Yazar: Irmak TERCANER

Darısı Başımıza, yaz başından beri başlamasını heyecanla beklediğim projelerin başında geliyordu. Gerek ilk tanıtımlarından itibaren içinde barındırdığı ve ne yazık ki günümüz dizilerinde artık kendine pek de yer bulamayan sıcak bir aile dizisi olma özelliği gerekse ilgi çekici oyuncu kadrosuyla beni çok etkilemişti. Üstüne bir de sezon dizilerinin kasvetli havasından sıyrılan, tam aksine eğlenceyi, aile sıcaklığını, güçlü bir aşkı ve en önemlisi mutlu bir hikâyeyi kendisine olay örgüsü seçen bu proje, daha ilk andan kadrajıma girmiş ve benim için izlenilmesi kaçınılmaz olmuştu. Dizimiz, odak noktasına Öykü ve Ozan’ın seyirciyi uzun soluklu etkileyecek güçlü ve sıcacık aşk hikâyesini, bunun tam ortasına da her biri sıra dışı özelliklere sahip, komik ve her şeyden önemlisi günlük hayatımızda sıkça karşılaşabileceğimiz aile fertleri ile neşeli, sıcacık ve izlenmesi keyif veren bir proje olma amacını koymuştu. İçtenlikle söyleyebilirim ki; en başından beri yukarıda bahsettiğim bu amaçları vaat eden dizimiz, emin adımlarla ve vaat ettiği olay örgüsünden şaşmadan ekran yolculuğuna başladı.

Sevdiği adamın onu aldattığı gerçeğiyle hiç beklemediği bir anda yüzleşen, inandığı ve uğruna hayatını kurduğu her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu idrak eden, hayatın en büyük çelmesini o gün yediğine inanan bir kadın Öykü… İlk bölüm itibariyle üzgün hallerine sıkça tanık olsak da ne kadar güçlü bir kadın olduğu her fırsatta vurgulanan, neşeli, eğlenceli, sempatik ve güvenilir bir kadın o… Şimdilik hayatın ona en büyük oyununu oynadığını düşünüyor.

Oysa bilmiyor ki, hayat onun için daha ne sürprizler hazırlıyor… Bilmiyor ki, en kötü gününde hiç beklemediği bir anda karşılaştığı, belki en başında sinir olduğu, hiç alakası yokken ona yoldaş olan Ozan, bir gün kendisinin en büyük aşkı olacak! Ozan ah Ozan… Senin gibiler hâlâ bizim dünyamızda var mı? Cevabı zor sorular bunlar. İşkolik, hırslı ve başarılı bir iş adamı Ozan. Kimseye göstermediği fakat ne kadar gizlemek isterse istesin kendisini ele veren duvarları var sanki Ozan’ın. Mesafeli, zaman zaman soğuk ama bunların yanında bir yandan da gizemli ve çekici biri Ozan… O duvarları yıkıp, ardında yatan gerçek Ozan’ı bulmak için sanki birine ihtiyaç vardı… Bir kurtarıcıya. Tıpkı Öykü’ nün varlığı gibi…

