Yazan: Morzerrecikler

Bir haftalık bayram tatilinin sona erişiyle geçtim yine yazımın başına. Dördüncü bölümü Azra’yı Tarık’ın evinde görüp yanlış anlayan Cenk ile kapatmıştık. Beşinci bölüm birçok olaya yeni zemin hazırlayıp, hikâyenin akışını değiştirecek geçiş bölümü olarak çıktı karşımıza. Gerek kıskançlıklarla gerekse yeni planlarla seyir zevki yüksek bir iş izledik yine.

Azra’ya olan hislerinin iyice farkına varan Cenk, onu kıskanma konusunda kendine engel olamadı ve bu kıskançlık yeni problemlere ortam oluşturdu. Restorana Tarık ve Azra ile konuşmaya gitmesinin üzerine ikilinin samimi hallerini görmesi Cenk’in sabrını taşıran son damla oldu ve bunun üzerine Tarık’a “Biz Azra için seninle böyle mi anlaşmıştık?” diye sitem ederken Azra’nın bu anlaşmayı öğrenmesi, işleri iyice çıkmaza soktu. İtiraf etmeliyim ki Tarık’ın evsiz kalmış birisine kendi evini verip düzenini bozması beni rahatsız eden değil, takdir edebileceğim türden bir davranıştı. Cenk’in yıllardır tanıdığı dostuna sergilediği bu imalı  tavır hem Azra’yı kaybetmesine hem de yeni bir çıkış yolu aramasına sebep oldu. Tüm bu olayların üzerine Azra’ya istemeden de olsa zarar verdiğini düşünen Cenk, yine her şeyden kaçıp gitmeye karar verdi ancak atladığı bir nokta vardı. Ne kadar uzağa giderse gitsin içinde yanan umut ışığı onunla beraber gelecek ve peşini bırakmayacaktı.

Bu hafta Cenk’e kızdığım nokta, başına buyruk ve bencilce davranışlar sergilemesi oldu. İlerisini ya da arkasında bıraktıklarını düşünmeden bir anda verdiği kararların çevresindeki insanları ne denli etkilediğinden bihaber, sorumsuzca belki farkında olmadan belki de bile isteye herkesi kırmaya devam ediyor. Vedalaşmak için Azra’yı çağırdığı yerde “Ben bu da değilim de aslında.” sözleri yaptığı davranışlardan kendisinin de memnun olmadığının kanıtıdır gerçekte. “Hiç bana telafi fırsatı vermedin, Osman’ı dövdüm tamam hataydı. Ee bir sırtını dönme, trip atma.” diyerek yaptığı hatayı kabul etmiş ve “Ben yanlış yapıyorum belki ama doğrusu nasıl olur bilmiyorum, öğrenmek için çabalıyorum; bana yardımcı ol!” diye çırpınıyordu adeta. Bu doğrultuda zamanla duygularına ve ön yargısına hakim olabileceğine inanıyor ve bu değişimin sürecini merakla bekliyorum.

Azra’ya gelecek olursak o, bu bölüm benim için birçok yönüyle sınıfta kalan taraf oldu. Hayatın akışına çabuk ayak uydurup Mert’in adını hiç geçirmeyişi ve arayışına ara vermesi beni kızdıran olayların en kuvvetlisi. Haftalardır “Mert” diye çırpınan Azra’dan bu bölümde en azından ufak bir çaba dahi olsa görmek isterdim ancak Mert konusu sadece okuduğu masalda gözlerinin dolmasıyla kaldı bu hafta. Öte yandan hayatına adeta sihirli bir el gibi değen Feride Hanım’ın ona sağladığı imkânlarla bir anda felaket rüzgârının tersine esmesi de yüzümü güldüren sahneler arasındaydı. Daha önce Feride Hanım’ın aynı yöntemlerle hem kendi ailesini hem de Azra’yı tabii tuttuğu testten tam not almayı başaran isim şüphesiz Azra oldu ve bana göre bu sonuç, Feride Hanım’ın ailesinin aklını başına getirebileceği yeni bir oyun doğurdu. Bir anda “Tüm mal varlığımı manevi kızıma bırakıyorum.” sözleri hem ailesini hem de bizleri şoke ederken Azra’nın böyle bir şeyi bu kadar kolay kabullenmiş olabileceğine imkân vermiyorum ve bu durumun ikilinin yeni bir oyunu olabileceğine inanıyorum.

