Yazar: Zeynep BÖHÜRLER 

2019 Oscar Ödüllerinde Nick Vallelonga ve Brian Hayes Currie’nin senaryosunu yazdığı ve Peter Farrelly’nin yönettiği film, En İyi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mahershala Ali) ve  En İyi Orijinal Senaryo ödüllerinin sahibi olup Altın Küre Ödüllerinde En İyi Müzikal/Komedi Film, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo olmak üzere 3 kategoride gecenin en çok ödül alan yapımı oldu. Katıldığı birçok gösterimlerden de ödül toplayan ve gerçek bir hikâyeden esinlenmiş bu filmi sizler için zevkle kaleme aldım.

Film 1962 yılında İtalyan asıllı bir beyaz olan Tony Vallelonga (Vigo Mortensen) ile Afro-Amerikan ünlü müzisyen Don Shirley’nin (Mahershala Ali) Amerika’nın kuzeyinden başlayarak güneyine doğru turne için gitmelerini anlatan bir yol hikâyesi. Komedi ve dram türlerinin özelliklerini kullanan film bol bol da mesaj içeriyor. Siyahi bir karakterimiz varsa ve bu, mesaj içerikli bir filmse üstelik bu film, bol ödül de topladıysa hepimizin içinden “Yine mi ırkçılık?” demek geliyor. Hatırlarsanız 2018 Oscar Ödüllerinde Jordan Peele, gerilim/korku türündeki GetOut (Kapan)’la ırkçılık merkezli bir film yaratarak En İyi Özgün Senaryo Ödülü’nü kazanmıştı.

Öncelikle şunu belirtmeden geçemeyeceğim: film başından sonuna kadar gözün yanı sıra kulağa da hitap ediyor. O yıllara ait enfes tınıları dinleyip zevk alacağınıza eminim, hele ki 60’lı yılları seviyorsanız:)

Filmin başkahramanı, Tony Vallelonga soy isminden de anlaşılacağı gibi İtalyan asıllı, kurnaz, hayatta kalmasını bilen, argo tabir ile feleğin çemberinden geçmiş, sokak kültürünü iyi tanıyan, ailesine düşkün, ağzı biraz bozuk, sevimli bir garsondur. Çalıştığı gazinodan tadilat sebebiyle çıkmak zorunda kalınca işsiz kalmış ve o dönemin ünlü siyahi piyano virtüözü Don Shirley’nin teklifi üzerine ona 8 hafta sürecek turnesi boyunca şoförlük ve asistanlık yapmak için ekiple beraber yola koyulmuştur. Hemen gülerek şunu belirteyim, yanında çalışacağı Don Shirley ise son derece ağırbaşlı, elegant, kültür seviyesi yüksek, dilini çok elit kullanan, kibirli bir zıt karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Filmin ilk yarısında Tony karakterini canlandıran Vigo Mortensen’in ufak komiklikleriyle, kulağa tatlı gelen aksanıyla, doğal mimikleriyle, çok başarılı bulduğum performansıyla aslında durağan giden ama sıkıcı olmayan bir tempoda akıyor. Birbirinden çok farklı iki karakter olmalarının yanında sınıfsal ve fiziksel farklılıkların belirgin oluşu da film boyunca verilecek mesajlarda önemli bir rol oynamakta. Don Shirley’nin evine iş görüşmesi için giden Tony’nin gördüğü lüks eşyalar, kendisiyle tahtta oturarak konuşan bir işveren, bu tezadı bizlere basit ama çok keskin hattıyla gösteriyor. Tony’nin evine gelen siyahi ustaların bir konuşma esnasında ”kömür torbası” diye adlandırılmaları ve içtikleri meyve suyu bardaklarının Tony tarafından çöpe atılması, o dönemde ten renginin yaşattığı fiziksel farklılığın önyargılarla beslenince ırkçılığa ya da üstünlük anlayışına dönüştüğünü görebiliyoruz.

