Yazar: Sinem ÖZCAN

Muhteşem İkili’de kaçak hayatı bitip tuzağı kuranın Demiray olduğu ortaya çıktıktan sonra, bu hafta öykü farklı bir yola sapmış geldi bana. İlk dört bölümün aksine, aksiyonu belirgin biçimde azaltılmış, komedi ve romantizmi artırılmış bir bölüm izledik. Öykünün polisiye aksında ciddi boşluklar ve hatalar olduğuna geçen hafta değinmiştim. Bu nedenle bu değişiklik de işime geldi ancak hem Demiray’a bu kadar çabuk ulaşılması hem de Emniyet’in Demiray tarafından izlendiğinin birdenbire ve nedensizce anlaşılması bende bu değişimin fazla aceleye getirildiği duygusunu da uyandırdı. Semih’in ikizi aracılığıyla alelacele Demiray’ı ele geçirmeleri ve konunun üstünün aniden kapatılması “Tamam, halledelim şunu bir an önce de daha çok işimiz var!” duygusu verdi bana ve bu baştansavmacılıktan çok da haz etmedim.

Demiray’ın yakalandığı sekans, maalesef Feridun Barca’nın enfes monoloğu ve İbrahim Çelikkol’un harika oyunculuğu dışında dökülüyordu. MKC’nin göğsünden vurduğu Demiray’da gömleğinden ceketine bile geçmeyen kandan tutun da yaralı bir adamın en ufak bir mimiğine dahi şahit olamayışımıza kadar perişanlık hâkimdi. Üstünde çelik yelek bile olsa o kurşundan daha fazla etkilenir insan. Senden benden daha sağlıklı görünüyordu, maşallah Demiray. O kadar yaralanmamıştı ki gözleri fıldır fıldır MKC ve Barca ile dalga geçmeyi bildi, Feridun Baba’nın konuşmasından etkilendi ve dimdik polis arabasına kuruldu. Kimse kusura bakmasın da yıl olmuş 2018… Bunca yerli, yabancı aksiyon izlemiş seyircinin karşısına çıkıyorsunuz hâlâ Yeşilçam ilkelliğinde sahne de çekmeyin ama!

Olumsuzlukları bir yana koyup Barca’nın büyük sınavına döneyim artık. İlk andan beri intikam yemini etmiş ve hayata sadece bu yeminle tutunan bir Barca izledik biz ve o an gelip çattı. Silah, Demiray’ın şakağına dayandı. MKC daha önce Barca’ya söz verdiği gibi kendini geriye çekti ve meydanı ona bıraktı ama öte yandan onun yanlış yapmasını engelleyebilmek adına da babasına haber göndermeyi ihmal etmedi. Yaptığı da sonuna kadar doğruydu. Ok yaydan çıktığında onu hedefe varmadan tutup alacak ve Barca’nın kendini yakmasını engelleyecek tek varlıktı, Feridun Barca. “Ben annene de gelinime de seni koruyacağıma söz verdim. Benim bir tek oğlum var! Onu benden alma!” diye yalvaran o adamın babalığı sadece Mert Barca’yı değil MKC’yi hatta kendini öldürtmek için her yolu deneyen Demiray’ı da etkiledi. Feridun Barca, hayatta tutunacak tek dalı oğlu olan bir yaşlı adam ve ona da sımsıkı tutunuyor. Oğlunun cezaevine düşmesi, maddi olarak değilse de manevi olarak ölümü demek Feridun Barca’nın. İşin aslı babasının ‘ölümü’ de dönüp dolaşıp yine Barca’yı vurur ve iflah etmez. Belki de son anda bunu akıl edip gözünden akan bir damla yaşla çekti silahı, Demiray’ın şakağından. Hedefe kilitlenmiş, intikamından başka bir şey düşünmeyen o adamın yaşadığı çelişkiyi, çok minimal bir oyunculukla inanılmaz güçlü geçirdi İbrahim Çelikkol, izlemeye doyamadım.

O sahnenin bir başka köşesinde benim yüreğimi sızlatarak MKC duruyordu. Babasını küçükken kaybeden ve kendini yapayalnız hisseden bir adam o. Bir babanın ne yaparsa yapsın evladına sahip çıkışını ve “Oğlumu benden alma!” diye yakarışını izledi, uzaktan. Bir an ben MKC’nin gözlerinde “Barca” olma isteğini okudum. İçinde hiç kıskançlık barındırmayan nefis bir gıpta etme vardı o bakışta. Barca’ya kardeş, Feridun Baba’ya evlat olma özlemi öyle hoş yansıdı ki ekrandan emeğine sağlık, Kerem Bursin.

