Yazar: Sinem ÖZCAN

Bölüm sonunda derin bir “Oh!” çekip rahat nefes alacak( – tım), Tarık ve Itır’ın gizli evliliklerinin artık dönülmez biçimde açığa çıkmasından dolayı. (- tım) diyorum İlyas’ı o hâlde görmeseydim. Kan revan içindeki İlyas, yüzümdeki tebessümü sildi, götürdü.

Bölüm bitiminde, haftalardır söylenip durduğum senaristlerin parmaklarıyla beni gösterip güldükleri görüntü baloncukları canlandı zihnimde. “Al bakalım, Sinem! Sen misin Tarık’la Itır, Tarık’la Itır, Tarık’la Itır… diye tutturan; verdik onları aldık İlyas’ı şimdi sen yan derdine!” diye kahkaha atıyorlardı. Eh, hakları da yok değil, finalde suratımı gören herkesin yerlere yatıp katıla katıla gülme hakkı var, ne diyeyim?

Adile ve Münir’in çifte düğünü de inada bindirmeleri kaçınılmazdı elbet, şaşırdım mı?       Yoooo … Öykünün yeni bir yola akma zamanı gelmiş geçmişti, şimdi bir başka cephe açıp oradan yürünmesi gerekiyor. O cephe de belli oldu: Kızını bir türlü bağışlayamayan Münir… Kızdım mı? Hayır! Olması gereken tam da buydu. Gizli nikâh; bir meydan okuma ailelere, her meydan okumanın ardından da sıcak ya da soğuk bir savaş gelir. Adile, çocuklarının evlenmiş olmalarına çok takılmadı. Eh, erkek tarafı o. Bunu Münir’e bir galibiyet olarak görmesi normal.

Asıl yaralanan, asıl bağışlayamayan, asıl canı yanan Münir olacaktı, elbette. Annesiz büyüttüğü, biricik kızını bir başka erkeğe teslim etmek zaten çok güç hele bir de ondan izin alınmadan, onu çiğneyerek yapılan bir evliliğe rıza göstermek daha da güç.

Hani derler ya anneler için oğulları bir başkadır diye. Doğrudur belki bilemem ama en iyi bildiğim baba – kız aşkıdır. Her kadının ilk aşkı babasıdır da her babanın da en büyük aşkı kızıdır. Onun için taa yüreğimin içinden anlıyorum ben aslında Münir Baba’yı. Affedememesini de anlıyorum, kırgınlığının büyüklüğünü de canının nasıl yandığını da…

Anlamadığım Itır’ın tavrı… Ne olursa olsun, babasının gönlünü almadan o gelinliği de giymeyecekti, o düğünde pür neşe göbek de atmayacaktı. Babasını yumuşatabilecek sadece Itır vardı. Ben Itır olsam o gelinliği alır kucağıma gider babamın evine; boynuna sarılır, ne yapar eder babamı yumuşatır; onu baba evinde giyer, öyle çıkardım kapıdan. Ne boynum bükük kalırdı, ne babama cehennem azabı yaşatırdım. Ancak cümlede bir koşul var dikkat ettiyseniz özne “ben” di, orada. Oysa dizinin bundan sonrası belli ki Itır ve Münir arasındaki kırgınlığa göre ayarlanmış. Yeni çatışmalardan biri, o olacak. Doğal olarak da Itır’ın bu çabayı şimdilik göstermemesi gerekiyor. ( İçim burkuldu ama anladım; akışa bu uygun, kabul ediyorum.)

Bir tek itirazım var bu konuda: Tarık, Itır’a “Ben, bugünü atlatalım gidip babanla konuşurum.” dedi ya, hah işte ona “Hayır!” diyorum izninizle. Bu noktada atını geri çekmeli Tarık. Bir damadın asla girmemesi gereken alandır baba – kız arası… Bu, Itır’ın davası ve tek başına hâlletmeli. Itır adına problem çözen, hele de bu konuyu çözen asla Tarık olmamalı. Bu arada laf aramızda Münir Baba’yı biraz tanıdıysam Tarık’ın daha ağzını açtırmadan geri püskürtür onu.