Filmdeki merkez obje adından anlaşıldığı gibi “yeşil rehber”. Yeşil rehber siyahiler için hazırlanmış bir seyahat rehberi. Filmde çok adı geçmese de “O dönemin şartlarında bu kitapçık olmalı.” vurgusu için iyi seçilmiş bir obje. Film boyunca bizlere Amerika’nın güneyine doğru gidildikçe ırkçılığın fark edilir boyutta arttığını, gittikleri her eyalet ya da şehrin adını vererek göstermelerinden anlayabiliyoruz. Bu filmde kritik konu, bizlere kesinlikle sert bir dille ya da mizansenle ırkçılık vurgusu yapılmıyor. Bir tatlıyı yerken ağzınıza gelen, ne olduğunu anlamadığınız acı tat gibi hafif etkili ama bir o kadar da tadınızı kaçırıp ”Neden ama?” dedirtecek kadar düşündürücü.

Gren Book, bizlere iki ayrı kutuptaki insanın aslında birbirileriyle sıkı bir etkileşim kurarak önyargılarından kurtulup kendi eksikliklerini nasıl tamamlayacaklarını da öğretiyor. Filmde aksiyon, heyecan ya da türüne bakıp çok dramatik sahneler arıyorsanız beklentiniz boşa gidebilir ama psikolojik ve sosyolojik olarak size bol oksijen verecek diyaloglar ve oyunculuk performansları bulacağınıza şüphem yok. Ülkemizin dublaj sanatçılarının takdire şayan oldukları bir gerçek ama bu rolüyle Oscar’ı alan Don Shirley karakterine can veren Mahershala Ali’nin o vakur konuşma tarzını kendi sesinden duymanız açısından filmi altyazılı seyretmenizi tavsiye ederim.

Filmin ikinci yarısı bizlere, o dönemlerde Amerika’da özellikle güney kesimlerde siyahilere bakış ve yaklaşımları anlatan sahnelerle geçiyor. Mükemmel bir konser verilmesi için anlaşma yapılır, sanatçının özellikle istediği marka piyano getirtilir, seçkin kalabalıklar tarafından alkışlanır ama gel gelelim yemeğini yemesi için restorana alınmaz, yatması için herkesle aynı otel ya da odayı kullanamaz hatta tuvalet ihtiyacı için bile ayrı bir yer tahsis edilir. Mağaza vitrininde gördüğü şık takımı üzerinde denemesi bile sırf renginden dolayı yasaktır. Her seferinde bu tavırları, kibarlıkla soğukkanlı ve asil bir şekilde kabul eden Don Shirley’nin neden böyle olduğunu filmin sonlarına doğru restoranda ekip arkadaşlarının “Nat King Cole”un başından geçen hikâyeyi anlatınca anlıyorsunuz. Müzik tarihi boyunca efsaneleşmiş siyahi sanatçılarının aslında bulundukları yerlere hiç de kolay gelmediklerinin altını çizmemde fayda var. Bir sahnesinde Don Shirley beyaz şoförün kullandığı arabadan iner ve karşıda tarlada çalışan siyahi işçileri görür. Tarlada çalışan işçiler bir müddet durup Shirley’e bakarlar. Bu gördükleri aslında onlar için umut veren, güç veren bir olaydır ve kısacık bu sahne bile bize şiirsel bir şekilde aktarılıp gözümüzde “Dünden bugüne ne değişti?” diyerek bir sorgulamaya gitmemize sebep oluyor.

Teknik açıdan fark yaratmasa da dönem filminin getirdiği dekor, kıyafet, arabalar hiç kusursuz gösterilmiş. Tony ve Don ikilisinin kıyafet uyumu benim hoşuma giden detaylardan biri oldu. Filmin sonlarına doğru, Amerikan filmlerinin değişmez “Noel yemeği hazırlık” sahnesini klişe fakat bir o kadar da seyircilerin hoşuna gidecek şekilde ve çok leziz sunan yönetmeni kutlamadan geçemeyeceğim. Kalabalık ve bir arada mutlu aileler tablosu çizen yönetmen, son sahnelerde filmin bitmesine çok az kaldığını bu sahneyle söylemiş oluyor.

Sekiz hafta boyunca şoför – patron ilişkisinden çok, sıkı dost olarak devam eden ve bu dostlukları hayatları boyunca devam eden iki karakterin yaşanmış öyküsünü seyrettikten sonra kafamda iki beklenti oluştu:

*Favori oyuncum olmasa da Vigo Mortensen bundan sonra kesinlikle komedi filminde oynamalı derim.

  • Bizlere nahifçe ama çok anlaşılır şekilde ”ırkçılık” konusunu anlatan başarılı bu filmin ardından bence artık bu içeriğe biraz ara verilmeli diyerek hepinize keyifli seyirler dilerim.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.