Yeliz Kuvancı Can Yaman

 

Yazar: Sinem ÖZCAN

26. bölümün ne zamandır beklediğim Emel – İlyas bölümü olacağı geçen bölümden belliydi. Emel’in duygularının açığa çıkışı yepyeni bir düğümü atacaktı. Attı da hem de sımsıkı…
Emel, Tarık’a karşı duygularını sahiplenip dimdik durdu. İnkâra kaçmadan sağa sola sapmadan ajitasyon yapmadan tam da özlediğim tam da görmeyi hayal ettiğim biçimde hem de… Olanı biteni dümdüz anlattı ve Tarık’a sevdasının küllendiğini de tereddüde hiç yer kalmayacak biçimde vurguladı.
İlyas’ın Emel’in arkasında durup Itır’ı kendine getirmesine bir ayrı bayıldım. İçimden geçenleri dillendirdi İlyas. Bu hikâyenin en şanssızı Emel… Hayatta da kötü olmak kolay, zor olan “saf” iyiliği yakalayabilmek… Emel benim iyiliğe olan inancımı diri tutan isimdi, baştan beri dizide. Bütün iyiler gibi de bedelleri çok ağır ödüyor maalesef…
Damarlarında kan yerine kıskançlık akan Itır’ı, Emel’e inandırıp o sevdayı kabullenmesini sağlayan İlyas, niyeyse, konu kendi olunca yalpaladı. Oysa baştan beri Emel’in duygularının tek şahidiydi, o. Üstelik neredeyse aynı yolu geçmişti o da. Ayşen’e olan sevdasının üstünü kapayıp öyle yürümüştü Emel’e. İşte benim anlayamadığım da tam olarak bu, İlyasçım.
Sen, Ayşen’e olan duygularını kapayıp geçtin de niye Emel’in geçtiğine inanamadın acaba? O güne kadar “yedek lastik” olmak seni incitmemişti de şimdi mi sorun oldu? Hadi bütün bunları gururuna verdim o da tamam ama ( her ne kadar kızdan nefret etsem de) bir başka kızın duygularıyla oynamak senin delikanlılık kitabının hangi satırında yazıyor acaba? Haaaa, diyeceksin ki “Ben ona âşığım demedim ki… Babasına bile söyledim âşık olmadığımı.” Peki, gel bir empati yapalım. Sen değil miydin vakti zamanında Ayşen’in sana âşık olmadığını bile bile gidip Ayşen’i Adile’den isteyen? Ayşen’in Şener’den vazgeçemediğini anlayınca da darmadağın olup çareyi Emel’in yanında arayan? Şimdi aynı şeyi bir başkasına yaşatmak niye? “Hani İlyas gibi sevmek…” deyimi var ya, hani sonuna kadar hayranı olduğum… Peki, o sevmenin neresinde yazıyor: Sevdiğine kırılınca her şeyi bırak, yeni bir yolda yürü, diye? Sen ki Ayşen için bile bu kadar çabuk pes etmemiştin, onun Şener’den başkasını gözünün görmediğini bile bile…
İlyas’ın kırgınlığını da anlarım, acısını da gel gör ki Emel’in hiç hak etmediği hâlde sevgiyle bu kadar sınanmasını anlayamıyorum. Hoş, işin içine duygular girdi mi kimin yüreği daha büyükse onun sınavı daha zor oluyor. Emel’in de daha bitmemiş çilesi var anlaşılan. Itır’la Tarık’ı birlikte görmek yetmedi. İlyas’la şu ismi lazım değili de göre göre yüreği iyice dağlanacak. Artık senaristlerin insafına kaldı, bir bölüm mü birkaç bölüm mü yoksa finale kadar mı sürecek çilesi bilemiyorum.
İlyas’ı kimin ikna edeceğini büyük bir merakla izledim. Bu bölüm beynimi en çok kemiren soru oydu. Kim durduracak? Mahallelinin gücü yetmezdi, biliyorum. Münir Baba iyi yerden girdi ama İlyas’ın “söz ağızdan çıkar” ilkesine kötü çarptı. Şener’in üçkâğıdı ile işe koyulan Adile de yarı yolda kaldı. Tarık baştan beri olayı çözemeyeceğini belli etti. Emel’den ümidim vardı ama finalde anladık ki o da durduramayacak. Ben İlyas’ın yüreğinden yana koyuyorum oyumu. Onu durdursa durdursa kendisi durdurur, diyorum. Yoksa “sözünün eri” olmak adına hem Emel’i hem kendini kör kuyuya atacak, belli oldu.
