Yazar: MORZERRECİKLER

Geçtiğimiz haftayı ellerindeki tabloyu bir o yana bir bu yana çekiştirirken yakalanan Uğur ve Demir’le noktalamıştık. Demir’in bu işten de Uğur’u ortada bırakarak sıyrılması beni şaşırtmadı. Hani “kaş yaparken göz çıkarmak” deyimi vardır ya, o deyimin vücut bulmuş hâli sanki, Demir. Bir tarafta geçmişinde yaptığı tüm kötülükten sıyrılmak isterken diğer taraftan dostlarını harcamaktan çekinmemesi başına türlü belalar açsa da bu hafta izlediğim “Demir” benden büyük bir alkış aldı. Belki de Uğur’a karşı yaptığı bu hata, Demir’in hayatında yeni bir sayfa açtıracak en büyük etkendi. Öykü’nün sözlerini hatırlayarak fırsatı olduğu hâlde kötü yoldan kaçınması, Demir’in geçmişi ve geleceği arasında yaptığı ilk gerçek tercihti. O, etrafında kalıcı insanlar barındırmanın, birilerine bağlanmanın, kendisinden önce bir başkasını düşünmenin henüz acemisi olsa da yaptığı her yanlış için duyduğu pişmanlık onun özündeki gerçekleri daha çok gün yüzüne çıkartıyor. Bu konuya, Candan’ın Öykü’ye okuduğu “Küçük Prens” kitabından bir sözle bakmak istiyorum: “Unutma, evcilleştirdiğin her şeyden sen sorumlusun.” diyor Küçük Prens, Tilki’ye kitapta. Tıpkı Tilki ve gülün hikâyesi gibi, Demir de şu an yaşadığı ve başına gelen her şeyin tek sorumlusu. Yine aynı kitapta geçen”Gerçeğin mayası gözle görülmez” sözü karakteri, en iyi özetleyen söz olabilir belki de. Demir, onun için söylenenlerin aksine vicdanlı; hiç farkında olmasa da sevdiklerine önem veren, alaycı tavrının aksine kırılgan ve yufka yürekli bir adam. Öyle ki Uğur’un söylemesine dahi gerek kalmadan hacı annenin yanına koşan “bir sıkıntın olursa mutlaka bana ulaş” diyecek kadar da ince düşünceli bir adam.Bu noktada en büyük yük babasına olan inancını bir an olsun kaybetmeden sabırla, emek vererek Demir’in mayasını ortaya çıkaracak Öykü’ye düşüyor. Kaldı ki Demir bile kendini anlatırken “Bende karakter yok!” diyor ve özündeki gerçekleri görmediğini belli ediyor. Küçük Öykü’nün işi bir hayli zor gibi dursa da başaracağından hiç şüphem yok çünkü Öykü, insanlara gönül gözü ile bakabilen, bir bakışıyla insanların röntgenini çekebilen en güçlü karakter.


Bu hafta yazımın büyük ağırlığını, izlerken gözümde yaş bırakmayan Öykü’ye ayıracağım. Onu izlerken kendime “Ben olsam bu kadar güçlü durabilir miydim?” sorusunu sormaktan kaçamıyorum. İtiraf etmeliyim ki, duramazdım. Öykü, korktuğu ne varsa bir bir başına gelen ama her şeye rağmen sergilediği olgun tavırla beni her defasında kendine biraz daha hayran bırakmayı başaran bir karakter.

Yollarının Cemal’le kesiştiğini Demir’e söylediğinde babasının onu korumak için verdiği tüyolar Öykü’nün başına yeni belalar getirmiş olsa da Cemal ve Öykü’nün yollarının sadece “Demir” odaklı kesişeceğini sanmıyorum. Daha önce Cemal’in “Ne o, o da mı beni tercih eder diye korktun?” sözlerinden Demir ve Cemal’in geçmişinde yatan bir aşk hikâyesi olduğunu anlamıştık. Demir’in Öykü’nün teyzesinden “Ben babası mıyım?” sorusuna aldığı cevabı da eklersek henüz bir şey söylemek için erken ama teyzenin verdiği cevap beni pek tatmin etmedi. Cemal, Öykü ve Demir üçlüsünün altını bir çizelim, oradan çok şey çıkacak derim.


