Yazar: MORZERRECİKLER

Farklı konusu, güçlü kadrosu, yayınlanan fragmanları ile daha ilk andan kadrajıma girmeyi başaran “Kızım” ilk 2 bölümü ile benden tam not aldı. İlk bölümden sonra yayın gününün cumaya alınması ne gibi sonuçlar doğurur kestiremiyorum ama sonuç ne olursa olsun, diziyi konu sapmadıkça keyifle izleyeceğimi düşünüyorum.

İlk bölümü, Demir’in hayatına hiç beklemediği anda bomba etkisi yaratarak giren Öykü ve ikisinin yaşam hikâyesiyle açmıştık. İtiraf etmeliyim ki izlerken mecburiyetten Öykü’yü yanında tutan Demir’e kızmaktan kendimi alamamıştım. Ama bu bölüm geçtiğimiz haftanın aksine Demir’in ve sergilediği tavırların altında yatanları anlamam konusunda bana ufak ipuçları verdi. Anne ve babasını küçükken kaybetmiş, yetimhanede büyümüş, yalnız olmaya alışmış Demir’in hayatına onunla benzer kaderi paylaşan ve kızı olduğunu iddia eden Öykü’nün girişinin; Demir’in bastırılmış duygularının gün yüzüne çıkmasına ve geçmişini hatırlamasına sebep olduğunu düşünüyorum. Bana göre Demir’in sergilediği tavır Öykü’ye değil , onu gördüğünde aklına gelen kendi çocukluğuna. Babasının ilk karşılaştıkları anda “Ben çocuklardan nefret ederim, çocuklar kendi başlarının çaresine bakamayan zavallılardır!” çıkışının aksine Öykü, yaşadıklarının yüküyle çocuk olmadan büyümek zorunda kalmış, kendi başının çaresine bakabilecek 8 yaşında koca bir bireyken Demir, hâlâ çocuk kalabilmiş, inatçı bir baba. Görünen o ki bu birbirine zıt baba – kız ilişkisi bizi hem çileden çıkaracak hem de yüzümüzü güldürecek.

Öykü’nün son dakikada Candan’ı kurtarmasının ardından ev sahibinin onları kapının önüne koymasıyla gelen ikinci şokla baba – kız ilk gerçek sınavlarını verdiler.

Kapının önüne atılan eşyaların arasından Öykü’nün özellikle çizdiği resimlere koşması ve bir telaşla çantasına koyması bende yeni bir izlenim uyandırdı. Hastalığının farkında olan ve daha önce bu hastalığının ilerleyip ilerlemediğini metro duraklarını ezbere sayarak ölçen Öykü’nün resimlerine bu kadar ilgili olması ve yaşadığı güzel olayları çizmesi her şeyi unutma tehlikesine karşı aldığı bir önlem gibi geldi bana. Diğer taraftan babasının onu evin önünde bırakıp gitmesinin üzerine pes etmeden Demir’in peşinden gidişi, bulduğunda ona söyledikleri Öykü’nün, sığınmak istediği kişinin sadece “babası” olduğunun kanıtı niteliğindeydi. “Ya, ben sana bir sürü laf ettim” diyen Demir’e “Olsun ben de sana bir sürü söz söyledim, laf ettim. Baba kız arasında olur öyle şeyler…” diye karşılık vermesi Öykü’nün babasına karşı bir kez daha galip gelmesini sağladı ve ikiliye yepyeni bir deneyimin kapılarını açtı.

Çadır palas! İkilinin parktaki hâlleri beni ekrana kilitledi, doğrusu. Yağmura ve aç kalmalarına rağmen çadırda sabahlamalarının üzerine Demir’in Öykü’yü hem aç hem parasız okula yollaması, üstüne bir de Uğur sayesinde kendi karnını bir güzel doyurup Öykü’yü aç bıraktığı için pişmanlık duymaması beni çileden çıkartmış olsa da Öykü’nün arkadaşından aldığı tostu ve sütü yemeden babasına getirmesiyle Demir’in aralarına ördüğü duvarlardan ilkini yıkıverdi ve baba-kız olma yolunda ilk adımlarını attılar. Candan’ın evinde sütü büyük bir iştahla içen Öykü’ye babasının “Hani sen süt sevmezdin?” sorusu, babasının karnı doysun diye kendi aç kalmayı göze alan Öykü’yü serdi gözler önüne. İşte bu yüzden Demir’i, çocuğa; Öykü’yü ise kocaman bir bireye benzetişim.

Demir’in Öykü’ye karşı ikinci kez duvarlarının yıkılışına “Param var ama sana harcayacak kadar yok, yani senin için yok!” sözlerinin yerini “Ağlama ben sana yeni boya alırım, söz” demesiyle şahit olduk.