Barca ve MKC’nin aklanmasının ardından Demiray’ın yakalanışıyla “intikam” konusunu da hallettik. Bu arada intikamın “öldürme” üzerinde verilmeyişini de çok sevdim. Dizinin başında ortaya konan çatışma böylelikle çözülmüş oldu. Ardından başka bir düğümün gelmesi de gerekliydi. Yeni bir isimle tanıştık: Ekrem. Henüz ismen tanıştık, cismini bilemiyoruz ama anlaşılan Demiray’a göre daha dişli bir rakip olacak. Onun Demiray’ın Amerikalı ortaklarıyla da bir şekilde bağlantılı olacağını düşünüyorum. Cezaevinden olaylı bir şekilde çıkan Ekrem’in karşısına, Emniyet özel bir birim kurarak Barca ve MKC’yi koydu, bile. İkisinin de bu dünyadaki çilesi, birlikte çalışmaya ve yaşamaya mecbur olmaları. Nilüfer’in “ruh öküzü” nitelemesine sonuna kadar hak veriyorum. Türleri farklı da olsa ruhları aynı. Birlikteyken çok koordine ve çok uyumlu, onlar. Günlük hayatta hır gür yaşasalar da iş, ortak ya da dost ihtiyacına geldi mi her şeyi bir yana itiveriyorlar. Barca’nın Demiray’ı öldüreceğini anlayıp babasını çağıran MKC’ye karşılık, MKC’nin dağılmışlığını görüp onu konuşturan ve olayı çözen Barca…  Onlar, kendilerine itiraf etmekten kaçsalar da ancak ikisi birleşince “süper güç” oluşturuyorlar.

Aklanmalarının ve birlikte çalışmak zorunda kalmalarının yanı sıra Barca’nın da MKC’nin de duygu dünyaları epey dalgalandı bu hafta. Feridun Barca, oğlunu ateşten aldıktan sonra kendi elleriyle onu “Ateş Kız” a itmeye başladı. “Beni nüfusunuza alın bari!” diyen Nilüfer’in arkasından oğluna duyura duyura “O da olacak inşallah” diye söylenerek niyetini de ayan beyan koydu ortaya. Meğer Feridun Barca’nın içinde bir çöpçatan teyze varmış da ortaya çıkmak için fırsat kollarmış. Babasının direktiflerini “Feridun Barca diye bir gerçek var” boyun eğmesiyle kabullenen Barca, babasının açtığı yoldan Nilüfer’e yürürken Junior MKC’nin başarılı planlarına rağmen MKC duvara toslamaktan kaçamadı.

MKC, gerçekten şanssız… “Ben kurdum, tek eşliyim” diyen adam, sadakatiyle sınandı. Volkan’ın fırsatçılığının faturası ona kesildi. Ama Yağmur’a da kızmam mümkün değil. O çekmeceyi açan her kadının yaşayacağı şoku yaşadı. Karşısındaki de MKC… İstediği kadar benim için en özeli ‘Şebinkarahisar’ desin, 2015’ten beri hayatına tek kadının girmediğine inanmak çok zor. Üstelik sadece Yağmur değil, öz kardeşi de hiç sorgulamadan yargıladı abisini. İkisine de “haksız” diyemem, ben. Kim olsa o manzara karşısında “Ya acaba altında başka bir şey var mı?” demez. İşin en ilginç yanı kardeşi bile MKC’nin masumluğuna inanmazken Barca’nın bunu hiç sorgulamamasıydı. MKC “Benim değil, onlar!” dediği anda işi dalgaya bile vurmadan asıl sorumlunun kim olabileceğini düşünmeye girişti. Hiç farkında olmasalar da eşten de kardeşten de çok daha sağlam bir güven bağı var, aralarında.