Bu hafta beni senaryoda şaşırtan şey Tarık’ın bu konuda pasifize edilmesi oldu. İlk bölümden beri öykünün çok iyi kurulduğunu görüyorum. Bazı adımları yavaş bulsam da ana öykü ve onun çatışmaları çok sağlam ilerliyor. Bazı karakterlerin de çok iyi yazıldığına inanıyorum. Hiç boşlukları, hiç çelişkileri yok. İlyas gibi, Emel gibi, ( son dönemlerde çok kızsam da) Adile ve Münir gibi… Ama niyeyse aynı iyi örgüyü Itır ve Tarık da görmüyorum. Hele Tarık’ın özelliklerine ikide bir fren yaptırılıyor gibi…
Kaç haftadır Itır ve Tarık’ı bir masaya yatırayım istiyorum kısmet bugüneymiş. Itır ve Tarık’ın ilişkilerinin motivasyonu belli değil. Niye ve ne zaman âşık oldu bu çocuklar, birbirine? Itır’da Tarık’ı; Tarık’ta Itır’ı çeken ne? Çok değer verdikleri ailelerine rağmen gidip gizlice evlenecek kadar cesurdu bunlar da niye o aşkı cesurca savunmuyorlar? Itır’da belirgin tek duygu kıskançlık… İyi de niye? Nasıl bir travması var da bu kadar güvensiz Itır? Meslek sahibi ve güçlü bir kadın olduğu ima ediliyor da bu güçlü kadından biz o gücü niye hiç sezemiyoruz? Neden herhangi bir problemin çözümünde onun elini hissedemiyoruz? ( Üstelik hukukçu bu kız, yani direk kriz çözücü. O mesleğin hiç mi izini taşımaz? )
Tarık’a gelince kimi zaman son derece cesur, kimi zaman bir o kadar etkisiz… Kimi zaman kontrolü ele alıp ailelerin karşısına dikiliyor, kimi zaman, geri plana çekilip izleyici oluyor. Adile ve Münir ilişkisine yaklaşımı son derece sert ama onların işbirliklerine duyarsız, hatta çoğu kez onları ekip olarak algılıyor ve buna normal yaklaşıyor. Kimi zaman son derece akılcı ve soğukkanlı kimi zamansa tam bir yeni yetme…
İki ana karakterin ikisinde de boşluklar olunca oyuncular istediği kadar iyi olsun ( ki şu anda hem Itır hem Tarık son derece iyi ellerde) öykülerinde boşluk doğuyor. Oysa bir iki rötuşla çözülebilecek bir durum bu, bence.
Geçen hafta Emel konusunda çok doğru bir çizgi izleyen Tarık, bu hafta İlyas konusunda niye arıza yaptı, anlamak mümkün değil… Ben demiyorum ki Tarık, gitsin konuşsun İlyas’ı ikna etsin. İlyas’ın ikna olmaması lazım, onu biliyoruz ama Tarık’a hem suçluluk duygusu yükle hem de o duyguyla harekete geçmeyen bir karakter çiz işte orada sorun var! Tarık’ın İlyas ve Emel için mücadelesini hem de sıkı mücadelesini aradı gözlerim. Üstüne üstlük “İlyas abi, sildi Emel’i” yargısını defalarca dile getiren o. Aşkı bilen bir adam Tarık ( öyle varsayıyorum en azından) “sildim” deyince silemeyeceğini anlamıyor mu, bu çocuk? Dili sildi dese de içinin öyle olmadığını nasıl anlamaz ve nasıl o anda ne yapılacağını bilmez? Kendisi geçti daha önce o yoldan, insan bir empati yapar hiç değilse “Silemez!” yargısına varır ama yok, “Artık çok zor!” deyip kestirip attı.
Karakterle oyunculuğu birbirinden çok kesin çizgilerle ayırmak lazım. Yeliz Kuvancı, Itır’ın yüzeyselliğini elinden geldiğince gizledi. Hatta enerjisinden gelen bir ivme kattı ona. Çok daha sıcak, çok daha pozitif ve çok daha canlı bir Itır var, karşımda.
Tarık da Can Yaman’ın ellerinde olduğu için çok şanslı… Yazılanın izin verdiği ölçüde karakterin defolarını kapatıyor ve Tarık’ı oyunculuğuyla güçlendiriyor. Karaktere yaptığı doğru müdahaleler olmasa sıradan yakışıklı bir genç olup çıkacak Tarık. Kahramanın sürekli vurgu yapılan fiziksel özelliklerini ( boyunun uzunluğu, yakışıklılığı) geriye çekip ona bir kimlik katmak için canını dişine takıyor ve büyük oranda da başarıyor.
Bu bölüm Emel ve İlyas odaklı bir bölümdü. İlyas’ta Bülent Şakrak’ın başarısı hiç tartışılmaz. Bu bölüm de her anına vurulduğum bir oyunculukla izledim ama benim için bu bölümün yıldızı Pelin Ermiş’ti. Gerek başta Tarık’la olan sahnede gerekse İlyas için çektiği acıda çok inandırıcı, çok kanlı canlı ve çok doğal bir performans çıkardı. En beğendiğim sahnelerinden biri de Itır’la olan yüzleşme anıydı. Itır’dan bir anlamda özür dilerken yarattığı etkiye bayıldım. Aynı yerde Yeliz Kuvancı’yı da çok beğendim. Bence bölümün en etkileyici sahnelerinden biriydi o.