Evet, haftalardır beklediğim düğüm, düğünle çözüldü. Şimdi ne olacak? Bunu düşünmeye geçmeden önce bir ipucu var zihnimde. Adile, çocukların evliliğini, erkek annesi olması dolayısıyla daha kolay kabullendi ama biraz fazla kolay olmadı mı, onunki de? İşte bu kuşkudan hareketle Adile’yle yaşayan Itır ve Tarık için hayat çok da kolay olmayacak gibi geliyor, bana. Sanırım gelin – kaynana çekişmelerine hazırlanmamız gerek. ( Bu gençler niye ayrı eve çıkmaz da ille anne babayla oturur; bu da yerli dizilerde çözemediğim problemlerden biri, bu arada)

Peki, bundan sonra beklentim, aslında beklenti demeyeyim de buna arzum, ne? Artık tamamen gerçeğe dönmüş bir evlilikle olgunlaşan bir Tarık ve Itır. Şimdi onların ilişkisinin ayaklarının yere bastırılma vakti geldi diye düşünüyorum. Evliliğin düğünde gülüp eğlenmek olmadığını ve onun sadece bir reklam olduğunu anlamaları gerekiyor. Sorunlarıyla, zorluklarıyla ve anne babalarıyla uğraşıp büyümeleri gerekecek. Annesiyle karısı arasında kalan bir Tarık, Adile’nin baskıcı ve kontrolcü kimliğiyle karşılaşan ve onu idare etmek durumunda kalan bir Itır ve bütün bunların ortasında sevgileri sınanan bir çift görmeliyiz artık. İşte o zaman tadına doyulmaz sahnelerin geleceğini düşünüyorum, ben.

Adile & Münir ilişkisinde kilit nokta olan Tarık’ın değişimini ve Münir Baba’ya bakışının farklılaşmasını da görmek istiyorum. Itır, o konuda baştan beri Tarık’a göre daha yumuşak… Tarık’ın aşırı tepkiselliğini törpüleyecek olan da Itır olmalı, bana kalırsa.

Geçen yorumda dile getirmiştim ama bir kez daha korka korka söylüyorum. Umarım bütün beklentilerim boşa çıkmaz ve Itır’la Tarık, sadece küçük bir mola yeri olmazlar dizi için. Bu ilişki güzel dinamikler barındırıyor, işlenirse oradan neler neler çıkar diyor ve kavuşamayan tek çifte doğru yol alıyorum.

Uzun zamandır fragmanı bu kadar yüreğim ağzımda beklememiştim. B7ölüm boyu Feridun’u göremeyince bir endişelendim zaten, bölüm sonunda da kan revan içinde İlyas’la karşılaşınca yüreğim hop etti. Olmaz ya, ya olursa ya bir şekilde İlyas’ın başına kötü bir şey gelir de ( bak söylemeye bile varmıyor dilim) İlyas bizi bırakıp giderse diye içim içimi yedi. Allah’a şükür fragmanda İlyas’ı sapasağlam görmek nasip oldu. Bir de bonus olarak Feridun’u görünce derin bir “Oh!” çektim.

İlyas’ın geçen bölümün sonunda Şevval’in fişini çektiği belli olmuştu. Bu bölüm de kesinleşince bir rahat nefes aldım. (Yalnız Şevval giderken arkasından bir teneke çalmak isterdim, pek sessiz sedasız gitti. ) Emel’e duygularını açma konusunda manasız bir iki tereddüt yaşadıysa da yine anneciğinden gelen mesajla doğru yolun Emel olduğunu buldu, İlyas sonunda. Ne var ki Hangimiz Sevmedik’te hiç alışık olmadığımız üçüncü sınıf mafya bozuntusu arkadaşların(!) sille tokat girişmeleri yüzünden geçici süreyle devre dışı kaldı. Şimdiiiii, bunun bir rövanşı olacak elbet. Yuvacık delikanlıları İlyas’a yapılanı yiyip yutmazlar ama… İşte o ama hassas… Rövanşında sille tokat gelmesini hiç arzu etmez gönlüm. İçinde kötülük, pespayelik yok diye çok sevdiğimiz dizide, yüzde yüz haklı bile olsalar sorunu şiddetle değil, zekâyla çözmelerini arzuluyorum ben. Açıkçası öyle olacağına da yürekten inanıyorum.

