Yazar: Sinem ÖZCAN

Geçen haftanın duygu yüklü romantik havası, bölümün başında bizi yeniden büyülese de Aslı ve Ferhat’ın Emirhan malikânesine dönüşleriyle biz de aksiyon dolu hayata küt diye iniverdik. Çiçeğin içinde dinleme cihazı bulunduğunu ve Azat Baba’nın duruma el koyacağını öngörmüş olsam da iyice köşeye sıkışan Cüneyt’in kendini kurtarmak adına her şeyi göze alıp Aslı’ya zarar vermeye kalkışacağını tahmin edememişim.

Bütün vasat beyinler gibi Cüneyt de ince detayların ve stratejilerin adamı değil ama kurnaz olduğu da su götürmez. Köşeye sıkıştıkça da anlık ama zarar verici hamleler yapıyor. Kabul etmek lazım ki Aslı’nın yanında Özgür’ü de kaçırmak sağlam hareketti. Gerçi benim algılayabildiğim asıl plan Özgür için ailesinden fidye istemek ve bu arada Aslı’nın da kafasına sıkmaktı. Sonra ne değişti, nasıl değişti; kaçırdım herhalde ve Özgür’e karşılık fidye istenirken Aslı serbest bırakıldı. Eğer orada benim izleyici gözümden ya da algımdan kaçan bir durum söz konusu değilse o karmaşanın bir boşluk yarattığını da söylemem gerek.

Cüneyt ve Namık şimdilik kazanmış görünüyorlar. Cüneyt hayatını kurtarırken Namık’ın, tam da dediği gibi, parmağını bile oynatmadan önüne Yiğit’i yerle bir etme fırsatı sunuldu. Bir insan için, kuşkusuz, en ağır olan; evladıyla sınanmaktır. Belli ki bin bir güçlükle okumuş, ömrü boyunca ilkeleri için yaşamış, şerefini her şeyin ötesinde tutmuş hatta bu yüzden ailesinden kopmuş; dürüst, onurlu, kendi hâlinde bir adam Yiğit. Hayattaki tek şanssızlığı yolunun Namık Emirhan’la bir zamanlar kesişmiş olması. Savcı olduktan sonra mesleğini ona karşı kullanmaya, “Dayım hatta abim bile olsa suça alet olmam, gereğini yaparım!” duygusuyla onlarla savaşmaya çalışan Yiğit, en olmayacak yerden vuruldu.

Namık Emirhan’ın elini öpmek zorunda kalan Savcı Yiğit Aslan’ı izlerken kelimenin tam anlamıyla kahroldum. Ama evlat bu! Her şeyinizi feda edebileceğiniz tek varlık… O sahneyi izleyen hiç kimsenin “Namık’a boyun eğmeseydi ya!” diyebildiğini sanmıyorum. Hepimiz aynı durumda o eli, kendimize lanet ederek öperdik. Yiğit’in o acıyla bahçedeki tiradını gözlerim yaşla ve hayranlıkla dolu izledim. Her şeyin üstünde tuttuğunuz şerefiniz iki paralık olunca varacağınız nokta da psikolojiniz de tam olarak budur. (Deniz Celiloğlu’nun,bu sahnedeki performansını da yürekten alkışlıyorum.)

Evladını kurtarmak adına kendine ihanet eden adamın bir sonraki hamlesi bu ağır yüke dayanamayıp silahını şakağına dayamaktır. Eğer Özgür’ün kurtarılması sırasında yaşananlar olmasaydı muhtemelen Yiğit’in bu ikilemini yaşayacaktık. Hoş, ben yine de silahı şakağa dayama olmasa da derin bir depresyon beklemiyor değilim, Yiğit’ten.

