Yazar: Sinem ÖZCAN

Hangimiz Sevmedik 6. bölüm için ben Adile & Münir bölümüydü diyeceğim, izninizle… Her sahnesine bayılarak izliyorum o hüzünlü aşkın.
5. bölümün finali işlerin tersine döneceğini göstermişti. Bu kez Adile ve Münir hesap veren, çocuklar hesap soran konumunda olacaktı. Üstelik Itır ve Tarık’ta olduğu gibi bir Şener desteğinden de mahrumdu onlar, dolayısıyla çocuklarını ikna etmek hiç de kolay olmayacaktı. Özellikle de Tarık’ı. Onun bu ilişkiye en az toleransı gösteren isim olacağını bekliyordum, nitekim de öyle oldu.


Köşeye sıkışan Adile ve Münir, biraz işin içinden sıyrılmak için biraz da yıllardır içlerinde biriken öfkeyle durumu daha da karmaşık hâle getirmeyi başardılar. Basit kuraldır: Neyi şiddetle inkâr ediyorsanız aslında en çok onu kabullenmekten korkuyorsunuzdur. Adile’nin “Ben babandan başka kimseyi sevmedim.” yalanını görüp eli artırdı Münir: “Mürvet’e âşığım!” diyerek.
Benim için asıl güzel sahneler de bundan sonra geldi elbet… Çok çok iyi iki oyuncunun neredeyse tamamen gözleriyle oynadıkları harika bir sekans izledim. Geçmişle bir türlü hesaplaşamayan, yüreğindeki aşkı bir türlü bastıramayan, kırılan onurları nedeniyle bir türlü affedemeyen iki insanın kendileriyle savaşı hem çok iyi yazılmış hem de çok çok iyi canlandırılmıştı.
Hazır yeri gelmişken söylemeden geçmeyeyim: Ben çok uzun zamandır flashbackin bu kadar iyi kullanıldığı bir yapım izlemedim. Çekim kalitesiyle, kullanılan yerin doğruluğuyla, öyküyü zenginleştirmesiyle son derece işlevsel ve görselliği çok yüksek sahnelerle öyküye başka bir tat veriyor, flasback sahneleri…


Anne – babalarının arasında geçmişte yaşananlar, doğal olarak Itır ve Tarık’ı da etkilemeliydi ve etkiledi de… Itır, bu ilişkiyi de hatta babasının Mürvet’le evlenme olasılığını da mantık çerçevesinde kavrayan taraftı. Benim sezdiğim; Itır, kendi ilişkisinde sorun olmadığı sürece yaşanmış ve yaşanacaklar konusunda çok da hassas davranmayacak.
Tarık için annesinin geçmişte yaşadığı bir ilişkiyi kabullenmek zor. Münir, onun çok saygı duyduğu bir adam da olsa Türk erkeği genleri ağır basıyor ve hem Itır’a hem de Sevda’ya göre çok daha tepkili. Bu tepkiselliği kendi ilişkisinde sorunlar da doğursa pek geri adım atacak gibi de değil. Tarık karakterinde bu noktadan bir dönüşüm düşünüyor senaristler, sanırım ki bence de Tarık’ın hem olgunlaşması hem de sivriliklerinin törpülenmesi adına bu kanal çok doğru.
Ana kahramanların dışında benim en bayılarak izlediğim kimlik, kuşkusuz İlyas… Ben onun aşkına da o aşkı sahiplenişine de o aşkın çilesini severek çekmesine de bayılıyorum. Aslında hem İlyas da hem Emel de en sevdiğim yan da bu. Sevgilerinin karşılığı olmadığını bildikleri hâlde duygularına sahip çıkmaları, sızlanmamaları, hepsinin ötesinde yüreklerindeki iyiliği yok etmemeleri… Bu bölüm, İlyas’ın “Mutluysa çeker giderim, mutsuzsa çekip alırım.” deyişi, beni benden aldı. Baştan beri ne Şener’in Ayşen’e ne de Itır’ın Tarık’a sevgisinde olmayan bu işte: Sadece o mutlu olsun duygusu… Ne olursa olsun sevdiğinin üzülmesini istemeyen nahiflik… “Mutlu olsun ama benimle sadece benimle” bencilliğinin çok ötesinde hani bir anlamda “Yaratılanı severim yaratandan ötürü…” felsefesine yakın o hava bana çok sıcak ve çok doğru geliyor.

Bu bölüm her ne kadar Ayşen ve Şener, ana olayın dışında kalmış gibi görünseler de final sahnesinde gördük ki yine olayın tam merkezindeler. Bu kez Şener’in dolapları bambaşka bir kapı açtı ama… Tarık’ın önüne atlayan Münir ve Itır’la Tuncay’ı kanatlarının altına alan Adile, başkalarının değil belki ama kendilerinin asla yadsıyamayacakları bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaklar. Münir, Mürvet belasını başından nasıl def eder, Adile bunu nasıl kaldırır bilemem ama bence artık iç sesleri o aşkın hâlâ 36 sene önceki gibi dipdiri olduğunu fısıldayacak kulaklarına.
Gül Onat ve Altan Erkekli’ye bu bölüm bir kez daha hayran kaldığımı söylemiştim. Nefis bir oyunculukla hüznü iliklerime kadar işlettiler. Bu bölüm bayıldığım bir başka isim de Bülent Şakrak. Açıkçası çok iyi bir komedi izleyicisi olmadığımdan çok fazla işini izlediğimi söyleyemeyeceğim daha önce ama hatırladıklarımı gözden geçiriyorum da bana kalırsa en iyi performansını burada çıkarıyor. İlyas’ın bir yanı komik, bir yanı duygusal; bir yanı öfkeli bir yanı merhametli ve Bülent Şakrak karakterin her cephesinde başka bir tonlamayla çok çok iyi iş çıkarıyor. Sanırım bundan sonra onu nerede izlersem izleyeyim o benim için hep “İlyas” olacak.
Sevgili Can Yaman’a gelince: Bu bölüm en sevdiğim Can Yaman sahneleri iki tane. İlki Itır’la anne ve babalarının ilişkileri hakkında tartıştıkları sahne… Kızgınlığı makineli tüfek gibi noktasız virgülsüz cümlelerle dile getirirken ne duruş kaçtı, ne bakıştaki kızgınlık hafifledi ne replikler ezilip büzüldü. Bütün beden diliyle “Ne derseniz deyin, ben bunu kabullenmeyeceğim” mesajını çok seri ama çok net bir oyunculukla yansıttı.

Final sahnesi de yine çok başarılı bulduğum sahnelerinden biriydi. Şaşkınlıktan, öfkeye geçmesi; Itır’ın tehlikede olduğunu düşündüğüne çok atik bir hareketle eylemde bulunması ve en sondaki o bakış…
Hep diyorum bir kez daha diyeceğim benim için Can Yaman “dram”a çok yakışan bir oyuncu. Özellikle mimikleri kullanmadaki başarısı bu tür sahnelerde etkileyici oluyor. Öykünün dramsal tarafı biraz daha ağırlık kazanmaya başladıkça bu tür sahneleri daha çok göreceğime de inanıyorum.
Senaryosuyla, rejisiyle, oyunculuğuyla emeği geçen herkese bana yaşattıkları keyifli anlar için teşekkür ediyorum, bir kez daha. Emeklerinize sağlık…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.