Emel ve İlyas’ın kavuşması önümüzdeki bölüme kalacak, belli oldu. İyi de oldu birdenbire hepsine “Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…” demeyelim, yani

Bölüm sonunda takıların şehit ailelerine verilmesi fikrini çok sevsem de bu iş için Şener’in kullanılmasından hiiiiçççç hoşlanmadım, diyeyim. Valla ne yaparsanız yapın ( az kaldı bekliyorum; tepesinde bir hale, omuzlarında iki kanatla gezecek Şener) benim onu sevmem mümkün değil. Keşke o takı bağışlama işinin fikir babası Tarık olsaydı. ( Tamam, Tarıkçıyım ben; hiç reddetmedim ki zaten)

Bu hafta bölümün büyük bölümü “çifte düğün”e ayrılmıştı. Ekrandaki herkes Yuvacık Meydan’da toplanıp düğünün her anına şahitlik etti. Bu düğün dernek işleri; fazla hareketli, karmaşık ve gürültülü olduğundan benim bünyeme oldum olası ağır gelmiştir ama Itır’la Tarık hatırına izledim, tabi… Yine de en etkilendiğim sahne bölüm başında, aileleriyle yüzleşmek zorunda kalan Itır ve Tarık sahnesiydi.

Çekiminden, oyunculuklarına, diyaloğundan duygusuna son derece etkileyici ve dolu bir sahneydi, o.                                                                                                                                                          11

Altan Erkekli’ye de Yeliz Kuvancı’ya da Can Yaman’a da bayıldım. Yeliz Kuvancı, üzüntüsünde de isyanında da korkusunda da çok ama çok başarılıydı. Yürekten tebrikler…

O sahne benim için yine Can Yaman oyunculuğunun alıp gittiği yerdi. Odaya girdikleri andan, gerçek konuyu anlayıncaya kadar yaşadığı şaşkınlıkla, Münir’in burnunun dibine kadar girip bas bas bağırdığı andaki o bağırıştan irrite olmuş mimikleriyle ( O rahatsızlık belirten detaylara ve oradaki beden diline hayran oldum), Itır’ın çıkışının yarattığı hayretle çok güzel bir çıkışı vardı ve bence doruğa Münir’in Itır’a kalkan bileğini havada yakalayıp “baba” deyişiyle yaptı.  Çenesindeki kasılmadan elinin gerginliğine; bakışlardaki sertlikten, duruştaki keskinliğe kadar her milimiyle doğru ve her saniyesiyle çok etkileyici bir performans çıkardı. Bölümün en kilit ve en duygusal anı, o yüzleşme sahnesiydi ve bir kez daha Altan Erkekli gibi bir oyuncuyla aynı ritmi yakalayıp sahneyi alabildiğine büyüttü.                                              12

Bir küçük detayı söylemezsem içimde kalacak, huyum kurusun, tutamayacağım çenemi. Hani o merdivenlerden gelin damat kol kola inme sahnesi var ya; hah, oraya bir minik itirazım var Sevgili Can, izninle. Biliyorum merdiven dar, iki kişi hele o gelinlik ayaklara dolanırken aynı ritmi tutturup inmek zor zanaat ama hani diyorum, Itır koluna girerken o kolunu biraz daha kıvıraydın, iyiydi.( 90 derece demiyorum bak, 120’ye de razıyım ? ) Kamera açısı nedeniyle de Itır’ın eli dala tırmanan sarmaşık gibi göründü.                                                                                 10

Gelelimmmmm benim için en hoş detaya, İzmir kızıyım, damarlarda Ege kanı dolaşıyor. Düğün dernek sevmem ama düğün varsa ille Harmandalı diyenlerdenim. Erkeğe en yakışan oyunlar içinde zeybeği tek geçerim veeeee bu gözler birkaç kare de olsa Can Yaman’ı zeybekte gördü ya…

Ama şimdi aklıma da düşürdünüz; valla bu dizide mi olur, bir başka film ya da dizide mi, bilemem ama Can Yaman’ı şöyle “hakkıyla” bir Zeybek oynarken izlemek ister bu gözler. Bugünkü birkaç kare de bana “Valla, çok yakışacak!” dedirtti. Eh n’apalım isteyenin bir yüzü kara…

Haftaya Emel’le İlyas kavuşması da yaşayacağımıza göre bu geceki gibi bölümü yüzümde güller açarak kapayacağımı umuyorum. Emeği geçen herkese yürekten teşekkürler…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.