Yazar: Sinem ÖZCAN

 

Dün akşam TRT yayınında yaşanan büyük talihsizlik nedeniyle Hangimiz Sevmedik’in 11. bölüm yorumunu ilk defa bölüm bittikten sonra yazamadım. Diziyi izler izlemez detaylar henüz aklımdayken yazmayı tercih ediyorum aslında ama bir defa da zihnimde dinlenmiş düşüncelerle yazmayı deneyelim bakalım.
Geçen hafta, Tarık’ı yolcu eden mahallelinin içinde Münir Baba’yı göremeyip Adile’nin “Oğlum olmadan yaşayamam!” feryadını da duyunca Tarık’ı Münir Baba’nın durduracağını tahmin etmiştim de bunu nasıl yapacağını bulamamıştım.
Mahalleliyi geçtim, ailesini geçtim, Itır’a rağmen durmayan Tarık; gitme kararında en büyük payın sahibi adam tarafından nasıl durdurulacaktı onu kestiremiyordum. Bana yine çok hoş bir sürpriz oldu, Münir Baba ve Tarık arasındaki konuşma. Otobüste her bir cümlesi üzerinde düşünülesi Münir Baba monologunda beni çarpan yer: “Ayrılığın katlanamayacağına kafa tutma!” oldu. Bu cümleyi sarf eden Münir Baba, Tarık’ın kendi kızından ayrıldığı için içinin yandığını bilseydi aynı cümleyi eder miydi, bilemem ama bildiğim, Tarık gerçekten de o ayrılığı kaldırabilecek bir adam değil. Onun ayrılık acısından yere yapışması Münir Baba’nınkine benzemez dağılır giderdi. “Babanın yaptığını yapıp kalmak yerine benim yaptığımı yapıp kaçmayı mı seçiyorsun?” cümlesinde hem Tarık’ı durdurma gayreti hem iç hesaplaşmayı birlikte gördüm ben. Belli ki yaşananlarla hesabını kapamamış Münir Baba ve belli ki hâlâ kendini suçlamayı da sürdürüyor. Bu iç hesaplamanın Adile’de de sık sık yaşandığını biliyoruz. Asıl soru, bu hesaplaşmayı ne zaman birbirleriyle yapacakları? İçlerinde ne var ne yok kusmadan ne kendilerini ne birbirlerini affedecekler çünkü.