Şu soruları sormadan yoluma devam edemeyeceğim. Kim, ilk kez gördüğü bir kadının arkasından otel çatılarına çıkar? Kim, hiç tanımadan bir kadının peşinden yalnızca ona yardım etmek için gider? Evet, Ozan duruş itibariyle katı bir adam… Evet, asıl dönüşümünü belki de Öykü ile yaşayacak… Ama şunu söylemeden geçmek olmaz… Ozan karakteri, yapı itibari ile güçlü, güvenilir, sağduyulu ve gerçekten iyi bir insan. Alışılmışın dışında bir iyilik bu… İlk bölümde beni şaşırtan şey Öykü’yü Ozan’a göre daha fazla tanıma ve analiz etme şansı bulmamızdı. İyi ki de bulduk. Ben Öykü’yü çok sevdim. İçtenliği, doğallığı, heyecanı, mutluluğu, yaşadığı hüznü kısacası insanı insan yapan o güzel ve samimi duyguların hepsi geçti bana… Bu noktada Öykü karakterine kendine has yorum tarzıyla hayat veren Elif Doğan’dan bahsetmeden ilerlemek olmaz. Dizinin oyuncu kadrosu ilk açıklandığı zaman, Elif Doğan ismine yabancıydım. Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde zaman zaman kendisini izleme şansı bulsam da sürekli olarak onu takip etme şansım hiç olmamıştı. Tam da bu sebepten ötürü, Öykü karakterine nasıl hayat vereceğini hiç bilemiyordum. Dizinin ilk bölümünün bittiği şu anda samimiyetle söyleyebilirim ki; Elif Doğan’ın doğal, sempatik ve akıcı oyunculuğu ile Öykü karakteri öyle bir hayat bulmuş ki… İzlerken resmen hayran kaldım. Yine de önemli bir yere parmak basmadan geçemeyeceğim. Bilenler bilir ki, bu tür aşk dizilerinde partner uyumu çok önemlidir. Partnerinle uyumun ne kadar güçlüyse canlandırdığın karakter o kadar başarılı ve etkili olur. Elif Doğan’ın oyunculuğundan bu kadar bahsettiğimiz bir yerde Ozan Dolunay’ı atlamak adil olmayacaktır. Evet, ilk bölüm itibariyle henüz Ozan ile tanışma fırsatını pek fazla yakalayamadık, yüzeysel kaldık ama olsun bence tanıştığımız kadarı da yetti. Şunu söyleyebilirim ki, Ozan karakteri derinliği olan bir karakter… Aldatılma konusunda söylediği bir cümlenin sonucunda bu düşünceye sıkı sıkı sarıldım. Ozan Dolunay bu derinliği o kadar güzel yansıtmış ki… Sempatik tavırları, ses tonu, göze batmayan oyunculuğu ve doğallığı ile benden bu noktada tam puan aldı. Çift olarak uyumlarına gelecek olursak, ilk bölüm itibariyle çiftler arasındaki kimyayı seyircinin benimsemesi nadir olarak görülen bir şeydir çünkü uyum, ancak süreç içinde olur. En azından bugüne kadar izlediğim birçok projede bu böyle olmuştu. Demek ki neymiş? Tabular yıkılabilirmiş! En azından benim için öyle oldu. İkisinin uyumunu ilk bölüm itibariyle o kadar çok beğendim ki daha ne desem bilemiyorum. Tabi bu işin aşk kısmı…

Dizinin bir de aile ve tabi komedi kısmı var ki akıllara zarar… Yazımın en başında söylediğim gibi, dizimiz odak noktasına güçlü bir aşk hikâyesini koymuş, bunların tam ortasına da güçlü diyalogları içinde barındıran, güldürmeyi görev edinmiş, zaman zaman didişen, birbirlerini kıskanabilen ama her ne olursa olsun aile bağlarını kaybetmemiş, sevimli ve sıcak aile fertlerini o odağın etrafına yerleştirmiş. Hem de ne karakterler ve bu karakterlere hayat veren ne güçlü oyuncularla…

Bu noktada gözler tabii ki de hemen Devrim Yakut’un üzerine çevriliyor… Zerrin karakterine hayat veren güzel insan… Devrim Yakut’u çok uzun yıllardan beri çok sıkı bir şekilde takip etmişimdir. Eğer bir dizi de Devrim Yakut ismi varsa o dizi benim için kesinlikle izlenmesi gereken dizilerin başında gelir… Oynadığı her rolün üstesinden o kadar güzel geliyor, kendine o kadar hayran bırakıyor ki… Onu izlemek muazzam bir haz veriyor insana. Zerrin karakterine de aynı şekilde hayat vermiş. Zaman zaman kendine ‘’Zerro’’ dedirtebilecek kadar sıra dışı yeteneklere sahip o güçlü kadın, Rüya, Öykü ve Serkan’ın annesi, mahallenin kuaförü. Çocuklarını neredeyse tek başına büyütmüş, güçlü, dilinin kemiği olmayan, eğlenceli, şen şakrak bir kadın. Hayattaki en büyük isteği, çocuklarının mutluluğunu görmek ve bunun için de yapamayacağı hiçbir şey yok.

