Yazar: Sinem ÖZCAN 

Bölüm finali, hiç beklemediğim yerden gelmese bu hafta Can Divit, benden fena hâlde nasibini alacaktı. Öyle kızdırdı ki beni, ekranın diğer tarafına geçip Sanem’i “Gel, buraya!” diye kolundan tutup Can’a da “Sen zor görürsün, bu kızın yüzünü bir daha!” diyesim vardı. Kabul ediyorum, final beni kötü manipüle etti ama onun şirinliği Sanem’de çalışır valla, benim öfkem hâlâ burnumda.

Sen, bu kadını niye sırtına vurup kaçırdın Can Bey? Konuşmak için… O zaman konuşacaksın, bi’ zahmet! Derdini bi’ anlatacaksın! Goy goy yapmayacaksın, Sanem’le dalga geçmeyeceksin, kör kütük âşık olduğun kadına şımarık çocuk muamelesi hiç çekmeyeceksin. Haftalardır “Gittim, gidiyorum!” diyerek sen o kadının canını yaktın mı? Yaktın. Kendi canın yanınca onu sırtına vurup asıl vatanına götürdün mü? Götürdün. O zaman “Sanem, konuş!” demeyeceksin. Oturup efendi gibi önce bir özür dileyeceksin, sonra durumu düzeltmenin yolunu arayacaksın.

Senin kaçırdığın yerden kurtulmak için uğraşan Sanem niye “deli” olsun acaba? Ne yani, “İyi ki beni kaçırdın?” diye boynuna mı sarılacaktı? Umudu kesen de “Sen de herkes gibisin” diyen de “Aramızdaki büyüyü bozdun!” diye suçlayan da sensin. Üstüne üstlük Sanem’e “Saçma sapan davranma!” diyebilme cür’etin var ama Polen’le konuşurken o dağ adamı yerini, niyeyse, salon beyefendisine bırakıyor. “Gelemedim, kusura bakma!” nedir, ya? Sen kimden ve ne için özür dilemelisin dur ve bi’ düşün ey, Can Divit! Ayrıca Polen arayınca telefonu alıp masadan kalkmak da nedir? Hayır, Sanem’in yanında konuşamayacağın kadar ‘özel’ ne söyleyecek olabilirsin, acaba? Sen yaparken iyi ama Sanem iş için İzmir’e gidemez, Sanem, Yiğit’le konuşamaz ve Sanem, kendine bir yeni hayat çizemez öyle mi? Bence sen o egonu çıkardığın zirveden bi’ indir artık Cancım Divitçim. Esiyor oralar, yaramıyor annem sana!

Gerçi hakkını yemeyeyim Sanem, söylenmesi gerekeni “Kanadın varken uçup gitmemektir aşk!” diyerek çok net anlattı. Anlattı ama benim içim soğumadı, ne yalan söyleyeyim! Kırgınlığını da “Dağıldım, toparlanmam lazım” duygusunu da hatta kıskançlığını da anlıyorum ben Can Divit’in; benim anlamadığım, kendi noktayı koyup gitmeye kalkarken Sanem’in bıraktığı yerde, bıraktığı biçimde, tercihen pişmanlıklara gark olup onu bekliyor olmasını istemesi. İşte, bana bencilce ve kabul edilemez gelen de bu! Şimdi bana, “E, kızı kaçırdı işte! Daha ne istiyorsun?” diyeceksiniz, biliyorum. Demeyin! İlişkiyi kurtarmak, kırılanları toplamak, yaraları sarıp sarmalamak adına tek bir şey yaptı mı? Hayır! Tek derdi, Sanem’i Yiğit’ten uzak tutmaktı. Cey Cey’le konuşurken hâlâ “ben hak etmedim!” noktasında değil miydi? Evet, hâlâ kendini mağdur kabul ediyordu. Döndükten sonra da gitmekten vazgeçtiğini Sanem’e söyledi mi? Ona da hayır! Sanem, Polen’i duymamış olsa İzmir’e gidiyordu, Yiğit’le.

Sanem’den başka herkese duygularını açtı, Can. Herkes onun Sanem’i hâlâ ne kadar sevdiğini biliyor ama bunu Sanem’e dile getirmedi, beklediğini bile bile. Niye? Egosu zedelenir, çünkü. Polen’i hoş tutması, ona kibar davranması gerekiyor, Polen değer verdiği bir arkadaşı ona göre peki ya, Sanem? Hâlâ kendisinden hesap soran Polen’e “Sana ne?” diyemiyor, annesinin oyunlarını fark etse de kızmıyor; peki ya, Sanem? Babaannem olsa Can Divit için “Eller iyisi, bu!” derdi. Gerçekten de öyle… Türlü dolaplarla seni yanına getiren annenin yanağına sevgi öpücüğü kondur, Polen’in kaprislerine “Kusura bakma!” de ama en yakınına, en sevdiğine, en kıymetline hiç fren yapmadan konuş ve canının istediği gibi davran. Oldu Paşa’m!.. Valla dua et karşındaki Sanem, Can Divit; o seni bu kadar sevmese hiç çekilir tarafın yok!

