Yazar: Black Jasmin

Üç maymunu oynamak mı daha kötü, üç maymun olmak mı? Her gördüğümüz, yaşadığımız birer tecrübe değil mi? Sadece kendi hayatımızdan mı tecrübe çıkarmalıyız? Etrafımızda olanı biteni görüp, hayatı bir bütün olarak kabul edip çabalamak bu kadar zor olmamalı. Bence vicdan ve merhamet insanoğlunun en pamuk ipliği özelliği. Seslerine kulaklarımızı tıkadığımız an, iyi insan olma özelliğimiz de kayıp gidiyor ellerimizden. Tıpkı Saniyeler, Türkanlar, Nazarlar ve pek tabii benim için, Mustafalar gibi.

Mustafa’ya çok başka kızıyorum, ağzı ile kuş tutsa içim soğumaz gibi geliyor. Nedeni ilk bölüme dayanıyor. Daha orada beni bencilliği ile nasıl çıldırtmışsa;5.bölümü izlerken de Yiğit’i vereceğini tahmin etmiştim. Orada, o uçurum kenarında kaskatı kesilmiş bir anne ile minicik yavrusunu korkularını bile bile veriyordu ya Mustafa, heh orada benim için bitti. Bencillik paçalarından oluk oluk akıyorken kedi yavrusunu kucağında uyuttuğuna da inanmayı reddettim. Nefes hakkında sürekli ‘o kadın’ demesini hazmedemiyorken bu bölüm, mideme yumruk yemiş gibi hissettiren ‘karadeniz yosması’ ile çıldırdım. Elalem öyle düşünür adı altında kendi içinden de geçen oydu bence. Nedenini, nasılını görmezden gelip 8 yıl o adam(!) ile yaşamışsının iğrenç söylemi…

Katran karası zihniyetle baş etmek en az Vedat psikopatı ile savaşmak kadar zor. Hatta bana göre daha da zor…Çünkü, o zihniyetin size gösterdiği kısma inanıp göstermediği kısım ile yıkılabilirsiniz. Tıpkı Mustafa’nın Yiğit’i vermesi ile yıkılan Nefes ve Tahir gibi. O sebepten, Asiye’nin sevdiğini görsem, affedişini anlasam da ben Mustafa’yı affetmeyi şimdilik reddediyorum. Önce insan olmanın sadece benim olana zarar gelmesin demek olmadığını anlayacak, öğrenecek belki o zaman.

Bir söz vardır; tencere kapak gibiler. Benim için Saniye ve Mustafa bu sözün en güzel örneği… Mustafa, tüm genetik kodlarını Saniye’den almış: “Benim olana bir şey olmasın, kapımın dışındakiler isterse yok olsun.” Aslında ilk bölüm bu karakterlerin açıklama metni oldu bana. Söyledikleri ve yaptıkları o kadar içimi acıtmış ki affetmek için sebep dahi arayamıyorum. İlk bölüm sonlarında Tahir acı ve korku içinde ‘adam, öldürecek kadını’ derken Saniye’nin ‘gebertsin’ demesi hala kulaklarımdan gitmez. Birinin ölümünü istemek, buna göz yummak nasıl bir şeydir? İnsan olan bunu nasıl isteyebilir? Vicdan ve merhamet uzağından dahi geçmemiş midir? Keza Türkan, Cemil ve Nazar içinde geçerli, aynısı… İzlerken hepsi için hissettiğim duygular; acıma ve öfke. Acıyorum çünkü ‘insanız’ deyip zerre olamamışlar, öfkeleniyorum çünkü gerçek hayatta o kadar çoklar ki… Babasıdır bir tokattan ne olacakçılar, kocasıdır döverciler, kızını dövmeyen dizini döverciler…İşte böylelerini rahatsız ediyor bu proje, çok şiddet var diye diretmeleri bu yüzden. Aynaya bakar gibi izleyip gördükleri ile yüzleşmeyi reddediyorlar. Kendilerini sorgulamak yerine hemen savunmaya geçip karalamaları bu yüzden.

Şiddet her yerde var sözlü, psikolojik ve fiziksel… Bu proje bize soruyor: “Sen bu izlediğin karakterlerden hangisisin? Görüp susuyor musun? Görüp hak etmiştir deyip insanlıktan mı çıkıyorsun? Yoksa Tahir gibi Asiye gibi mazlumun yanında mı oluyorsun?” Senaristler diyor ki: “İzleyin, bu anlattıklarımız zaten var, size göstermemiz ile çoğalmayacak. Siz, biz, onlar yani herkes sorgularsa susmazsa belki bir umut önleyebiliriz.”

Belki de ses çıkarmak isteyen Nefesler böyle zihniyetler yüzünden ses çıkaramıyordur. O sesleri duyanlar ama vicdan pencerelerindeki o küçücük aralığı bile açmayanlar var. Açın, duyun, yardım edin. Yapılması gereken sadece omuz vermek. Bana göre kadın yaratılış olarak dünyanın en güçlü varlığı. El uzatıp omuz verip kaldırdığımız an zaten yürüyecek. Sadece susmayın. Hikâyede bunu anlatıyor senaristler. Gerek sahne derinliği gerek repliklerle sağlı sollu gerçekleri yüzümüze çarpıyorlar.

Ve sevda; Tahir ile Nefes yani inat ile umut…Birinin yorulduğu yerde diğeri devreye giriyor ve savaşıyor. Tahir yıkılmaz kale gibi görünse de bana göre ikisini dimdik ayakta tutan Nefes’in gücü… Çok dizi izledim ama ilk defa böyle dimdik duran çelik gibi sağlam bir kadın karakter izliyorum. Nefes’i yıkabilecek tek şey Tahirsizlik anladık ki onun zayıf noktası o, keza Tahir için de durum aynı. Aslında konuşmadan gördüğümüz birçok aşktan daha derin, daha sağlam bir şey yaşıyorlar. Varsın sussunlar, gözleri anlatıyor her şeyi. Birbirlerinden aldıkları güç ile birlikte yürüsünler o da bana yeter çünkü birlikte oldukları sürece ne takıntılı Vedat ne de kör cahil zihniyetler onları yıkamaz. Sadece kayadaki tozu üfler o kadar.

Diyorum ya kadınlar dünyanın en güçlü varlığı. Bu yüzden iki kadın senarist aldılar hayran kaldığım kalemlerini ellerine; cesurca, özgürce korkmadan anlatmaya başladılar. Hangi ara 10 bölüm devirdik anlayamadım bile. Her bölüm kendimi sorguluyorum, ondan dersler çıkarıyorum. Siz de yapın ne olur… Vicdanımızı, sevgimizi ve merhametimizi hiç kaybetmemek dilediği ile…

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.