Yazar: Ayşe KUTLUHAN

Mert’in bulunmasıyla kapattığımız geçen haftaki bölümü, bol gözyaşıyla yeniden açtık bu hafta. Derin bir oh çekiyorduk ki Mert’in Azra’ya olan kızgınlığına, kırgınlığına ve tabii ki de hırçınlığına şahit olduk. Muhtemelen herkesin Mert’ten beklediği de buydu. Neticede Azra’nın onu terk ettiğini ve sevmediğini düşünerek uzun ve zorlu bir süreç geçirdi. Haddinden fazla kırgın ve haddinden fazla öfkeliydi, Azra’ya. Arda’nın da dediği gibi Mert çok özel bir çocuktu ve yaşadıklarını kolay kolay atlatacak gibi görünmüyordu.

Azra, babasını kaybettikten sonra Mert’le ilgili iki zorlu sınav geçirdi: Birincisi Mert’in kaybolması, ikincisiyse bulduktan sonra Mert’in onu istememesi oldu. Her ikisinde de yanında olan ve ona tüm kızgınlıklarına rağmen destek veren hep Cenk oldu. Bu süreçte Cenk, içinde biriktirdiği öfke ve kalbinde taşıdığı sevdayla savaşırken bir taraftan da için için Arza’ya çare olmaya çalıştı hep. Savaşta galip gelen taraf kalbi olduğunda yenilgisini rafa kaldırıp her şeye rağmen Azra’ya teslim olmayı seçti. Azra’nın da dediği gibi Cenk, ona yarım kalan hayallerini vermekle yetinmedi kaybettiğini de hiç beklemediği bir anda bulup avuçlarının içine bırakıverdi. Gözlerinin içine bakıp  ‘’Bana güveniyor musun?’’ diyen Cenk’e onay verirken bir yandan da düştüğü boşluktan sonra ilk kez birisine güvenip sırtını yaslamanın verdiği rahatlığa sığındı.  Kırgınlıkları için birbirlerine haykırırken sevdalarına karşı sessiz kalmayı tercih ettiler, çoğu zaman.

‘’Seni Seviyorum’’ iki kelime, altı hece, küçük ama anlamı çok büyük bir cümle. Bazen bir bakışınla dile getirmeye çalışırsın, bazen de sadece o sözü duyma ihtiyacı hissedersin.   ‘’Az sözle çok şey anlatacaksın. Seni seviyorum diyeceksin sadece ama öyle her zaman değil, yalnızca hissettiğinde.’’ demiş Turgut Uyar.  Cenk de Azra’nın en ihtiyaç duyduğu anda ve kendi kalbini en iyi dinlediği anında deyivermişti Azra’ya onu sevdiğini. Muhtemelen en son babasından duyduğu bu anlamlı cümleyi, Cenk’ten duymak ona yeni bir umut bahşetmişti. Azra’nın Cenk’e bakan o ışıltılı gözlerinde bunu görmek mümkündü.  Azra ve Cenk arasında adeta bir aşk ateşkesi imzalandı. Tahminimce bu ateşkes, Cenk’in Azra ve Feride Hanım’ın kendi aralarında yaptığı anlaşmayı öğrenmesine kadar huzurlu bir şekilde devam edecek. Ancak Cenk bu planı öğrendiğinde işlerin yeniden karışacağına ve Cenk’in Azra’ya yeniden cephe alacağından hiç şüphem yok. Güvenin yeniden sarsılması ve kalplerin yeniden buz tutması mümkün. Ne dedi Cenk mutfakta Azra’yı teselli ederken: ‘’Sen benden anneannemi aldın, mirasımı aldın ama ben yine de vazgeçemedim senden.’’ Cenk’in Azra’dan vazgeçmesi mümkün değil tabii ki.

