Yazar: TUĞÇE YELİZ

Öykü ile ilgili tüm gerçekleri öğrenen Demir’le noktalamıştık son bölümü. Geride kalan hafta onun için de Öykü için de yeni bir dönüm noktasıydı. İtiraf etmeliyim ki bu hastalık meselesinin kesin olarak gün yüzüne çıkmış olması bana, derin bir “oh!” dedirtti.

Demir’in Öykü’ye okuduğu – onun deyimiyle  – “sarı kafalı çocuk”  kitabı kendini sorgulamasına sebep oldu. Ben, bu satırları Demir ve Öykü’ye uyarlayarak ele alacağım. Kitapta geçen,

“İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.” “Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens. “İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun!” “Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens…”

sözlerine özellikle dikkat çekmek istiyorum. Demir’in herkese karşı koruduğu duvarın kızı söz konusu olunca yerle bir oluşuna defalarca şahit olmuştuk. Bu duvarların yok oluşundaki en kuvvetli etken hiç şüphesiz, Öykü’nün babasına kimsenin bakmayı başaramayacağı bir gözle bakıp içinde yatan güzellikleri görebilmesiydi. Demir, Öykü’yü; Öykü de Demir’i evcilleştirdi. Birbirlerine sabırla, emek vererek bağlandılar. Ben bu satırlarla izlediğimiz hikâyeyi birbirine çok bağdaştırdım. Tam da tilkinin, küçük prense söylediği gibi, Demir de kendi gülünden – – – kızından – sorumluydu. Nitekim, bu sorumluluğun altından ilk hamlesinde alnının akıyla kalkmayı da başardı.

Onu izlerken yaptıklarına hayran olmamak çok güç doğrusu. “Güçlü ol! Sen onun babasısın” sözlerinin ağırlığı altında ezilen Demir’i bir türlü atlatamıyorum. Kızını kendi gözünden sakınacak kadar koruma iç güdüsüne bürünen, o üzülmesin diye bir dediğini ikiletmeyen bir babaya dönüşmesine “Ben böyle yürek görmedim!”demek istiyorum. Öykü, botlarına takılıp yere kapaklandığı an, babasının içine düşen yürek yangınını, kendi yüreğimde hissettim sanki. Evet, bu kez ikisi de şanslıydı; korkulan olmadı ama bu sahne, ileride bizi ne denli duygusal sahnelerin beklediğinin habercisiydi.

Düşünceler içinde boğulan Öykü’nün, öğretmeninin tavsiyesi üzerine günlüğüne yazdıkları içimi burktu desem yeridir. Sekiz yaşında küçük bir kız çocuğu olmasına rağmen sırtlanmaya çalıştığı büyük yükler, Öykü karakterine olan hayranlığımı her seferinde daha da arttırıyor. Onun gibi savaşçı bir insanın böylesine bir derde pabuç bırakacağına inanmak istemesem de hastalığının hızla ilerleyişi içimi ürpertiyor. İlk sıraya kendinden önce babasını koyması; o incinmesin, zorda kalmasın diye sulu boya ihtiyacını dahi söyleyememesi ve Demir’in her şeyi öğrendiğini kızına hissettirmemeye çalışması eş değer hareketler benim nazarımda. İkisi de birbirinden habersiz, birbiri için uğraş veriyor.

Kızının yazdığı günlüğü okuyan Demir’in Öykü’nün satırlarının ağırlığıyla paramparça olduğu aşikârdı ve kuşkusuz en can alıcı sahnelerdendi, bu.

Artık dürüst olmayı seçen Demir’in ağzından, Öykü’nün yaşadığı ikileme son vermek için dökülüverdi bu kez yalanlar. Onu zengin olduklarına inandırarak hem kızının gözünde, gururunu tamir etmeyi hem de ona bakabileceği güvencesini vermeyi amaçlayan Demir, yalancı bir telefonla zengindi artık. Bu haberi aldıktan sonra Öykü’nün omuzlarından kocaman bir yük kalktığı gözle görülür cinstendi. Tüm bunların aksine Demir’i taktir ettiğim ve zekâsına hayran olduğum bambaşka bir nokta daha var: Cemal’in planlarını alt üst etmesi. O, bu hamlesiyle beni şaşırtmadı açıkçası. Demir gibi akıllı bir adamın böylesi basit bir oyunu anlayabileceğinden kuşkum yoktu.

