Yazan: Ayşe KUTLUHAN

Feride Hanım’ın Çelen ailesine Azra’yı manevi kızı olarak takdim etmesinin ardından bütün mirasını da Azra’ya bıraktığını söylemesi, Çelen ailesinde bomba etkisi yaratmıştı geçtiğimiz bölüm. Tam da tahmin ettiğim gibi; Feride Hanım’ın kendi ailesini yola getirmek için Azra’ya güvenip ondan yardım istemesi üzerine, tatlı fakat fazlasıyla çetrefilli bir oyunla karşılaştık biz de, Çelen ailesiyle beraber. Azra’nın kiminle ya da kimlerle karşılaşacağını bilmeden girdiği bu yolda karşısına çıkan ilk duvar, kısa süredir her sorununda yanında olup ona destek olmaya çalışan Cenk’ten başkası da değildi.

Cenk, bir kez daha öfkesine yenik düşüp Azra’ya doğru vefayla döşediği yolu bir çırpıda yıkıverdi. Azra’nın hayatındaki kötü tesadüflere birebir tanık olduğu ve onun hayatının gözlerinin önünde adeta bir jenga gibi yıkılışına şahit olduğu hâlde onun bir düzenbaz olduğuna inandırdı kendini. Azra’yı suçlamakta bir an bile tereddüt etmedi. Azra ve Cenk, çok uzun zamandır tanışmıyor olabilir ancak çok özel durumlarda bir sürü şey paylaşmışken Cenk’in bütün bunları bir anda silivermesine anlam veremedim açıkçası. Her şey yalan olabilir ama Azra’nın babasının ölümü de bir anda evsiz, sokakta kalması da gerçekti… Her şey yalan olabilir ama Azra’nın kardeşini kaybetmiş olması ve deli divane, çaresizce onu araması da gerçekti… Bu kadar acıya ve zorluğa şahit olup onunla beraber hissetmişken ve en önemlisi ona kalbinde yer açmaya başlamışken insan hiç mi sahtekârlık dışında başka bir şeye ihtimal vermez diye düşünmeden alamıyor kendini. Ama işte söz konusu Cenk Çelen… Bir anda öfkelenen ve her şeyi yakıp yıkıveren… Yine yaktı ve yine yıktı, ardına dahi bakmadan toparladığı valizini aldığı gibi Amerika yolunu tuttu.

Geçmişten gelen bir travması vardı Cenk’in, yıllardır kendi içinde yaşadığı ve kimseyle paylaşamadığı. Kendi çocukluğunda kaybolması yetmemiş gibi kardeşlerinin çocukluklarının da eksik kalmasına vesile oluşunun ağır yükünü taşımıştı yıllarca, hep içinde. Cenk gibi babasını küçük yaşta kaybetmiş biri, ailesinin sorumluluğunu üstüne alıp kardeşlerine ağabeyden ziyade iyi bir baba figürü olabilirdi muhakkak. Ancak Cenk babasını kaybetmekle kalmayıp babasının ölümüne sebep olmuş, üstelik böyle bir şey başına kardeşi Arda doğduğu gün gelmişti. Onu anlamak çok da zor değildi aslında, bu açıdan baktığında. Rotasını kaybetmiş bir gemi, başında iyi bir kaptan olmazsa karşısına çıkan ilk buz dağına çarpar ve darmadağın olurdu. Cenk, hem rotasını kaybetmiş hem kaptansız kalmıştı.

Cenk’in bir silkelenip kendine gelmesi için Arda’nın içine düştüğü o pis çukurda boğulması gerekiyordu, öyle de oldu. Azra’nın Cenk’e Amerika’ya gidiş bileti olduğu yerde, Arda dönüş bileti oluverdi.  Aldığı haberle de apar topar kendini hastanede buldu, Cenk. Boş yere ‘’Ben nasıl fark etmedim’’lerle kendi kendini yiyip bitirme Cenkçiğim, zira senin kendinle savaşın bitmeden burnunun ucunu görmen mümkün değil. Kaldı ki Amerika’dan bunu fark etmen de imkânsızdı. Bırak, bunu ilk önce annen sorsun kendine ama yok o da sormaz, belli.