Azra ve Cenk’i biraz kenara koyacak olursak bu bölümde beni etkileyen en büyük olay: Fatma’nın evlat eksikliği ve özlemiydi. En başından beri asla kızıp yargılayamadığım bir karakter nedense, Fatma. Belki de annelik içgüdüsünün verdiği bir duyguyla içinde bulunduğu durumu kendimle özdeşleştirdim. Evladını kaybetmiş ve yıllarca tedavi görmüş bir annenin –ki evladının ölümüne çok acı bir şekilde kendi sebep olmuş-  ormanın kuytu bir köşesinde bulduğu yaralı bir çocuğu, kendi evladının yerine koyuşunu seyrettik haftalardır. Azra’nın canının yanmasının yanında Fatma’nın –bana göre- masumane bencilliğine şahit oldu. Evet, sağlıklı bir kadın değildi belki ama sahilde çocuğu toprakla ellerini kirletiyor diye haddinden fazla sert çıkışan, dövmeye yeltenen bir anneye annelik dersi verebilecek kadar da aklı başındaydı, Fatma’nın. Ben Fatma ve Mert’in hikâyesinin burada bitmeyeceğine inanıyorum. ‘’Fatma, Mert’i seviyor.’’ diyen Mert’ten bunu anlamış olduk. Müthiş bir sahneydi bana göre bu sahne ve Mert’siz kaldıktan sonra Fatma’nın yaşadığı ve bana sonuna kadar geçirdiği bütün sahneler. Kendi kızıma sürekli dile getirdiğim ve en sevdiği slogandır ‘’Kirlenmek güzeldir.’’ cümlesi. Bırakın, çocuklarınız kirlensin! Bırakın, çocuklarınız çocukluğunu yaşasın. Kirlenmiş bir vücut, iki avuç suya bakar temizlenmek için. Ama çocukluğunu yaşamamış bir çocuğu kaybetmenin ardından söylediğin ‘’keşke’’lerin geri dönüşü mümkün değildir.

İçimi parçalayan bir diğer sahne de Melis’in Azra’ya olan isyanıydı. Çok fazla eksik kalmış genç bir kadın aslında Melis. Düştüğü boşlukta, hiç sorgulamadan Efkan’a sarılmış, ona karşı hissettiği duygular tartışılır açıkçası. Zira gerçekler ortaya çıktığında onu yıkan Efkan’ın ona yalan söylemesinden ziyade, Azra karşısında yenik düşmesiydi. Bariz bir Azra kıskançlığı mevcut Melis’te şu anda. Haklı mı? Kendine göre gayet de haklı. Evin iki erkeğinin arasından sıyrılıp evin sevilip şımartılan ve her şeyden önce güvenilen cici kızı olmayı başaramamış bir türlü. Ancak sonradan gelen Azra, damdan düşer gibi en kıymetli olup çıkıvermiş ortaya. Yaşları birbirine yakın iki genç kadın, Azra ve Melis: Ve doğal olarak ciddi anlamda Azra’nın henüz bilmediği bir rekabet var ortada, Melis tarafından bakınca.

Efkan’ın gerçek yüzünü görenin Azra olması, onu bir hayli üzüp incitse de çırpındığı yerde yine onun kollarına sığınıp içini akıttı, gözyaşlarıyla. Melis, Azra’ya karşı duvarlarını yıktığı anda çok iyi arkadaş olacaklarından hiç şüphem yok. Arda’nın Azra’ya olan tutumu belli, zaten. Ona tamamen iyi niyetiyle, ön yargısız yaklaşması Arda’nın kalbinin temizliğini seriyor ortaya. Mert’le aralarında oluşan bağsa Azra ile ilişkilerini daha da güçlendirecek belli ki.

Sumru Azmi’nin yardımıyla Mert üzerinden kurduğu planı kusursuz işletti ve neticede kazanan taraf  oldu. Böyle giderse masum anne pozlarıyla Mert’i ikna edip Azra’ya gitmesini sağlayan taraf da o olacak gibi. Olsun. Aklasın kendini ki bundan yana şüphem yoktu zaten. Ben Sumru’nun Mert’e olan sevgisinden şüphe duymadığımı daha önce de dile getirmiştim. Ancak geçmişten gelen eski eşten de anladığımız üzere hep bir savaş vermiş Sumru. Hayatı hep kendini korumaya ve güvende tutmaya çalışmakla geçmiş. Bu uğurda değer verse de Mert’i harcamaktan kaçınmadı. Kalbinde Mert ve Azra’dan daha zorlu bir olay bekliyor onu şu anda: Kocası. Sumru’yu Azra’dan da daha çok zorlayacak, hatta belki de kızından bile edecek bir tehlike benim nazarımda. Geçmiş olsun.

