Yazar: TUĞÇE YELİZ

Çarpışma, yayınlanan ilk tanıtımıyla beni içine çekmeyi başaran bir yapım olmuştu. Kıvanç Tatlıtuğ ve Alperen Duymaz’ın hemen hemen her işini izlemeye çalışmışımdır zaten. Oyuncular, senarist ve yönetmen de bu kurguyu izlemem için tuz, biber oldu diyebilirim. Ortaya nasıl bir hikâye çıkacağının merakıyla geçtim ekran karşısına.
Son sahnedeki çarpışmanın ardından verilen karakter tanıtımlarıyla açtık bölümü. İlk söyleyeceğim; her karaktere uzun uzun değinilmesi, ana çatışmayı geciktiren unsur olmuş. Hikâyenin asıl başlangıç kısmı patlama anıdır diyebilirim. Uluç Bayraktar, yine ustalığını konuşturmuş ve harika bir dünya kurmuş. Patlama anı çok güzel kurgulanmış, efektler, ışık her şey yerinde ve çok gerçekçiydi. Kıvanç Tatlıtuğ’un nasıl bir dram oyuncusu olduğundan bahsetmiyorum bile. Bu noktada kurgu, yaratılan dünya çok iyiyken ana çatışmanın da daha net ve erken verilmesini beklerdim. Hikâyenin ortaya serilmesinin gecikmesi kafa karışmasına sebep olup izleyicinin konuyu algılamasını geciktirebilir. Sözün özü karakterleri uzun uzadıya anlatmak yerine ana konu öne çekilebilirmiş.
Karakterlere  Kıvanç Tatlıtuğ’un hayat verdiği Kadir Adalı ile başlamak isterim. Kadir, sınırları olmayan, belli kalıplara bağlı kalamayan bir adam olarak çıktı karşımıza. İtiraf etmeliyim ki Kadir’de zaman zaman Kıvanç’ın eski dizisinde canlandırdığı “Kuzey Tekinoğlu” karakterinden tınılar sezdim. Konuşma tarzında ve olayları anlatışında takındığı tavırla tribünde yarattığı coşkuyla ilk anda bana “Bu adam içinde bir parça Kuzey barındırıyor” dedirtse de Kadir Adalı, Kıvanç Tatlıtuğ’dan başkası olamazmış. Onun gibi bir oyuncunun ikinci bölümde bu izleri silip tamamen “Kadir” karakterine bürüneceğinden kuşkum yok. Baş komiser olup aynı zamanda da amigoluk yapan, sevdiklerine kalbinin kapılarını sonuna kadar açmış, Kerem’i kardeşi bilip benimsemiş Kadir’in kusursuz hayatının  gittiği maçta yerle bir oluşuna şahit olduk. Onun asıl hikâyesi, eşi ve kızının maçtaki patlamada ölmesinden sonra “hayatının sonu” olduğunu düşündüğü bu noktada start veriyor. Kadir’in önünde biri pişmanlıkla yanıp kavrulmak diğeri intikam ateşiyle etrafındakileri küle çevirmek gibi iki yol var. Onun hangi yoldan gideceği muamma ama izlediğimiz karakterden intikam ateşinin ağır basacağı sinyallerini alıyorum.
Zeynep’e baktığımda ise Elçin Sangu’nun, başta benimki olmak üzere bir çok izleyicinin ön yargısını kırarak karakterin içinde bulunduğu ruh hâlini anlaşılır bir şekilde ortaya koyduğunu görüyorum. Korkunun esiri olmuş Zeynep, önce eşi olmak üzere çevresindeki herkese güvensizlik duyan bir kadın olarak çıktı karşımıza. İçinde bulunduğu bu korku ve güvensizliğin temelinde geçmişe dayalı bir hikâye yattığını düşünüyorum. Başlarda izleyici karşısına pasif bir karakter olarak çıkan Zeynep’in sınırları zorlandığında korku dolu tavrını bir kenara bırakıp nasıl bir ruh hâline girebildiği çok net bir şekilde ortaya serilmiş. Eve girer girmez ilk işi kapıları kitlemek olan bir kadının kızı söz konusu olduğunda çalıştığı bankayı gözünü dahi kırpmadan soyması ve kaçma pahasına polislerin üzerine araba sürmesi, psikolojik baskı altında kaldığında onun nasıl cevval bir kadın olabileceğinin de en kuvvetli göstergesi. Son kısımda canlandırılan çarpışma sahnesinde Zeynep’in Kadir’i tanıması hikâyenin bir diğer kırılma noktası olarak işlenebilir nitelikte olmuş. Belli ki önümüzdeki hafta bu tanışıklığın altında yatan asıl hikâyeyi öğreneceğiz.