Yeliz Kuvancı sayesinde Itır & Tarık sahneleri de çok daha keyifli hâle geldi. Hele bu hafta Adile’ye “Ben de size anne diyebilir miyim?” deyişini bir ayrı sevdim. Aldığı olumsuz cevapla bozulmasını, sinirlenmesini ve bunu Tarık’a yansıtışını çok doğru ve çok sempatik buldum.
Bu bölüm Can Yaman sahnelerinin nispeten daha az olduğu bölümlerden biriydi. Ancak hep dediğimi bir daha yineleyeceğim. Sahnenin miktarının azlığı çokluğu fark etmiyor eğer varlığını gösterebileceği bir sahne varsa Can Yaman’ın onu boş geçmesi mümkün değil. Bu defa da beni etkileyen üç ayrı yer vardı.
İlki Emel’le geçen bölümün finalinde başlayan konuşma ve devamındaki günlüğü okuma sekansı. Günlük, Emel tarafından seslendiriliyordu ve yine benim bayıldığım sözsüz sahnelerinden biriydi Sevgili Can’ın… Okudukça seslendirmeye paralel bütün duygu değişimlerini de mimikle veriyordu. Üzüntüsü, yaşananların onu zorlaması, Emel’in İlyas’a âşık olduğunu anlamasıyla oluşan rahatlama ve bu kez dostları için üzülen Tarık’ın tüm duyguları gözleri ve ona eşlik eden kaş çatılmaları, elinin çenesini sıvazlaması kısacası bütün mimik ve jestleriyle satır satır yansıdı.
Diğeri hemen bunun akabindeki İlyas’la konuşma sahnesiydi. Bülent Şakrak – Can Yaman büyüsü yine devredeydi. Replikler Bülent Şakrak’tan, ona eşlik eden duygular Can Yaman’dan geliyordu. Bir yanda çaresizlik diğer yanda derdini anlatamamanın ve bir hatayı engelleyememenin üzüntüsü vardı. Bakışları, düşen omzu, çatılan kaşlarıyla İlyas karşısında ezildi Tarık. Özellikle İlyas’ın “Keşke ikiniz kızı karşınıza alıp konuşsaydınız” sitemiyle Tarık’ın içinde yaşadığı “keşke”yi öyle bir hissettim ki… Susmanın bin bir anlamı vardır. Bazen söyleyecek bir şeyimiz olmadığından değil karşımızdakinin o sözleri söyleyip rahatlaması gerektiğini bildiğimizden susarız. Bazen de onaylamadır susma. O sahnede İlyas’ın içini dökme ihtiyacı Tarık’ın susuşuyla karşılanırken bir yandan da onun haklılığını onaylama vardı, tavrında işte o an yanına gidip, elimi omzuna koyup “Senin yerinde kim olsa aynısını yapardı, üzülme!” diye teselli edesim geldi.
Amaaaaa bölümde en bayıldığım Can Yaman sahnesi benim için büroda Itır’a suçluluk duygusunu itiraf ettiği yerdi. Üşenmedim, tekrarını izledim sahnenin. Beden dilini ve ses tonunu tek tek inceledim. Itır’a suçluluk duygusunu itiraf ederken bakışlarını kaçırması Itır’ın tepkisini ölçmek için ara ara göz kontağı kurması o duyguyu gerçekten hisseden bir adamın beden diliydi. Kendimize çok kızgınsak en sevdiğimiz bile olsa bakamayız ya yüzüne. Itır’dan gözlerini kaçıran Tarık’ta birebir gördüm o duyguyu…
Ardından elindeki telefonu hıncını çıkarırcasına sıkması, bir anlamda hırpalaması kendine duyduğu öfkeyi dışa vururken ses tonunun titremesiyle yaşadığı acı da sonuna dek ekranın diğer tarafına yansıdı. Bir kimliği canlandırırken beden dilini bu denli iyi kullanmak karakterin ruhuna girmekle açıklanabilir değil yalnızca. Mutlaka inceleme, mutlaka gözlem ve büyük ihtimalle de farklı versiyonlar üzerinde çalışma gerektiriyor. İşte küçücük sahnelerde bile “Aman canım, bu da böyle oluversin!” demeden ince ince uğraştığı için çok seviyorum Can Yaman oyunculuğunu ben. Can Yaman tepkileriyle değil Tarık tavrıyla detayları işliyor. O yüzden de her canlandırdığı tipleme diğerinden farklı ve onu hatırlatmayan özgün bir karakter oluyor.
Ben senin detaycılığını, dikkatini ve bunlara harcadığın çabayı çok seviyorum Sevgili Can Yaman… Emeklerine sağlık…
Önümüzdeki hafta fragmandan anlayabildiğim kadarıyla yeni bir düğüm atılacak gibi. Üstelik bu defa benim çok uzun zamandır beklediğim Itır & Tarık ilişkisine atılıyor o düğüm gibi… Nasıl keyiflendim, nasıl sabırsızlandım anlatamam. Bu bir hafta zor geçecek belli oldu…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.