(Mutfak bateri ekibi sizce de dehşet güzel değil mi?)

Genel Notlarım:

  • Kadir, güçlü bir şekilde öykünün içinde yerini almış bulunmakta. Yaptığı planla Cenk’in hayatına sızıp onda minnet duygusu oluşturma peşinde belli ki. Mezarlık sahnesinin arka planında Kadir’in olduğunu düşünüyorum. Kurtaran da o olacak muhtemelen. Bir şekilde Melis’in hayatına sızacağını az çok tahmin etmiştik zaten. Efkan’ın kurduğu planı öğrendikten sonra boşlukta kalan Melis, Kadir’le kendini teselli etmeye gidecek anlaşılan. Tahminimce kendi kazdığı kuyuya kendi düşüp Melis’e âşık olan bir Kadir izleyeceğiz, bir süre sonra. Ancak Melis yeniden bir plana kurban olduğunu öğrendiğinde düşeceği girdaptan nasıl çıkar, pek kestiremiyorum. Bu onu haddinden fazla etkileyecektir. Ah be Kadir! Öfkeyle kalktın, tam gaz çok ağır yıkımlarla oturacaksın belli ki. Şimdiden geçmiş olsun.
  • Ceyda ve Arda’nın tatlı ilişkisinden bahsetmek istiyorum biraz: O kadar neşeli, o kadar birbirini tamamlayan bir çift ki enerjilerini fazlasıyla hissedebiliyorum. Feride Hanım’ın Ceyda’nın babasını bulması ve babasının Ceyda’yı araması çok özel bir olaydı. Sahilde bankta birbirine sarılan Arda ve Ceyda’ya kalbimi bırakayım o vakit. Çok ama çok muhteşemsiniz gençler.
  • Mert, Arda ve Cenk’in mutfakta kaşıklarla bateri ritmi tutmasına ne demeli peki? Ben bu kadar güzel bir görsel şölen görmedim açıkçası. Evin erkekleri tek kelimeyle müthiş! Defalarca seyretmeye değer.
  • Yetimhane müdiresine bir sesleneyim buradan: Öyle kafana buyruk araştırmadan sormadan devletin yurduna sen kalkıp bir anne ve çocuk alamazsın! Arayacağın ilk yer, polis olmalıydı. Gönlüm, bunun cezasını almandan yana.
  • ‘’Mert’in bulunmasına sevinen Serap’ın kalbi varmış.’’ demeyeceğim, zira kalbi olduğuna eminim zaten. Kendince otorite kurmaya çalışan, çocuklarını korumayı amaçlayan bir anne neticede. İnsanları tanımada kusurlu belki ama gerçekler gün yüzüne çıktığında, Azra karşısında çok fazla mahcup olacağına eminim açıkçası.
  • Hiç sevmediğim ve ortaya atıp eleştirmekten asla kaçınmadığım şeydir kurguda mantık hatası ve sevgili senaristlerimizin yazdıklarını unutması. Biz, dizinin ilk bölümlerinde Sumru’nun Azra’ya ‘’Belki de artık Mert’in onun öz annesi olmadığımı bilmesi gerekir.’’ dediğini biliyoruz. Bunu biz izledik. Kendi kulaklarımızla duyduk, ancak bu bölüm amaçsızca Sumru için ‘’üvey anne’’ vurgusu fazlasıyla yapıldı; üstelik Mert’in yanında. Mert bu gerçeği ne zaman öğrendi ve kabullendi, merak içerisindeyim.

Feride Hanım’ın Mert’in önceden aslında nerede kaldığını öğrenmesiyle kapattık bölümü. Gerçekler nasıl ve ne kadar ortaya çıkar? Ben hala ucunun Sumru’ya dokunmayacağına inanıyorum. Biraz hüzün, biraz aşk kokan bir bölüm izledik. Bölümde emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.

Sevgiyle kalın.

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.