Diğer taraftan babasının “Sana kimsenin zarar vermesine izin verme” sözünü fırsat bilen Öykü’nün İlayda’ya saldırışı eklenince Öykü hem kendisini hem de babasını daha da çıkmaza soktu. Canı ve canından olduğuna artık daha çok inandığı arasında savaş veren Demir, çareyi çevresindekilere zarar vermemek için kaçmakta bulsa da ilk defa bu hamlesine kızamadım. Çünkü yaşadığı acı ve pişmanlık Demir’in gözlerinden okunuyordu. Öykü de her ne kadar babasının onu terk ettiğini düşünüp artık babasını beklemediğini belirtse de her kapı çaldığında “Babam geldii!” tepkisiyle içinde hâlâ umut barındırdığını vurgulayan taraftı. Öykü, kendisini bir kez daha yetimhane yolunda bulurken bu defa diretmek yerine bunu kabullenmeyi seçmesi, artık Öykü’nün de yetimhanenin kendisi için kaçınılmaz olduğuna inandığını düşündürdü bana.

Şimdi, canı gönülden tebrik etmek istediğim Candan karakterine değinmek istiyorum biraz: Candan, geçmişinde yaptığı hataları telafi edemezdi belki ama başka bir çocuğa ablalık yaparak yeni bir hatanın oluşmasına engel olabilirdi, nitekim öyle de oldu. Hiç düşünmeden Öykü’yü evlat edinme kararını veren Candan, Seda’ya kavuşamazdı belki ama Seda’nın yerine koyabileceği bir çocuğa sahip çıkıp aynı hataya tekrar düşmemeyi tercih etti. Demir’in Öykü’yü emanet etme konusunda Candan’a niye bu kadar güvendiğini de bir kez daha anlamış olduğum bu bölüm kelimenin tam anlamıyla benim için “dolu” bir bölümdü.


Gelelim bölümün en can alıcı sahnesine: Demir’in mecburiyetten evden uzaklaşmasından sonra sığındığı sahil kenarında başına gelenler, tam da kendi gibi “bahtsız bedevinin” başına gelebilecek türdendi. Önce Cemal’den Öykü’nün yetimhaneye gönderildiğini öğrenen, sonra da bir güzel dayak yiyen Demir; bununla da yetinmeyip neyi var neyi yoksa çaldırdı! Ne yalan söyleyeyim Demir’in gözünü açar açmaz hâline aldırmadan, belki de canı pahasına Öykü’ye koşması, ona olan tüm duvarlarımın yıkılmasını sağladı. Demir, Öykü’ye koşarken kendimi “Koş Demir koooş!” diye çığlık atarken bulup heyecanıma yenik düştüğümü de itiraf etmeden geçemeyeceğim. Demir belki de hayatında ilk kez sevdiklerini yalnız bırakmak yerine, sahip çıkmayı tercih etti. Öykü’ye yetiştiği an yere yığılmasıyla birlikte gözümden akan yaşların eş zamanlı olduğuna yemin edebilirim.


Öykü’nün önce babasını süzüp sonra hesap sorması o kadar gerçekçiydi ki… Demir’e yöneltilen “Siz kimsiniz beyefendi?” sorusuna, Demir’in gözlerini Öykü’nün gözlerine dikerek verdiği “Ben Öykü’nün babasıyım!” cevabı babalık statüsünü ilk, gerçek kabullenişi oldu. Evet, Öykü’nün artık gerçek manada onu kabullenen ve isteyen bir babası vardı ve evet, Demir artık tam anlamıyla bir babaydı.

Bu hafta izlediğim bölümde adeta Beren Gökyıldız rüzgârı hâkimdi diyeceğim. Can verdiği Öykü karakteri ile birlikte ağladım, yıkıldım ve güldüm… Daha yolun çok başında olmasına rağmen Beren’in sergilediği performans yaşıtlarına ve çoğu oyuncuya taş çıkaracak cinsten, doğrusu.
Demir’in bundan sonraki hamlesinin, yaşadığını öğrendiği Öykü’nün annesini bulup ondan geçmişin belki de bu zamana kadar Öykü ile beraber olma şansının elinden alınmasının hesabını soracağına inanıyorum. Aynı zamanda Öykü’nün terk edilişinin altında yatan sebebi de kurcalayacaktır diye düşünüyorum. Candan – Demir – Murat üçlüsünün ilişkisine baktığımız zaman da Murat’ın ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın boşa kürek çektiğini görüyoruz. Candan’ı etkilemek için değil Şimşek’i almak, ağzıyla kuşta tutsa çabası boşa. Candan çoktan Demir’e doğru yelken açmaya başladı bile. Bakalım, Demir hakkında gerçekleri öğrendiğinde ne gibi sorunlarla sınanacak  Candan ve Demir’in ilişkisi.

Kadrosuna Selin Şekerci gibi yeni bir isim ekleyen Kızım, gelecek hafta yepyeni bir hikâyeye kapı açıyor ve heyecan giderek artıyor. 4. bölümü ile ekranlara gelen dizinin bu haftaki bölüm yorumunu da kalemim döndüğünce tamamlamaya çalıştım. Haftaya görüşmek üzere, sevgilerimle…

Benzer Yazılar

Write a comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.