Çekilir yanın yok demişken Polen’i atlamak olmaz. Yiğit’le konuşurken “Bu kız, bir türlü bittiğini kabul etmiyor. Bittiyse bitmiştir.” dediğinde ağzım açık kaldı. Ben buna onursuz dedim ama bu, bir de şuursuz çıktı, iyi mi? Adam senin karşına geçmiş “Ben başkasını seviyorum!” demiş, yürüyüp gitmiş o da yetmemiş gözünün önünde o kadını sırtına vurup götürmüş sen ne içtin de neyin kafasını yaşıyorsun güzel kızım? Onu da geçtim, adam bir defa daha geçmiş karşına “Gelmiyorum, ben!” demiş, tercihini çok net göstermiş senin o fındık beynin bile algılamış ki Can, Sanem’den vazgeçemiyor; hâlâ “Ben onu ikna edeceğim!” demek kadınlık gururunun kaçıncı seviyesidir? Bana sorarsan sen bırak yemek kitabı yazma sevdasını filan kendini Tibet mi olur, Hindistan mı olur at bi’ yerlere de ruhun bir yıkansın. Sonra gelir “Terk Edilmenin Elli Tonu” kitabı yazıp kişisel gelişimde çığır açarsın!

Biliyorum, Sanem ve Can’ın aşklarının dinamiğinde coşku ve tutku var. Aslına bakarsanız Aşkın sakini, huzur vereni, ruhu dinlendireni olmaz. Alıp oradan oraya vurur insanı. O yüzdendir didişip durmalar, o yüzdendir inişler çıkışlar ve o yüzdendir kırmalar kırılmalar… Sanem’in çocuk yüzünün gerisinde çok derin bir kadın var ve o kadın Can’a çok âşık. Onun Can’dan farkı, hatalarının bilincinde olması ve bunun pişmanlığını derinden yaşaması. Can’ı bağışlamaya çoktan hazır oluşunun altında da bu var. Evet, incindi ve Can’dan özür bekliyor ama onun gidemediğini fark etmek de Sanem için bir özür. Hele hele kendisinden vazgeçemediğini, onu bırakamadığını öğrenmek onun için sözcüklerle işiteceği bütün özürlerden daha önemli. O yüzden gidemedi Sanem. O yüzden Can’ın ona bir kez daha gelmesini beklemedi ve yaşanan bu çocukça ayrılığa nokta koymaya gitti. “Beni tutmayacağını bir an bile düşünmedim, ben.” dediği adama “Tut beni!” demeyi bildi. “Sana hâlâ güveniyorum!” demenin bundan güzel yolu olabilir miydi, sanmıyorum. Güveni yitirmemiş bir ilişkinin de kim ne yaparsa yapsın, bitme ihtimali yok. İnsanlardan çok dağları, dağlardan da çok Sanem’i seven Can Divit’in artık “buz” olmayı sürdürmesi de mümkün değildi, elbette. “Tut beni!” diyebilen Sanem’in o buzu da eriteceği aşikârdı çünkü ne olursa olsun, karşınızdakinin sizi tutacağından eminseniz didişmeler de kavgalar da kırgınlıklar da anlamını yitirir ve gerçek aşk bütün buzları eritir.

Final sahnesi; anlamı, duygusu ve tutkusuyla bölümün kuşkusuz en başarılı sahnesiydi, bu hafta. Ben özellikle kullanılan renklere bayıldım. Her karesi, özenle çekilmiş ve renkler çok muhteşem kullanılmıştı. Çağrı Hoca’nın emeklerine sağlık.

Demet Özdemir ve Can Yaman uyumu, sahneyi alabildiğine yükseltti. Onların ikili sahneleri ister duygu yüklü olsun ister komedi ağırlıklı olsun daima çok keyifli izleniyor ama anlamın ve oyunculukların birbirini bütünlediği izlediğim en başarılı sahnelerinden biriydi.

Sanem’in dağ evinde Can’a yaban ördeklerinin öyküsü anlattığı bölüm, bu hafta en sevdiğim Demet Özdemir performansıydı. Onun nahif duygusallığını çok seviyorum ben. Sanem’e bir yanı çok kırılgan bir yanı çok güçlü bir kadın yüklüyor ve en sevdiğim tarafı da o gücü pamuklara sarıp sarmalayıp çok estetik bir hâle sokuyor. Sanem’i inatçı, zor kadın iticiliğinden sıyırıp çeliği pamuğa sararak ona çok özgün bir ton veriyor. Ben o Sanem’i her gördüğümde Can Divit gibi bir adamın ona niye âşık olabildiğini ve niye gamzesine dünyayı değişmeyeceğini algılıyorum. Eline, emeğine sağlık Demet Özdemir.