Özgür ve Aslı’nın kaçırılmasının en dramatik sonucu Cem’in vurulması oldu, elbette. Evin önüne gelip Aslı’ya “Bin arabaya, gidelim!” diyen Cem’i görünce patlayacak silahın hedefinin Cem olacağı benim için aşikâr oldu. Ferhat’la konuşmasından sonuç alamayan Cem, son bir gayretle kardeşini ikna etmeye geldi. Oysa bana göre Aslı’nın argümanı çok sağlamdı: “Mesleğine âşık bir polis olarak sen, bana aynı endişeyi yaşatmadın mı? Benim abim bir kör kurşuna hedef olur mu, bu akşam eve sağ salim döner mi endişesi yaşamadım mı ben? Ama ben sana hiçbir zaman aşkından vazgeç, ben senin hayatın için endişe ediyorum demedim.” diyen Aslı, verilebilecek en doğru tepkiyi vermiş ve Cem’i mantığa davet etmişti. Cem’in onun söylediklerini hiçe sayıp anlamsızca “Bu da senin meslek aşkın mı?” diye alaya alışı bende “Bunun başına bir görünecek var!” duygusu uyandırdı.

Aslına bakarsanız, Ferhat’la yaptığı konuşmadan sonra Cem’in dizide işlevi tamamlanmıştı. Öykünün gelişimine bir katkısı kalmamıştı. Bundan sonra aksiyonlara anlamsızca katılan boş bir kimlik olmaktan öteye geçmeyecekti. Oysa Cem’in ölümünün öyküye katacakları var. O katkıya geçmeden önce dikkatimi çeken bir detayda biraz oyalanmak istiyorum.

Bütün iyi işlenmiş öykülerde zaman zaman okurun ya da izleyenin önüne, onun olayı çözmesini kolaylayacak ekmek kırıntıları bırakılır. Erkan Birgören kalemi, detaycı bir kalem ve bunu zaman zaman yapıyor. Geçen hafta, eve gönderilen çiçek böyle bir ekmek kırıntısıydı zannımca. Bu hafta da bir benzeri geldi, bana sorarsanız. Aslı’yı serbest bırakmak üzere arabaya bindirdiklerinde Cüneyt, elindeki şeker kutusuyla oynayıp duruyordu. Kutunun kapağını açıp kapayarak ritmik bir ses çıkarıyordu. Eğer Cüneyt bunu ilerleyen bölümlerde bir tik gibi farkında olmadan Aslı’nın yanında tekrarlarsa Aslı bunu mutlaka hatırlayacak ve bu kaçırılma işinin ardındaki isimlerin Cüneyt ve Namık Emirhan olduğu, böylelikle açığa çıkacak diye düşünüyorum.

Geçen hafta Aslı ve Ferhat’ı taş evde yarım kalan hikâyelerini tamamlamak üzere bırakmıştık. Kaçmaktan vazgeçen Ferhat’ın içinden, Aslı’nın iyileştirici elinin yardımıyla 12 yaşında yüreğine kilitlediği masum Ferhat, yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. Bölümün başında da biz yine o Ferhat’ı doya doya izledik.

Aslı’nın artık açıkça dillendirdiği “Seni seviyorum!” cümlesi büyülü etkisini iyiden iyiye gösterdi ve Ferhat, duygusal anlamda büyük bir evrim geçirdi. Aslı’nın “Sen çirkin değilsin, yanlış aynalara bakmışsın. Bundan sonra sen, bana bak; ben yanlış göstermem.” cümlesi Ferhat için “Seni seviyorum!” dan çok daha önemli armağan… Çünkü neler barındırmıyor ki içinde? “Ben senin gerçek yüzünü görüyorum” müjdesi, “Senin pusulan benim! Bana güven” garantisi, “Bundan böyle hep yanındayım, yalnız değilsin!” güveni ve bence hepsinden öte “Kimse seni benim gözümle göremez!” iddiası var. Ferhat gibi hayat korkağı bir adam için bir pusulaya sahip olmak nedir, biliyor musunuz? Artık, bu hayatta hiç kaybolmama garantisi demek… Ferhat gibi kendini sevmeyen bir adam için “Sen çirkin değilsin!” yargısı, sevilebilir olduğunun kanıtı demek. Hele o “Bundan sonra…” vurgusu yok mu? İşte o, bütün geleceğin anahtarı demek… Bir daha asla karanlığa sığınmasına gerek olmaması demek…

Ferhat, konuşamıyor doğru ama Ferhat çok iyi anlıyor… Her bakışı, her dokunuşu ve her sözü çok iyi anlıyor, o. Aslı’yı da onun sevgisini de kendisine yapmak istediklerini de tam anlamıyla sezdi, algıladı ve aldı, kabul etti. Niye mi?

