YAZAR: Şehriban Simay DEMİR

Sevmek sevilmek bir insanın en temel ihtiyaçlarından biridir bence; hava gibi, su gibi… Biz insanlar sosyal varlıklarız. Nasıl konuşmaya, paylaşmaya muhtaçsak sevgiye de muhtacız. Ateş’in etrafındaki iki kadın da babalarının göz bebeği. Ayşen de Yasemin de Ateş’in aksine seviliyorlar. Ateş onlar gibi baba ilgisi tatmamış ve bu acıyla büyümüş bir çocuk olduğu için sadece kızgınlığını değil kırgınlığını da bize göstermeye başladı. İşte tam da bu noktada benim kendisine bir itirazım olacak.

Ateş’in bazen beni gerçekten irrite eden (Demir ile Ayşen de benimle hemfikirler gördüğüm kadarıyla) o sahte gülüşünün altı, bu bölüm artık doldu. Sevgiden ve şefkatten yoksun büyümüş ve bunun acısını en derininde hissetmiş bir genç olarak içgüdüsel şekilde yüzüne oturttuğu bir maske o. Ateş yaralarını çevresinden başarıyla  gizliyor, sadece en yakınındakiler gözlerindeki o acıyı, o yoksunluğu görebiliyorlar. O, gülüşünü ve umursamazlığını zırh olarak kullanıyor. Bu,onun kendini hayatta tutma, yaşamla mücadele şekli. Babası söz konusu olduğunda içe dönüp ani bir duygu değişimi geçirmesi,o umursamaz hallerinden eser kalmayışı geçirdiği travmanın büyüklüğünden. Kırgınlık, öfke, hayal kırıklığı, sevgisizlik ve anlam verememe gibi birçok şiddetli duygu, ruhunda çarpışıyor. İşte o zaman ben de sormak istiyorum: Madem sarsıntı bu kadar büyük, somut sonuçlarını biz neden görmüyoruz? Şimdi diyeceksiniz ki, eee daha ne yapsın o koca yalıyı ve tüm zenginliği elinin tersiyle itti. Peki, başka?Yaşama tutunmak için kendisine koyduğu bir hedef var mı?  Yahut kendini babasına kanıtlamak ve “Senin paran olmadan da yaşarım!” tepkisini haklı kılmak için yaptığı herhangi bir şey? Yok, başını sokacak bir yer bulmak dışında. Biz onun Ayşen’i etkilemeye çalışmak hariç hiçbir eylemini görmedik henüz. Onun bu yaşamdaki tek amacı “zaafımsın” dediği Ayşen’i etkilemek olamaz, olmamalı! Parası bittiğinde halasından mı alacak yahut ona hediye edilen saati tekrar mı satacak? Para kazanması, hayatta kalması ve kendi ayakları üzerinde durması gerek. Yaşadığı acı ne kadar büyükse karşılığında verdiği tepki de o derece büyük olmalı. Fakat ben bir izleyici olarak Ateş’te buna karşılık hiçbir şey görmüyorum. Babasının bahsi geçtiğinde gözlerinin dolması, canının ne denli acıdığını söylemesi dışında. Bu da bana yetmiyor. Ayşen, yaşama atılmak için okulunu bitirmeye; Demir ailesini bir arada tutmaya, Yasemin de bunca problemin arasında hayatta kalıp babasına verdiği sözü yerine getirmeye çalışırken Ateş’in bir hedefinin olmaması karakterin havada kalmasına, inandırıcılığını yitirmesine sebep oluyor. Acilen Ateş’te bir hareket görmemiz lazım ki başlangıç için ben bir kıpırtıya bile razıyım!

