm, yazılmadı demiştim. Can Yaman’a yazıldı. Üstelik öyle iyi verdi ki hakkını, sanıyorum o başarının getirisi senaristler olsun yönetmen olsun onun kendini iyice zorlayabileceği alanlar açmaya devam ediyorlar. Bu da giderek daha da büyümesini, daha da güçlenmesini ve daha da klas bir oyunculuk sergilemesini sağlıyor.

Bildiğim kadarıyla oyunculuk macerası yeni. Yani çok deneyimli bir isim değil ama doğru işlerde, doğru isimlerle çalışarak başkalarının uzun zaman harcayıp geldikleri noktaya çabuk geldi. Azminin ve hırsının onu çok çok daha ileriye götüreceğini biliyorum.

Can Yaman’ı izlemek benim için gerçekten çok büyük bir zevk…

Sonuç olarak Barış Arduç’un bir adım gerisinde başladı ve şu an bir adım önünde…

YÖNETMEN: Kiralık Aşk’ın en önemli şanssızlıklarından biri… Dizi öyle ya da böyle tutmuş gidiyorken hangi gerekçelerle bilemem, izleyici olarak beni ilgilendirmez de zaten, yönetmen değişikliği… Hayır, ille bir değişiklik yapacaktınız, senarist değiştirseydiniz keşke diyeceğim ama çok geç. Barış Yöş’ü yönetmen olarak çok vasat bulurum; bilemem, burada ne yapar? İzlediğim bölümler eski yönetmene aitti gerçi ama orada da ikide bir kesilen sahnelerden, gereksiz uzatmalardan gına gelmişti bana. Umarım değişiklik hayırlı sonuç verir.

X         X         X

İnadına Aşk’ın en güçlü yanlarından biri… Oyuncuları iyi tanıyan, risk almayı seven ve oyuncu onun istediğini verene dek durmayan bir yönetmen…

Saçma sapan geçişler yok, bölünmeler yok, merak kamçılamak adına gereksiz atraksiyonlar yok…

Daha ne olsun…

Yönetmen değişikliği nedeniyle burada tam bir kıyaslama yapmak çok güç ama bana göre İnadına Aşk burada açık ara önde…

Ve gelelim son maddeye

KANAL ve TANITIM:

İşte burada Kiralık Aşk açık ara önde… Kanal diziyi sahiplenmiş ve gereken özeni gösteriyor. Oysa Fox TV, hangi akla hizmet bilemem, İnadına Aşk’ın yarısı bile etmeyen dizilerine gösterdiği ilgiyi İnadına Aşk’tan esirgiyor.

Düzgün bir tanıtım ve dizinin arkasında sağlam durmayla İnadına Aşk, piyasada çok daha etkin olabilecekken şimdi yalnızca, diziyi kendi çabasıyla tanıyıp seven kemik bir izleyici kitlesince izleniyor.

Umarım FOX TV, o çok umut bağladığı dizlerinin fos çıktığını çabuk görür diyorum ama dürüstçesi umudum da yok!

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.