Diğer yandan duygularını artık içinde tutamayıp hislerini Cenk’e itiraf eden Cansu’yu ele alacak olursak: Tüm cesaretini toplayıp Cenk’in karşısında utana sıkıla, gözlerinden çektiği acı okunarak her şeyi itiraf eden Cansu benden tam not aldı ancak çektiği her zorluğu, her acıyı bildiği hâlde kötü zamanlarında aramayıp yanında olmayan, ihtiyaç duyduğu anda Azra’yı arayan iyi gün dostu Cansu sınıfta kaldı. Ama bu konuda sınıfta kalan tek isim Cansu olmadı. Azra ve Cenk de benim nazarımda sınıfta kalan isimlerdi.
Cansu, Cenk’in her ne kadar dostu olarak gördüğü bir isim olsa da tüm samimiyeti ile yaptığı itiraftan sonra tek kelime dahi duymadan orada öylece bırakılmayı hak eden bir karakter değildi, bana göre. En azından “Cansu ben seni dostum olarak görüyorum.” dahi olsa bir cümle, bir söz duymaya hakkı vardı diye düşünüyorum.

Gelelim Azra’ya:
Cansu ile dertleştikleri sahnede cesaret vermek için söylediği “Ben olsam ne olursa olsun gitmesine izin vermezdim.” sözleri aynısı başına geldiğinde havada kaldı. Cenk’e olan duygularını bir nebze olsun “Adını koyamadığım ama yanında huzur bulduğum, beni umutlandıran birisi var.” diyerek itiraf eden Azra’nın Cenk’e veda ederken öfkeyle de olsa “git” demesi Cansu’ya söyledikleriyle çelişti.

Kemik çorbası yaparken “Beni buraya bağlayan adını koyamadığım bir şey var.” diyen Cenk, bu hafta o adını koyamadığı şeyin Azra olduğunu anlamış olacak ki “Gitmeyi ben de istemiyordum, son zamanlarda içimde bir umut yeşeriyordu; beni sakinleştiren, bana huzur veren, içimdeki kavgaya son veren bir his. Sanki bana umut veren şey ellerimden kayıp gitti…” sözleri ile bu durumu kabullendi ve peşinden eklediği “Belki bir gün o umut veren şey için geri gelebilirim.” cümlesiyle de korkularından şimdilik kaçtığını itiraf etmiş oldu.

Azra ile birbirlerini hiç tanımadıklarını iddia etseler de Azra’nın Cenk için yaptığı tespitler bu durumun aksi olduğunu kanıtlayacak cinsten. Onlar “birbirlerini en iyi tanıyan iki yabancı”… Her ne kadar Cenk’i durdurmak adına ağlamaktan başka bir şey yapmasa da kendi hayatından yola çıkarak “Belki bir gün diye feda ettiklerin geri döndüğünde burada olmayabilirler.” uyarısıyla gitmesini istemediğini belli etti. Ben bu noktada Cenk’ten Azra’nın gözyaşları ve söylediği sözler için bir sorgu beklerdim ama ikisi de öylece vedalaşıp hislerinden kaçmayı tercih ettiler.

Yazımın son kısmını bu bölüm beni fazlasıyla etkileyen Arda ve Serap Çelen’e ayırmak istiyorum.
Cenk’in bencilce verdiği gitme kararı Çelen ailesinde adeta bir bomba etkisi yarattı. Özellikle Arda cephesinde hiç beklemediğim bir yıkım oluşturdu. Abisinin gitmesini kabullenemeyen Arda, annesi ve kız kardeşinin aksine öfkesinin esiri oldu ve yine yanlış yollara başvurdu. Her ne kadar haftalardır abisi ile pek samimi sahnelerine şahit olmasak da içten içe abisine sandığımızdan daha kuvvetle bağlı olan Arda, Cenk onu fark etsin de gitmesin diye ortalığı dağıttı tabiri caizse. Abisinin veda yemeğine katılmayıp yanlış arkadaşların yanında aldı soluğu yeniden ama bu kez öncekiler gibi şanslı değildi sanırım. Cenk’in Arda’yı fark edişi uyuşturucu komasına girmesiyle olmaz ve geç kalmaz umarım. Öte yandan Serap Çelen yıllardır oğlu ve kaynanası arasında kalmış bir kadınken oğlu için Feride Hanım’ın karşısına geçme cesaretini göstermiş bir anne olarak çıktı karşımıza. Cenk, biraz daha ön yargılarını bırakıp dikkatli bir şekilde baktığında sahip olduğu asıl servetin ailesi olduğunu görebilecek buna şüphem yok ama ailesinden birilerini kaybetmeden ya da bu korkuyu yaşamadan görebilir umarım bunu.

Bu haftaki yorumumu işlerin daha da kızışıp aşkın yerini öfkeye bırakacağı Elimi Bırakma heyecan dolu yeni bölümleri ile her Pazar saat 20.00’da TRT1 ekranlarında diyerek noktalıyorum. Herkese keyifli okumalar.

Sevgilerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.