Çok doğru bir hamleyle Tarık’ı durdurup onun da kendisi gibi yıllarca hayatla kavga etmesine engel olan Münir Baba, Adile’nin kriz geçirdiğini öğrendiğinde elbette yıkılacaktı. En büyük dileği “Adile’den önce ölmek ve onun acısını yaşamamak” olan Münir, tek kelimeyle benim içimi dağladı.
Altan Erkekli, Adile’nin hastalık haberini aldığı andan itibaren benim için bölümün yıldızıydı. Kendini çoktan kanıtlamış bir ustayla ilgili konuşmak benim haddim değil olsa olsa hayranlıkla izler ve rolün hakkı nasıl verilir dersi çıkarabilirim, kendime. En basit detayı dahi atlamadan en ufak mimiğe bile anlam yükleyerek şahane, defalarca izlenilesi bir performans çıkarmış bu bölümde Altan Erkekli. Tebrik edip yürekten alkışlıyorum.
Adile’ye çiçek yollayan mahalleli kervanına elbette Münir Baba’da katılacak ve yine elbette farkını da gösterecekti. Nitekim yolladığı tek lale Adile gibi benim de hemen dikkatimi çekti. Lalenin İslam mistisizminde çok özel bir yeri vardır. Çok fazla detaya girmeden özünü söylemekte yarar var: Lalenin içi kömür gibi… Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine parlak, canlı ve ruha sükûnet verici bir görünüme sahip… Tam da Adile gibi ve tam da Münir gibi… Öyle sevdim ki bu küçük detayı ve tam da buraya vurgu yapılmasına da ayrı vuruldum.
Adile ve Münir’in çocukluk arkadaşları doktorun; Tarık’a Münir Baba’yı anlatması, Münir Baba hakkında objektif bir görüşe ihtiyacı olan Tarık için en doğrusuydu bence. Yalnız burada bir detaya takıldım. Yanlış mı hatırlıyorum sayın senaristler, Adile evlendikten sonra Bursa’ya taşınır ve kocası öldükten sonra çocuklarını alıp eski mahallesine gelir. O zaman Tarık’ın kaza geçiren babasına Münir Baba, nasıl kan verdi ki?
Tarık’ın doktorla konuştuktan sonra otobüsteki konuşmayı da dikkate alıp Münir Baba’dan özür dilemesi kaçınılmazdı. Bölümün en beğendiğim sahnesi de hiç kuşkusuz buydu. Altan Erkekli gücüyle birleşen Can Yaman oyunculuğu defalarca izlenesi bir sahneye imza atmış, bana kalırsa. Babadan bahsederken sevgi ve özlem dolu, gururlu ifade, ses tonunda güçlü bir tonlama bulurken Münir Baba’dan özür dilemeye geldiğinde sıra daha tereddütlü ve daha naif bir tonlamaya döndü. Hele “ Sana bütün mahallenin neden ‘baba’ dediğini anladım. Sen bu mahallenin kahramanısın, Münir Baba!” derken iki “baba” sözcüğünün tonlamasına öyle bir fark vardı ki tüm özrü, pişmanlığı ve saygıyı sıkıştırmıştı sanki ses tonuna. Bilinçli mi yaptın yoksa içgüdülerin mi rehberin oldu bilemiyorum, Can Yaman ama tek bildiğim senaristlerin senin için yazdığı her cümlenin hakkını verdiğin.
Tarık, yavaş yavaş derinleştikçe farklı yönleri de belirmeye başladı. Bir yanı duygusal, bir yanı kararlı, bir yanı muzip, bir yanı zarif, bir diğer yanı öfkeli bir adam Tarık… Can Yaman oyunculuğu onu çok renkli kılan en büyük faktör bence. Can Yaman sayesinde baştan beri çok korktuğum iki boyutlu, tek yönlü ruhsuz bir karakter olmaktan çıktı Tarık ve ben onun her bir rengini giderek daha çok seviyorum.


Annesinin hastanede olduğunu öğrendiği anda yaşadığı korku ve panikten, teyzesini kızdırmaktan zevk alan haylaz delikanlıya; Itır’ın yanındaki duygusal adamdan Hale’nin yanındaki kararlı ve ciddi tavra kadar her detayını keyifle izliyorum Can Yaman. Her hafta, “Ne olacak?” sorusuyla ekran başına geçerken beynimin diğer yarısında da “bu hafta Can’ı izlerken neye bayılacağım acaba?” sorusu var. Her bölümden sonra bir daha anlıyorum ki ben seni izlemekten hiç bıkmayacağım Sevgili Can…
Bölümü Hale’nin Itır’a şantajıyla bitirdik. Itır’ı hiç sevmesem de “Ben mutlu olayım da benim dışımda kim ne olursa olsun” diyen insan tipinden nefret ettiğim için hiç sevmediğim Hale, kozunu oynadı. Ancak o da “salak” kötülerden neyse ki… Elinde tek kozun var ve onu ortaya sürüyorsun, kızım. Bu hamlen güme gittiğinde ne olacak? Ne olacağını söyleyeyim: Hale, arkasına baka baka gidecek inşallah, bizi Itır’ın mıymıylıklarıyla baş başa bırakarak. Ne yapalım sinameki, mıymıy, kaprisli, depfreeze filan ama Itır bizim Itır’ımız. Tarık, ondan vazgeçmedikçe söylene söylene çekeceğim artık ben de…
Fragmandan gördüğüm kadarıyla yine Can Yaman’ın yıldızlaşacağı bir bölüm geliyor ve ben sabırsızlıkla bekliyorum 12. bölümü…
Emeği geçen herkese binlerce teşekkürlerimle… Haftaya görüşmek üzere…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.