Haksızlığa uğramak, yapmadığı bir şeyden dolayı suçlanmak ve hepsinin ötesinde derdini anlatamamak MKC’yi ağır vurdu.  Vurgunu yiyince de soluğu Feridun Barca’nın kapısında aldı. Evlat sevgisini bilen adamın evlatlığı olmaya çalışan MKC, yüreğimin telini titretti. Bu arada Feridun Barca’nın “Kadın, kolay adam boşamaz; boşuyorsa ya aldatılmıştır ya da “ben de varım” demeye çalışıyordur.“  tespitine de şapka çıkardım. MKC’nin egosu çok yüksek. En doğruyu kendisinin bildiğine yüzde yüz inanıyor, kimseye söz hakkı tanımıyor üstelik de bunu sevdiğini kollamak adına yaptığını düşünüyor. Böyle bir adama katlanmak çok zor ve bu adamın karşısında var olabilmek için yapılacak tek doğru iş, onu boşamak. “Ben de varım’”ın en keskin ve acı veren söyleyişi, bu. Yağmur, MKC’yi çok sevdiği hâlde, çocuğunun babasından ayrı kalmasını göze alarak buna mecbur kalmış gibi görünüyor ve birinin bu aynayı MKC’nin yüzüne tutması kesinlikle gerekliydi. Madem Feridun Barca’ya evlatlık olma yolunu seçti o zaman o da “Feridun Barca gerçeği” ile sınanacak.

MKC, kendi duygusal olarak darmadağın olduğundan Nilüfer’le Barca’nın yakınlaşmasını kaçırdı. Âdet yerini bulsun diye Nilüfer’e söylenmeyi ihmal etmese de o durumun gerçekten farkına varana kadar atı alan Üsküdar’ı geçecek. Her ne kadar Barca için Nilüfer, arkadaşının kardeşi; Nilüfer için de Barca, arkadaşının aşkı da olsa Eros Feridun’un okları hedefe vardı gibi duruyor.

Yeri gelmişken söylemezsem olmaz. Yasemin’in Nilüfer’e “Onunla aranda bir şey olmasın!” direktifi, Barca ve Nilüfer arasına engel olarak konur da buradan bir “imkânsız aşk” çıkarılmaya çalışılırsa kimse kusura bakmasın ben buna ikna olmayacağım. Yasemin platonik bir aşk yaşıyor olabilir, bu duyguyla da çok saçma ve çocukça bir talepte de bulunabilir ancak bu talep, iki yetişkinin arasına engel olarak konacaksa üzgünüm ama yürümez. Eğer imkânsız aşk oluşsun diye bir gerekçe aranacaksa Barca’nın “Arkadaşımın kardeşine âşık olamam!” duruşu bana çok daha net bir engel olarak gelir. Aynı kafa yapısına sahip iki adam için bu çok daha gerçek ve çok daha durdurucu bir noktadır ve karakterlerin özüne de daha uygundur. Diğer yol, kıskançlıkla kötüye evrilen bir karakter yaratır ki benden söylemesi Yasemin’in kumaşından da o kötü çıkmaz.

Bu haftayı; ilk karşılaşmalarında kovarak çıkardığı evi, bu defa kendi elleriyle Nilüfer’e sunan Barca ile bitirdik. Özellikle polisiye akstaki aksamalara rağmen komedisi de duygusallığı da çok yerinde, ilk sekans dışında iyi akan bir bölümdü. Bu arada Barca’nın dilindeki şu çok manasız ve demode “Herıld yani” repliğinin acilen yok edilmesini ilgililerden bir kez daha talep ediyorum. Öte yandan yine Barca’nın “Herkes sevdiğini öldürür, yeğen!” repliğiyle EZEL’e çakılan selamı çok hoş buldum.

Bir süredir iki unsur ısrarla vurgulanıyordu: Ahsen ve Sadri Hoca’nın yüzüğü. Bu hafta Ahsen’i hiç işitmedik. “Acaba senaryonun yeni saptığı sokakta bir Ahsen durağı yok mu?” diye geldi aklıma. Olmalı mı, olmamalı mı henüz net kararımı veremedim ama duygusal ilişkiler yeni yeni şekillenirken bir Ahsen karışıklığı çok da gerekli değil gibi geliyor, şu an için bana. Sadri Hoca’nın yüzüğü ise yine çıktı karşımıza ve onun Barca’ya karısının cenazesinde verildiğini öğrendik. Kafamda yine bir soru işareti oluştu: Acaba, o yüzük benzer bir acının sembolü olarak mı Barca’ya verildi, diye düşünüyorum. Sadri Hoca artık varlığıyla değil ama adıyla dizide yer alıyor ve ben hem bu yüzük gizemini hem de Feridun Barca ile aralarında ne olup bittiğini cidden merak ediyorum.

Bolca güldüğüm, zaman zaman duygulandığım ve ekran başından her şeye rağmen keyifle kalktığım bir bölümdü. Yazan, yöneten, canlandıran ve set gerisinde yükün büyüğünü omuzlayan herkesin emeklerine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.