Aslı’nın “İkimiz iyiyiz biz ya, insanlar karışınca aramıza kötü oluyoruz.” cümlesini doğrularcasına eve döndükleri andan itibaren kendilerini kaosun içinde buldular. Aslında hepimiz biliyoruz, Emirhan malikânesinin rutini bu… O rutinin içindeki Ferhat’ı da çok iyi biliyoruz. Asar, keser; tehdit eder, haykırır, döver, söver. Oysa bu kez karşımızdaki Ferhat’ı bir mikroskop altına yatıralım mı?

Eve geldiklerinde Handan; Gülsüm ve Abidin’in evlendiği bombasını patlattı ve tozun dumana katılmasını keyifle izlemek için arkasına yaslandı. Amaaaa bomba patlamadı. Aksine biz, nikâh fotoğraflarına bakıp gözleri dolan ve “Benim kardeşim prensestir!” diyen bir Ferhat Aslan gördük. Belki ev ahalisi o duygusal Ferhat’ı göremedi ama sadece teyzesinin oğlu değil en sadık dostlarından biri olan Abidin buna birebir şahit oldu.

Cem, Aslı’yı almak üzere geldi kapıya. Abi – kardeşin söz düellosunu izlerken dikkat ettiniz mi bilmem ama arabaya yaslanmış olup biteni sessizce izleyen Ferhat Aslan’ı seyrettik. Oysa  “Kimse benim karıma cart curt edemez.” deyip başhekimin odasını basan, adamın ödünü patlatan Ferhat’a alışkınız biz. Bu defa konunun odağında kendisi olduğu hâlde geri çekilen, Aslı’nın olayı kendince çözmesini bekleyen, hiç tepki göstermeyen bir adam gördük.

Veee Ferhat Aslan, saygıyı öğrendi!

Özgür’ün kaçırıldığını öğrendiğinde perişan olan Yiğit’e odasında sımsıkı sarılan bir ağabey gördük bu defa. Üstüne üstlük “Sakin duruyorsam umursamadığımdan değil…” diyen, yani kendini açıklama gereği hisseden bir Ferhat’la tanıştık.

Ama o değişimi en canlı, en çarpıcı veren yer neresi biliyor musunuz? Yiğit, Namık’ın elini öpmek zorunda kalmış o acı ve utançla bahçede içini döküyordu. Namık’ın parayı nasıl ve ne karşılığında verdiğini duyan Ferhat, bir anda çılgına döndü ve bir hışım dayısına hesap sormak için eve yöneldi. Öfkeyle iki adım attı ve olduğu yerde kalakaldı. Ben o an zihnimde flashback yaşamaya başladım. Geçen bölümde Aslı’nın “Onların senin öfkene, kinine değil sevgine ihtiyaçları var. Gülsüm’ün saçını okşa; “Savcı Bey” değil “canım kardeşim” de…” diye başlayan o çok şiddetli ve her biri balyoz gibi Ferhat’ın beynine inen cümlelerini tek tek hatırladım ve sanki benimle birlikte Ferhat’ın beyninde de aynı cümleler yankılandı. Yavaşça geriye dönüp gidip kardeşine sarılmak istedi, Yiğit’in karşı koymasına karşın da sarıldı. Hem de sımsıkı sarıldı. Sol eli öfkeden yumruk olmuştu ama o, öfkesini yenip kardeşini bağrına basmayı bildi.

Veee Ferhat Aslan, sevgiyi göstermeyi öğrendi.

On iki yaşındayken kaybolduğu dünyadan kurtulmak için bir pusula buldu Ferhat ve onu avcuna alıp çıkışı bulmaya çalışıyor. Bana sorarsanız aşması gereken iki engel var: İlki “Yeter” olarak gördüğü kadının annesi olduğu gerçeğiyle yüzleşmesi… Bunun Namık Emirhan ve Azat Dağıstanlı’ya bağlı olduğunu düşünüyorum ve sanırım daha vakti var ama ikincisi geldi karşısına dikildi. Ferhat, artık sadece sevmeyi, sevgiyi göstermeyi değil; sevdiğine koltuk değneği olmayı da öğrenmeli.