Bu haftanın Can Yaman performanslarına, ben önce yemek kitabı çekimlerinin yapıldığı sahneyle başlayacağım. Çekim bitip Can’ın dağ evine gitmek üzere dışarı çıkacağı sırada Sanem’e bir veda bakışı vardı ki beni benden aldı. Sanem’in İzmir’e Yiğit’le gideceğini duymuş ve bir kez daha kırılmış o adamın bakışı… Sanem’e bakışındaki kırgınlığın yanına bir hafif yutkunma ekledi, hani canınız yanmıştır da o yanık, dışarıya gözyaşı olarak akmasın diye bi’ yutkunursunuz işte tam da öyle… O yutkunma eşlik etmese sadece kırgınlık yansıyacakken o minicik jestin kattığı bir acı da ekledi tavrına. İfadesiz görünmeye çalışan ama Sanem ona “Gitme!” desin diye bekleyen gözlerle baktı. Ardından zoraki ama cidden zoraki çıkan bir “Hoşça kalın!” döküldü, dudağından. Bölüm boyunca Can Divit’e sinir olmuş beni bile o incinmişliği etkiledi ve canı hiç yanmasın istedim, bir an.

Final sahnesinin başında Can’ın odun kırıp Sanem’i düşündüğü yerlerde de kırgınlığını, acısını ve özlemini çok iyi geçirdi Sevgili Can Yaman ama bu hafta benim en bayıldığım yer Cey Cey’le dertleşen Can Divit oldu. Çok üzgün ve yenik bir Can Divit vardı karşımızda ve çakırkeyif bir adamın, arkadaşıyla dertleşmesini izliyorduk. Bütün duvarlarını indirmiş, perdelerini yok etmişti. O an tüm duyguyu gözlerinde toplamış, ses tonuna hafif esrik bir tını katmıştı, Sevgili Can. Konuşma boyunca o tekdüze tonlamayı hiç değiştirmedi. Anlamı sözlere ezdirmedi ve o dumanlı zihninin, sesine buğu olarak geçmesini sağladı. Gözlerinde sahnenin bütün anlamını topladı. Sanem’in gamzesinden söz ederken ve “Onu hiçbir şeye değişmem” derken gözündeki o sevgi ışımasını öyle hoş geçirdi ki ekranın diğer yanına, hayran oldum. Oldukça durağan ve düz bir sahneyi sadece bakışlarına kattığı derinlik ve sesindeki buğuyla yansıttı. Çok minimal bir oyunculukla çok yüksek bir performans yakaladı. Bir kez daha emeğine, aklına ve gönlüne sağlık Sevgili Can!

Yazan, yöneten, canlandıran ve set gerisinde yükün büyüğünü omuzlayan herkesin emeklerine sağlık!

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

6 Comments

  1. Gülseven 17/03/2019

    Kalemine yüregine sağlık Sinem Özcan. Her hafta okuyırum Erkencikuş yorumlamalarını ve nasıl duygularıma tercüman oldugunu anlatamam. Teşşekürler. Sevgilerle

    1. Sinem ÖZCAN 17/03/2019

      Asıl sizin bu güzel yorumunuz için ben çok teşekkür ederim. Sabırla okuyan gözlerinize sağlık :)

  2. Sinem 17/03/2019

    Nasıl da bir ҫoğumuzun düşünce ve duygularına aracı oluyorsunuz. Can Divit iҫin yazdıklarınız kocaman bir oh be dedirtti. Can Divit ve karakter tasarımcısının da ilgisini ҫekmesi umudu ile… Can Yaman ve Demet Özdemir oyunculuk analizlerinizi merak ve keyifle okuyorum. Umarım bu, uyumları tılsımlı ҫifti bir süre daha keyifle izleriz. Sevgi ve sağlıkla...

    1. Sinem ÖZCAN 17/03/2019

      Sabırla okuyan gözlerinize sağlık. Bu güzel yorum için çok teşekkür ederim. Sevgiler

  3. Zohreh 18/03/2019

    Can'i cok cok ve cok sevdigime ragmen dogruya dogru demem lazim. Bir kadin tarafdari olmama agmen yine dogru yorum olmus Herzmanki gibi. Can'in kaba biri olmadigini biliyoruz ama sert ve ani tebkiler verip cevresindeki inasanlarin kalbini kirir. Ama o kadar de ruhu genis ve ince bir insan Sanem' davrandigi saka olasa bile ikna ede biliyor. Sanem'in kulbe de ki Can'la karsi kariye kaldigi zaman yuz ifadesi alamadan ses tonundaki uzuntu ve huzun cok basarili. Can'in son sahnesine yazdiginiz gibi yuze yuz katiliyorum. Herkese tesekkurler