Ayşen, Ateş’in tutarsız sinyallerinden en çok etkilen aile bireyi. Sürekli ikilemde olduğu için duvarlarını indiremiyor, çoğunlukla mantığı galip geliyor. Ne var ki bu hayatta aklın hükmedemediği tek duygu varsa o da aşktır. Ayşen etkilemekten öteye geçerek ilk belirtileri göstermeye başladı bu bölüm. O midesinde uçuşan kelebekleri kontrol altına almaya çalışırken çok net gördük, henüz itiraf edemese de karşısındaki adama olan duyguları değişiyor. Ateş’in önce babası ile ilgili konuşması, daha sonra onu son anda sınıfta kalmaktan kurtarması Ayşen’in onun duyarlı tarafını da görmesini sağladı. Onun gerek okulda gerekse düğünde Ateş’i kıskanmaya başlaması da aslında yeni oluşmaya başlayan duygularının sağlaması gibiydi. Ayşen gibi mantıklı, olgun, sorumluluk sahibi bir kızın Ateş gibi bir adamdan hoşlanmaya başladığını kabul etmesi çok korkutucu ve endişe vericidir. Çünkü onun “ ne ayak” olduğu belli değil!  Ayşen  onun her yaptığının altında bir şey arayacak, en ufak hatasında aralarına set çekmeye devam edecek, pervane gibi “Ateş’in” etrafında dönüyor olmasından ödü kopacak ve ilk fırsatta kendisini korumaya alacaktı, öyle de yaptı. Merdivende duydukları, su yüzüne çıkan tüm iyi duyguları süpürüp Ateş’in oyunbaz ve sahtekâr yönünü tekrar hatırlattı ve o öfkeyle ailesine her şeyi söylemeye karar verdi. Ayşen’in, abisi Demir’den farklı bir yol izlemesini anlayabiliyorum. Tutarsız , umursamaz, güvenilmez bir adam, Ayşen için konfor alanının dışıdır ve aklı olan, kolay kolay oraya adım atmak istemez!

Ayşen’in  duygularını kabul etmesi kolay olmayacak doğru, Demir ise onun tam aksine evliliğin sahte olduğunu öğrendikten sonra duygularıyla yüzleşti. Yüzleşirken de bize çok eğlenceli sahneler izletti. Fevri davranmaması, asabi o çocuğa ne oldu diye beni düşündürmedi değil ama aslında Demir sabırlı biri. Başta, annesine düğün yemeği ve Ateş’in halasını çağırma fikrini söylediğinde anlam veremedim bunları neden yaptığına. Onları sıkıştırmak veya ifşa etmek için çağırdığını düşündüm ama hiçbirinin olmaması bana “Neden peki?” sorusunu sordurdu. Cevabı basitti: Demir, Yasemin’i korumak istiyor! Malum ablası Süheyla, Yasemin’i pek sevmiyor; Saadet Hanım da babasının hastalığına hiç  inanmıyor. Onun şu an zamansız atacağı bir adım Ateş’le birlikte Yasemin’i de suçlu konuma düşürüp ikisini de yakacaktı. Onu hem ailesinden korumak hem de onun suçlu olmadığını kanıtlayıp kurtarmak niyetinde olan Demir’in istediği en son şey bu. Üstelik yüreğiyle raconunu çarpıştıran Demir’in  Yasemin’le  Ateş arasında ne tür bir ilişki olduğunu çözmek için de zamana ihtiyacı var. Anlaşıldı Yasemin ve Ateş evli değiller fakat arkadaşlar mı, suç ortakları mı, amaçları ne, belli değil. Aynanın karşısında kendisine de dediği gibi “Sevgili olmadıkları ne malum?” Bu konuda Demir’in fevri davranmayıp sabır göstermesi, önce olayları çözmek istemesi onu Ayşen’den farklı kıldı ve bu noktada o da kendince haklı.

Demir artık duygularından emin, onlarla yüzleşti ve kabul etti. Fakat Yasemin daha yeni yeni onu görmeye başladı. Ateş’in Demir hakkında söyledikleri, Yasemin’in onun farkına varmasını sağladı. Neyse ki Yasemin, Ayşen’den daha şanslı bu konuda; karşısında Demir gibi  sağlam, net, ciddi, ve sorumluk sahibi bir adam var. Onun deyişiyle biraz “hırt” olabilir, ona “ bayan” demekten de bir türlü vazgeçmiyor da olabilir ama olsun biz Demir’i böyle sevdik. Bu arada Yasemin’in  Demir’ i kastederek “Ben sana mı kaldım? “ lı omuz silkişini de en kısa sürede iade etmek üzere kenara not ettim, bu da içimde kalmasın! Daha önce Yasemin için dobra, lafını esirgemeyen biri demiştim. O, bu özelliğinden dolayı normalde yalana çok uzak bir karakter ama şimdi çatı katında kalmak için yalan söyleyip duruyor. Bu durum, Yasemin’i Ateş’ten önce bir vicdan yükünün altına soktu. Ailesini hele de babasını bu konuda bahane olarak kullanması onu çok yordu ve üzdü. Yılmazlar ve mahalleli iyilik yaptıkça da o vicdanının ve yapılan iyiliklerin altında ezildi. Onun “Organize suç çetesi gibiyiz.” serzenişi ruh hâlinin tam karşılığı ve eğer her şey ortaya çıkarsa önce onun derin bir nefes alacağını söylemek abartı olmaz.