Candan ve Demir’in konuşmalarını fırsat bilerek soluğu onların yanında alan Cemal, Demir’e yapabileceklerini göstermeyi hedeflerken kendi kazdığı kuyuya düşmekten kaçamadı. Onun, Uğur ve Demir’den almak istediği intikamın altındaki tek sebebin “Asu” olduğuna şahit olduk bu bölüm. Daha önce de bu öfkenin asıl amacının Asu olduğunu tahmin etmiştim ancak onun bu üçlüyü ihbar edip Cemal’i yakalatan asıl kişi olduğunu tahmin etmezdim. Onun bu hareketinden geçmişinde Cemal’i, Demir ve kendisi arasında engel gördüğü sonucunu çıkarıyorum. Asu, sandığımızdan çok daha kuvvetli bağlarla bağlıymış demek ki Demir’e. Öyle ya da böyle Asu için hazırlanan intikam planı, önce Uğur’un sakarlıklarıyla daha sonra Demir’in atmaca gözlülüğü ve zekâsıyla suya düştü.

Demir’in tekrar dolandırıcılığa başvurmaması bana sürpriz olmadı. Daha önce de önce bu yola başvurmayı düşüneceğini ama o yolun yolcusu olmayacağını, içindeki şüphenin altını kazıyacağını vurgulamıştım. Uyanıklıkla hem daha önce kaptırdıkları dükkân parasına hem de yem olarak verilen kitabın parasına kavuştular. Demir’in çaresizlik içinde söylediği yalan da böylece gerçek oluverdi. Elde edilen parayla önce Öykü’ye ilaç alan daha sonra tüm isteklerini yerine getiren Demir, kızının gönlüne bir kez daha hiç yıkılmayacak bir taht kurdu. Babasının çabası vitamin niyetine yuttuğu ilaçlardan daha çok etki etti, Öykü’ye şüphesiz.  Baba – kız cephesinde her şey yoluna girmiş görünürken Candan’ın yüzleştiği Öykü’nün hastalığı, onu darmadağın etmeye yetti. Öykü’yü kaybettiği kardeşinin yerine koyarak acısını dindiren Candan, kaybetme korkusunu tekrar tadınca dünyası başına yıkıldı. Ona iyi geldiğini iddia ettiği baba – kız ikilisiyle adeta saklambaç oynaması, onlar için akıttığı göz yaşı içimi titretti. Geçmişinde yaşadığı duyguların nüksetmesiyle köşeye sıkışan Candan, her ne kadar her şeyi ardında bırakıp gitmeye karar vermiş olsa da bu zorlu süreçte Demir ve Öykü’yü bir başlarına bırakamayacağından eminim. Candan, vedalaşmak üzere gittiği yeni evlerinden daha Demir’le karşılaştığı ilk anda onları bırakıp bir yere gidemeyeceğini anlamış olacak ki koşar adımlarla Öykü’yü dahi görmeden ayrıldı oradan. Candan ablasının aldığı gitme kararından haberi olmayan Öykü, yeni hayatına açılan o kapıdan koşar adımlarla girdi içeri. Çok istediği eve kavuşmuş olması onu dünyanın en mutlu insanı yaptı. Başta evdeki çöpe dahi dokunma yetkisi olmayan Öykü’nün artık benim diyebileceği bir odası ve evi vardı. Tam her şey yolundaydı ki Asu, Cemal’in bir diğer hamlesine dahil olarak biraz da onu terk eden babasının mirasına konmak amacıyla çalıverdi Demir’in kapısını.

Görünen o ki uzun zamandır beklediğim yüzleşmenin vakti geldi. Bu noktadan itibaren hem Asu’nun geçmişine hem de Demir ve Cemal’in eski anılarına değinilerek  hikâyeye yeni bir heyecan katılacaktır. Asu’nun geçmişi her geçen bölüm merakımı daha da arttırıyor doğrusu. Kızını sekiz yıl sonra ilk kez gören Asu ve yıllar sonra onunla karşılaşan Demir ne tepki verecek şimdilik muamma ama Öykü’yü babasından annesi dahil kimse koparamayacaktır.

Yazan, çeken, oynayan, emek veren herkesin emeklerine sağlık. Haftaya görüşmek üzere…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.