Ortanca kızının evlilik haberiyle bir süre havalara uçsa da bu mutluluğu kısa sürdü hem de çok kısa… Neden mi? Öykü’nün sevgilisi olan Cem, Canan Arslansoy’un oğlu da ondan. Canan Arslansoy, Zerrin’in bu hayattaki en büyük düşmanı. Her ne kadar aralarındaki düşmanlığa sebep olan konu, şimdilik çok ilgimi çekmese de diziye eğlenceli sahneler katma olasılığından dolayı bir süre daha sabırla konunun detaylarını bekleyebilirim. Ancak şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Dizinin başladığı ilk andan itibaren kafama yatmayan tek bir şey vardı. Evet, dizinin esas oğlanı Ozan idi. Evet, Cem, Öykü’yü bir süre için onu aldatmadığına inandırmış olsa bile gerçekler mutlaka ortaya çıkacak ve Öykü onu affetmeyecekti. Ancak bana göre burada bir terslik vardı ve bu durum diziyi bir çıkmaza sürüklemişti. Neden mi? Dizi ilk başından beri düşman iki kadının ve onların çocuklarının evliliği üzerine kurulmuştu. Eğer Öykü, Ozan ile aşk yaşayacaksa bu düşmanlık neden bu kadar ilmek ilmek işlenmişti. Aklımda bu soru dolaşırken, senaristliğini çok severek takip ettiğim Deniz Dargı’nın kalemi bana çok net bir cevap vermişti. İlk bölümün finalini süsleyen bir cevaptı bu. Ozan, Canan Arslansoy’un diğer oğlu idi. Evet, kabul edelim bu gerçekle yüzleşmemiz biraz zaman aldı ama buna değdi mi? Bence çok net değdi… İşte tam da bu noktada diziye öyle bir düğüm atıldı ki her şey şimdi yerli yerine oturdu. Bizi, iki kardeşin âşık oldukları kadın için vereceği mücadeleler ve iki kadının düşmanlığının nelere sebep olabileceği gibi, hikâyeye yön verecek çeşitli konular ve sorular bekliyor.

Tabi karakterlere bu kadar yer vermişken bence diziye renk katan, güldüren diyalogları ile içten ve samimi bir ortam oluşmasına vesile olan diğer aile fertlerinden bahsetmeden yazıyı bitirmek olmazdı. Rüya, Merter, Serkan, Ferrin, Resmiye… Ben her birinizi çok sevdim. Her birinize bu hikâyeyi taşıma noktasında çok inandım. Beni yanıltmayacağınızdan da gayet eminim. Beni, sizin hayatlarınıza duyduğum yoğun merak duygusu ile uğurladınız ekran karşısından ve bu duyguyla bekleyeceğim sizleri her hafta. Mesela zaman içinde filizlenecek Rüya ve Merter aşkını kendi gündemime aldım ve o sahneleri izlemek için sabırsızlanıyorum. Bu noktada rotayı Açelya Topaloğlu’na çevirmeden geçmek olmaz. Onunla ilk kez Kaçak Gelinler dizisinde tanışmıştım. Almila karakterine o kadar sempatik bir bakış açısı ile can vermiş, onu bize o kadar sevdirmişti ki. Kaçak Gelinler dizisi ile tırmanmaya başlayan kariyerini, İnadına Aşk dizisi ile öyle bir zirveye taşımıştı ki, o günden beri her projesini büyük bir beğeni ile takip ederim. Zaman zaman abartılı bulduğum yerler olsa da genel itibariyle Rüya karakterine ısındım hem de çok. Yolu açık olsun.

Şunu da söylemeden geçmemeliyim ki, bir dizinin en önemli yapı taşı, seyircisinin gelecek bölüme yönelik duyduğu merak duygusu ve heyecanıdır. Bu noktada dizimiz, bu yapı taşını güçlü bir şekilde yerleştirdi zihinlerimize … Başta bu güzel projeyi yazan, ona hayat veren Deniz Dargı olmak üzere, projeyi yöneten, yapıma hazırlayan, karakterlere hayat veren ve gece gündüz kamera arkasında çalışan bütün ekip üyelerine ve oyunculara, sıradanlaşmış dizi hikâyelerinin aksine, ekranlarda bu kadar çok özlenmiş bir aile sıcaklığını, bizlere bir dizi projesi ile anlatmaya karar verdikleri için kocaman bir teşekkürü borç bilirim. Emeğinize sağlık. Yolunuz açık olsun.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.