Düğünde, sonunda beklediğimiz an geldi ve Emin’le  Gülriz karşılaştılar. Bu yıllar sonra gelen karşılaşma bana eskilerde izlediğim bir filmi anımsattı: Seven Ne Yapmaz. Bir zamanlar birbirlerini çok seven ancak farklı dünyalardan oldukları için ayrılmak zorunda kalan yaralı bir çiftin hikâyesini anlatır, o büyüleyici film. Emin ve Gülriz yıllar sonra karşılaşan Hülya Koçyiğit ve Kartal Tibet hissini uyandırdılar bende. O karşılaşma anını sabırsızlıkla beklediğimi itiraf etmeliyim. Geçen hafta antikacı Emin’in yarım kalan aşkına ve bu sevdanın diğer kahramanının Gülriz olabileceğine değinmiştik, yanılmamışız. Emin ile aralarında yıllar önce yaşananlar her neyse yıkıp geçmiş belli ki. O yıkıntıdan bana asıl yansıyan Burak Tamdoğan’ın  enfes  Emin yorumu oldu. Emin – Gülriz sekansının tamamında  o oyunculuğa kalbimi bıraktım.  “Çevrene bakılırsa hiç değişmemişsin”e yüklediği acı ve sitem, sessizliğe sığdırdığı onlarca cümle, arkasını dönüp giderken tek bir gözyaşı damlası dökmemesine rağmen haykıra haykıra içine ağlayan ifadesi beni mest etti. Ne diyebilirim yüreğine,emeğine sağlık Burak Tamdoğan.

Asaf Bey “yıllar önce seni nasıl dizimin dibinde oturttuysam Ateş’i de oturtacağım” dediğine ve düğünü bastığına göre artık kartlar açılmaya başlıyor demektir. Ateş şimdilik sadece dilinde Emin’i baba olarak benimsemiş görünüyor. Belki kalbi “baba” dedirtti, belki aklı onu seçti bilemiyoruz amababa” repliğinin bize boşuna verilmediğini zannediyorum.

Ben yine bir sahnesinde beni fena hâlde çarpan rejiye değinmeden yazımı bitiremeyeceğim sanırım. Gece sekanslarındaki sarı , turuncu, kırmızı baskın sahnelere zaten bitiyorum, bu bölüm de değişen bir şey olmadı yine vuruldum; amma asıl çarpıldığım sahne rejinin Perihan’ı camdan yansımalı olarak verdiği dükkân sahnesi oldu. Kamera dükkânın içine alınmış ve sahne olabildiğince derinleşmişken yolda çocukları uğurlayan Perihan’ı ters ikizlemeyle hem gerçekte hem de camdaki yansımada görmek müthişti. Düşünenlerin emeklerine sağlık. Ancak bir de “keşke”m var!  Ayşen, kelebekleriyle mücadele ettiği o harika monologda keşke kendini tokatlamadan anlatabilseydi duygularını! O Demir’e özel bir eylem ve öyle de kalmalı bence.

Ayşen’in de Demir’in de önünde bir  engel yok artık. Duygularıyla baş başalar. Ortaklarsa sahte bir evliliğin gerçek düğününü yaptılar. Asaf Bey’in düğünü basması birçok şeyi değiştirecek gibi duruyor. Ama ben en çok Yeşilçam klasiği bir Yaşar Usta repliği gelir mi onu merak ediyorum doğrusu.

Haftaya görüşmek üzere…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.