Gözünün önünde ölen babasından sonra Aslı ikinci kez, bir sevdiğinin ölümüne tanıklık etmek zorunda kaldı. Doktor Aslı; ailesinden kalan son parçayı, ona babalık, ağabeylik ve arkadaşlık eden Cem’i kurtaramadı. Onun kolları arasından yitip gitti Cem. Aslı’nın hayatta artık Ferhat’tan başka kimsesi yok. Çok ağır bir darbe aldı. Bana sorarsanız Ferhat’ın bir sonraki sınavı tam da burada başlıyor.

Cem’in ölümü, Aslı’nın “Benim abim bir kör kurşuna hedef olur mu?” kaygısını doğruladı. Biz o kör kurşunun Cüneyt’in silahından çıktığını bilsek de bu, çok önemli değil. Önemli olan abisinin âşık olduğu mesleğini yaparken ölmesi. Aslı, bu aşka saygı duydu ama o aşk, abisini ondan aldı. Bunun için Ferhat’ı suçlayacak durumda değil çünkü abisi işini yaparken öldü. Aslı’nın Ferhat’tan bile isteye uzaklaşacağına ihtimal vermiyorum bu yüzden ama herkesin acıyı yaşayışı farklıdır. İçine kaçabilir, her şeyi anlamsız bulabilir, vicdan azabı duyabilir hatta Ferhat’tan ayrılmaya yanaşmadığı için bunun ona bir ceza olduğunu bile düşünebilir. Aslı tam anlamıyla yıkılıp yere düştü. Ferhat’ın onu ayağa kaldırıp yeniden yürümesine destek olması gerekiyor.

Cem’in vurulduğunu gördüğü anda onun ölmek üzere olduğunu anladı Ferhat. Aslı’yı abisinin başında bırakıp geri çekilmesi de onun acısını görmeye dayanamadığından… Bu arada o sahnenin duygusuna bayıldığımı da söylemeliyim. Daha önce Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol sahnelerinin uyumunu çok başarılı bulduğumu söylemiştim. Final sahnesinde bir kez daha kanım güçlendi. Duygusal yoğunluğu fazla yerlerde sahne hakimiyeti kimdeyse o yükselirken diğeri, adımını hafif geri çekip duyguyu pekiştirmekle yetiniyor. Bu kez Birce Akalay’ın enfes bir performansı vardı, sahneyi elinde çevirip duruyordu. O yükseldikçe benim gözlerim İbrahim Çelikkol’u takip etti. İletmesi gereken duyguyu (Aslı’nın acı çekmesine engel olamamanın ağırlığı) çok net geçiriyor ama asla lüzumsuz hareket yapıp rol çalmıyordu. Kendini geriye almış ama sıfırlamamıştı. Yüreğimiz Aslı’nın acısıyla dağlanırken bizim duygumuza tercümanlık ediyordu sadece. Birce Akalay’ın oyunculuğuna bir cila çekip etkiyi artırıyordu ama kendini ortaya sermiyordu.

“Bende kal abi, bende kal!” çırpınışıyla helak olan Aslı’da Birce Akalay’ı izlerken bütün yüreğimle alkışladım onu. Her detayıyla çok ince işlenmiş, çok doğru canlandırılmış bir sahneydi. Yazan, çeken ve yansıtanların yüreklerine sağlık.

Yazının başlarında “Cem’in öyküde işlevi kalmamıştı ama ölümü katkı sağlayacak.” dedim. Katkısı olay örgüsünü ilerletmekten çok Aslı ve Ferhat ilişkisine yeni bir tuğla koymak olacak diye umuyorum. “Kızım, biz evliyiz.” deyince evlilik yaşanmıyor, Ferhat Aslan! Hani “iyi günde, kötü günde…” diyoruz ya…. Hah işte, kötü günde ne yapacağını öğrenmen gerekiyor. Seni karanlıktan çıkaran kadının, kendi karanlığında yok olmasını engellemen gerekiyor. “Ben varken sana bir şey olmaz!” vaadini şimdi gerçekleştirme vakti… İyi bir hasta olup tedaviye cevap verdiğini gördük, bakalım iyi bir doktor olmayı da başarabilecek misin?

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.