Babasının onu Sosyal Hizmetlere ve Yetiştirme Yurdu’na verme planını öğrenen Öykü’nün yaşadığı hayal kırıklığı sayesinde de Demir’in görmezden geldiği babalık duyguları biraz daha gün yüzüne çıktı. Öykü’nün kendisine hiçbir şey söylemeden çekip gidişi üzerine Demir’in “Nasıl olsa dönüp dolaşıp buraya geleceksin.” sözleri aslında kızının kendisinden kopmayacağından emin olduğunu düşündüğünün bir göstergesiydi. Ne yaparsa yapsın Öykü, Demir’i bırakmazdı, çünkü ona bu güveni vermişti belki de ondan bu kadar rahat davranan bir Demir ile karşı karşıyaydık ama onun da atladığı bir nokta vardı. Kızı, en başından beri ona “Ben yurtta kalmam!” diye haykırıyordu. Dolayısıyla Demir’den Öykü’yü uzaklaştıracak tek hamle de yetiştirme yurduydu. İtiraf etmeliyim ki daha önce gördüğü rüyayla teyzesinin kendisini hastalığı yüzünden terk ettiğini düşünen, uyandığında babasını görmeden içi rahat etmeyen, onu kaybetmekten korkan Öykü’nün tek kelime etmeden babasından uzaklaşması içimi yaktı.

Beklediğinin aksine geri dönmeyen kızını sokak sokak arayan hatta okuluna giden Demir, Öykü’nün öğretmeninin “Peki, siz kızınıza bakabilecek misiniz?” sorusuna hiç düşünmeden “Bakarım, ben ona bakarım!” yanıtını vererek gönlümde taht kurmayı başardı. Okulda da kızını bulamayınca soluğu Candan’ın kapısında alan Demir, sonunda Öykü’yü buldu; buldu ama ona ulaşmakta biraz geç kalmıştı.

Gelen telefon dolayısıyla bir kez daha Öykü’yü kaçıran Demir, kızının peşinden koşarken hiç beklenmedik birisiyle karşılaştı, Cemal! Geçmişte Demir ve Uğur ile problem yaşamış, hapiste yattığı 8 yılın intikamını almaya kararlı olan Cemal’in, Demir’den istediği beş yüz bini alamadığı taktirde Öykü’nün canını yakmakla Demir’i tehdit etmesinin üzerine iyice panikleyen Demir, Öykü’yü güvene alma amacıyla koştu bu kez kızının ardından. Babasına teslim olmak istemeyecek kadar kırılan Öykü’nün kendini yola atmasıyla Demir’in “baş belası” olarak nitelendirdiği Öykü’ye kendi canını feda edecek kadar değer verdiğini de görmüş olduk böylece.

Hikâyesine acıklı bir şekilde giriş yapılan veteriner Candan’dan bahsetmek istiyorum biraz da: Candan, yıllarca kardeşinin ölümüne sebep olmanın vicdan yükü altında ezilmiş, kendini hiç affetmemiş bir karakter olarak çıktı karşımıza. Kardeşi Seda, 8 yaşındayken bisikletle karşıya geçmek istemiş, yardım amaçlı ablasına seslenmiş ama ablası telefonla konuştuğu için onu duymamış ve hayata gözlerini kapamış. 10 yıl önce konuştuğu telefon; hem kardeşini hem de ailesini kaybetmesine sebep olmuş, kanadı kırık bir iyilik meleği desem yanılmış olmam sanırım Candan için. Şimdilerde Öykü ile tanışan Candan, kaybettiği kardeşinin yerine Öykü’yü koyacak gibi görünüyor. Diğer taraftan Candan’ın dolandırılmaktan Demir sayesinde kurtulduğunu düşünmesi yeni bir serüvene kapı açıyor. Demir her ne kadar Murat’ın Candan’ın evinde söylediklerinin altında ezilip Candan’dan uzak dursa da ilerleyen zamanlarda Murat’la kapışmaktan çekinmeyeceği aşikar. Baba – kız ilişkisinin evrelerini ne kadar merak ediyorsam Candan – Demir ilişkini de o kadar merak ediyorum. Haftaya yayınlanacak bölüm bize neler getirecek merakla bekliyorum.

Ben oturduğum televizyon başından yüzümde büyük bir gülümsemeyle kalkmayı başardım bu bölüm de ve elimden geldikçe yeni bölümü yorumlamaya çalıştım. Bu haftalık benden bu kadar, haftaya görüşmek üzere. Keyifli okumalar…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.