Kerem, bu kurgunun şu ana kadar ki en sır karakteri. Geçmişte babasını yaralamaktan beş yıl hapis cezasına çarptırılmış olarak karşımıza çıkan Kerem’in; bu eylemi neden gerçekleştirdiği sırrını koruyor. O, ailesiyle arasına bir duvar örerken eksikliğini hissettiği duyguları Meral’de arayan bir adam. -Bu noktada Meral’de de bir tekinsizlik sezdiğimi vurgulamadan yapamayacağım.-  Kerem’e ne tam anlamıyla iyi diyebiliyorum ne de tam anlamıyla kötü. O tam bir “flu” karakter olmuş. İyi bir insan olmak için çırpındığı yolda, tökezlediği ilk an yine belaya bulaşması onu tamamı ile çözmeme engel oldu. Kerem, kendiyle ilgili verdiği kararlarda gel gitler yaşıyor olsa da hayatında emin olduğu tek varlığın Meral olduğunu düşünüyor. Meral’in sergilediği masum görüntü bana pek inandırıcı gelmedi doğrusu. Neden diyeceksiniz şimdi, demeyin; şu an bu durum sadece “hislerime” dayanarak vardığım bir kanı olsa da ben, Meral’in altını kırmızıyla çizdim. Zorda kalınca çevresindeki kötü fikirlere alet olan Kerem’in, arkadaşının zoruyla çıktığı yoldan yine elleri kanlı olarak döndüğüne şahit olmuştuk. Onun Cemre’yi bıçakladığı yere, pişman olup geri dönmeye karar vermesiyle herkesin hayatını değiştirecek ikinci çarpışma anı gerçekleşti.
Cemre’ye baktığımda en az Kerem kadar eksik duygularla cebelleşen bir kadın görüyorum. Nasıl Kerem ailesinden yokluğunu hissettiği duyguları Meral’de arıyorsa Cemre de anne eksikliğini Demir’le gidermeye çalışıyor. Babası ve üvey annesiyle yaşayan Cemre’nin işkolik olduğu vurgulanmıştı bölümde. Belli ki o, kendini belirli kalıplara sokarak motive eden ama fırsatını bulsa kaçmayı tercih edebilecek bir karakter. Amerika’da yüksek lisans yapma arzusunun altında da içinde bulunduğu durumdan kaçma isteğinin yattığını düşünüyorum. Hayatının merkezi haline getirmeye çalıştığı Demir’in, üvey annesiyle ilişkisi olduğunu öğrendiğimiz Cemre, tam tüm gerçeklerle yüzleşecekken bir anda yediği bıçak darbesiyle kendini kaderinin başlayacağından habersiz çarpışma noktasında buluverdi.
Veli için, bu hikayenin en kilit adamı demeliyim. O, köşeleri olan ve bu köşelere insanların çarpmasından zevk duyan bir adam olarak karşıladı bizleri. İlk bölümde çizdiği profile bakarak  Veli’nin tam anlamıyla kötü karakter olduğunu söyleyebilirim. Her türlü pis işte parmağı olan ama kendini gizlemeyerek istediği an istediği mekânda takılabilen biri olması da onun ne kadar kendine güvendiğinin en kuvvetli vurgusu olmuş. Şimdiye kadar kaleme aldığım dört karakterin de kaderlerini birleştiren Veli’ye bu hikâyenin “kurgu sandığı” diyebilirim. Bundan sonra izleyeceğimiz sahneler onun üzerinden dönecek belli ki. Onun “kötü” statüsünden başka ipucu vermemesi de “Veli aslına kimdir?” sorusunu beraberinde getirerek hikâyeye büyük bir merak unsuru ekliyor.

Dolaylı yollarla da olsa herkesin birbirinin hayatından teğet geçtiği kurgunun ilk gerçek kesişimi finalde gördüğümüz çarpışma anıyla gerçekleşti. Bu çarpışma Kadir, Zeynep, Kerem ve Cemre’nin hayatlarını nasıl birbirine bağlar? Orası şimdilik gizemini koruyor. Birinci bölümde, tüm karakterlerin psikolojik bir baskı altındayken nasıl bir tavır sergilediğini gördüğümüz Çarpışma, ilk hamlede benden geçer not almış olsa da ana çatışmanın geç verilmesi izleyiciden ne tepki aldı çok merak ediyorum. Tabiri caizse “cadı kazanına” dönüşen perşembe gününde reyting listesinde ne sonuç alır muamma ama ben dizi devam ettiği sürece yorumlarımla buradayım.
Yazan, oynayan, çeken herkesin ellerine sağlık. Yolun açık, şansın bol olsun Çarpışma. Haftaya görüşmek üzere, sevgilerimle.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.