Cenk, o güne kadar sadece kendine itiraf edebildiği babasının ölümüyle ilgili sırrını, Arda hastane odasında uyurken ona da itiraf ediyor; belki de duymayacağını bildiği için. Tam ‘’Arda bu sırrı gerçekten öğrense ne hisseder?’’ diye kendime sorarken Arda’nın ‘’Babalar da hata yapar. Sen sadece çocuk olmuşun ama artık çocuk olan benim. Seni de babam yerine koydum.’’ deyişiyle kafamdaki soruya da çok net bir cevap aldım. İtiraf etmeliyim ki Arda’nın bu olayı bu kadar olgunlukla karşılayabileceğini hiç düşünmemiştim. Bir şekilde yarım büyümüş bir genç Arda… Hem babasız büyümüş hem de annesinin ilgi odağı çoğu kez ağabeyi olmuş, bu da yetmezmiş gibi ağabeyi de hiç yanında bulunmamış. Çok rahat bir şekilde, yaşadığı bütün eksikliği Cenk’in üzerine bir duvar gibi yıkabilirdi ve Cenk o duvarın altında kalıp çok rahat ezilebilirdi. Ama Arda onu anlamayı tercih ederek kalbimde kendine nefis bir köşeye kuruldu. Cenk, yarım kalmışlığıyla gitmeye kalkışarak geride bıraktığı ailesine zarar verdi, Arda’ysa o yarım kalmışlıkla kendini bir bataklığa sürükleyerek sadece kendine zarar verdi. Dip not: Arda’nın madde kullanımının ailesine çok zarar verdiğini düşünmüyorum. Zira Serap Çelen, Arda’nın odasından çıkar çıkmaz Azmi Bey’le miras için konuşmayı tercih ederken Cenk de Azra’ya kaptırdıklarını alma peşine düştü…

Azra’nın Celen Gurup’ta işe başlamasının üzerine Cenk de mutfaktaki yerini almış bulundu. Kılıcını kuşanan Cenk, attığı ilk adımda temizlik devir tesliminde Azra’dan bir gol yedi bile. Azra onu işiyle vurup yaralarken Cenk, Cansu’yu kullanarak Azra’yı tam kalbinden ve duygularından vurdu. Yine öfkesine yenik düşüp yaptığı hamleyle Cenk, Cansu’ya umut Azra’ya derin bir yara oldu bir anda. Dönüşü zor olan bu yolda Cenk’ten ziyade Azra yolunu fazlasıyla kaybeder gibi. Zira Cansu rengini belli etti, aşk onun kalbini çamura bularken Azra Cansu’nun yoluna çıkmamak için kendiyle savaşıp duracak, Cenk’e karşı.

Azra ve Cenk’in arasında soğuk ama tutkulu bir savaş başladı. Beklentim, Azra’nın Mert’i bulup onunla beraber Feride Çelen’in manevi kızı olarak konağa yerleşmesi. Aşkın karşısında gururun hükmü ne kadarmış, hep birlikte göreceğiz!

Genel Notlar:

  • Sumru ve Azmi aşkı depreşiyor; valla bana bir heyecan geldi. O nasıl cilveleşmeler arkadaş! Azra ve Cenk’te göremedik, hay maşallah. Sumru, Azra’nın Feride Çelen için önemli bir yer edindiğini anladı gibi görünüyor. Bir de miras olayını öğrenirse onun vefalı, bin pişman üvey anne rollerini izlemeye hazırlanın! Mesut’a kurduğu tuzağın yüzüne patlamasıyla dumur olması ayrı bir güzeldi açıkçası.
  • Ah Cansu ah! Açıkçası Cenk’in seni Azra ile sevgilisi olarak tanıştırması üzerine senin için üzülmedim dersem yalan olur. Seni bu şekilde kullanmasına çok kızdım. Ancak Azra’ya dönüp sergilediğin o ifade üzerine ‘’Annesinin kızı, sana müstahak.’’ demedim de değil bir anda. Seni aşk ele geçirmiş yavrucum, kardeşlik çoktan mevta.
  • ‘’Dizide tahammül edemediğin karakter var mı?’’ diye sorsalar, hiç düşünmeden ‘’Efkan’’  derim. O kadar boş, o kadar gereksiz bir karakter ki sahnesi geldiğinde kanal değiştirebilirim, o derece. Ah Melis, nereden sardın şunu başımıza?
  • Tesadüfler bir şekilde Azra’nın yolunu Mert’e çıkarıyor. Azra düzenini kurduğuna göre Mert’in de bulunma zamanı gelmiş demektir. Fragmandan da anlaşıldığı üzere Mert önümüzdeki bölüm ortaya çıkıyor. Sumru’nun akıbeti konusun da meraktayım. Fatma’nın içinde bulunduğu psikolojik duruma -çocuk alıkoyma- olarak bakamıyorum, ben. Kalbimin bir tarafı, onun annelik içgüdüsünü hoş görüyor. Bu sebepten olsa gerek Mert’e bakıcı olarak bendeki en güçlü kişi. Bekleyip görelim.
  • Bana göre küçük bir kurgu hatası: Cenk, Arda’nın haberini aldığında hava alanındaki bütün işlemlerini halletmiş ve uçağa girmeyi bekliyordu. Valizini de vermişti ki annesi aradığında sadece sırt çantası vardı elinde. Valizi çoktan uçağa yerleşmişken Cenk, onu nasıl alıp koşa koşa hastaneye gitti?

Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık… Haftaya görüşmek üzere.

Sevgiyle kalın…

 

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.