Yazar: Sinem ÖZCAN

Siyah Beyaz Aşk’ta geçen haftayı Aslı’nın evden taşınma kararına karşı çıkmayan Ferhat Aslan’da noktalamıştık. Aslı’nın Yusuf’u serbest bırakması ve bunu öğrenen Ferhat’ın Aslı’nın ondan gizlediği şeyler olduğunu algılaması, ilişkilerinin ortasına bir sorun olarak çökmüştü. Özge’nin kızı olduğu gerçeğini kendisinden saklanmasının rövanşı oldu Aslı için. Gerçekte biz onun çok daha büyük bir sırrı, Ferhat’ın Namık’ın oğlu olduğunu da ondan sakladığını biliyoruz. İşte tam bu nedenle geçen hafta, ona “Kendisi sırça köşkte oturan dışarıdakine taş atmaz.” demiştim.

Aşk ya da evlilik sır kaldırır mı kaldırmaz mı bu ayrı bir tartışma konusu. Ne var ki siz böyle bir noktada hassassanız ve bunu çok açık ve net belirttiyseniz o zaman karşı tarafa davranışınızda da aynı hassasiyet olmak zorunda. Annemin bir sözü vardır: “Birisi bir şeyi çok söylüyorsa bil ki onu yapmıyordur.” der her zaman ve çok dikkat etmişimdir, gerçekten de haklı. İşte belki de bu sözün bende oluşturduğu refleksle Aslı, sır ve yalan konularında ağzını her açtığında ben, onun Ferhat’tan sakladıklarını düşünüp patlayacak bombayı beklemeye başlamıştım. Kendimi çok hazırladığımdan mıdır, bilmem ama evi terk etmeye kalkan Aslı’yı durdurmayan Ferhat hiç şaşırtmadı beni.

Ferhat, Aslı’nın evi terk etmesine karşı çıkmadığı gibi bir kez daha karakteriyle oynanmış ve iyice duyarsızlaştırılmış olarak çıktı karşımıza. Aslı’yı taksiyle göndermekten tutun da “Çocuğum senin yüzünden tehlikeye girdi.” suçlamalarına kadar karşımızda duyarsız, öfkeli      – dilim varmasa da söyleyeceğim – tam bir odunla karşılaştık bu bölüm. İç sesleri çektiği acıyı izleyenlere aktarsa da Aslı, bundan bihaber yaşadı. Bu arada söylemezsem dilim şişer. Oldum olası, duygunun iç seslerle bu kadar uzun ve ayrıntılı dillendirilmesini sevmemişimdir. Bu romanda olur, öyküde olur ama sinema ve dizi için bence büyük eksiktir. Siz yönetmen ya da senarist olarak izleyenle sözsüz iletişim kuramıyorsunuz ve duyguyu dil yardımı olmadan aktaramıyorsunuz demektir. Üstüne üstlük elinizde İbrahim Çelikkol gibi çok başarılı ve bu anlamda yetenekli bir oyuncu varken iç sese yüklenmek ve duyguyu zayıflatmak da niye? Soruyu soruyorum ama gelecek cevabı da biliyorum: Canım, her izleyici sözsüz iletişimden anlamıyor ki… İyi de o zaman izleyicinin anlayacağı biçimde sunarsın olayı, lüzumsuz atraksiyonlar da yapmazsın!

Aslı ve Ferhat öyküsü bir masal… Diğer bir deyişle gerçek hayatta karşılığı yok. Dayısı tarafından “siyah”a bulanmış bir adamın, bulduğu bir ışıkla karanlık tünelinden çıkış öyküsü. Hayatta Aslı niteliklerinde bir kadın, Ferhat gibi bir adamla birlikte olur mu; asla olmaz. Hadi oldu diyelim, Ferhat’ın bu odunluklarına izin verir mi; kesinlikle vermez. Ne var ki bu masal bize “Siz istedikten sonra elleriniz ne kadar kirlenmiş olursa olsun temizlenebilirsiniz!” mesajı veriyor. Bu mesajın gerçekliği de tartışılır elbet ama öykü bu önermeyle kurulmuş, o zaman gerçekte karşı karşıya hiç gelmeyecek olan Aslı ve Ferhat masalda büyük aşk yaşar ve Aslı, o Ferhat’tan vazgeçemez. Ben öyküye bu gözle baktığımdan sanırım Aslı’nın, Ferhat karşısındaki durumunu anladım ve ondan mühimi olayları masaya yatırınca da Ferhat’a hak verdim.

Özge’yle ilgili gerçeğin Aslı’dan saklanması, hata mıydı? Evet, onun hayatını etkileyeceği kesin bir konunun, bir kadından gizlenmesi kesinlikle hatadır ancak bu kadın riskli bir hamilelik geçirmekte ve doktoru tarafından “stres ve üzüntüden uzak durması” öğütlenmekte… Ferhat, bir inisiyatif kullandı ve gerçeği “doğuma kadar” saklama kararı aldı. Bu arada Vildan’a çok net de bir tavır koydu. Ancak şartlar değişti ve gerçeği anlatmak durumunda kaldı. Burası önemli hem de çok önemli… Gerçeği anlatan Ferhat! Aslı, başka birinden, bir tesadüfle olayı öğrenmedi. Bizzat Ferhat’ın ağzından duydu. Oysa kendisi Ferhat’ın açıkça “Bana söyleyeceğin bir şey var mı?” diye sormasına karşın “Yok” demeyi seçti ve evi terk etti. Bunun gerekçesini de Aslı’nın iç sesiyle duyduk. “Ferhat’ın iyiliği için, o zarar görmesin diye ondan saklıyor” gerçekleri. Kimse kusura bakmasına ama işte benim en çok takıldığım yer de tam bu açıklama. Bir başkasının (kocan, sevgilin hatta çocuğun olsun) hayatı hakkında “onun iyiliği için” gerekçesiyle karar alma hakkı ve yetkisi kimsede yoktur. Bunun adı, hayata müdahaledir, benim kitabımda. Sen sana göre doğru olana, kendince “iyilik” için tek başına karar veremezsin. “Gerçeği anlatırsa gider Namık’ı vurur, katil olur! Gerçeği öğrenirse geçmişini kaybeder. Gerçeği öğrenirse Berber Necdet’i yitirir.” Bunlar hep koşullu cümleler ve Yeter’in güdülemesiyle Aslı’nın fikirleri. Madem sen kendi hayatına Ferhat’ın müdahale etmesini, senin adına karar almasını kabul etmiyorsun o zaman şartların tüm olumsuzluğuna rağmen ona da gerçeği söylemek zorundasın. Söylersin; sonra o korktukların oluşmasın diye savaşırsın ki Aslı’nın Ferhat’a karşı onu durdurabilme gücü hep vardı, hâlâ da var.

Hele hele “Benden gerçeği sakladı!” gerekçesiyle evi terk etmek de nedir? Üstelik bu kaçıncı girişim? Her kırıldığında, her incindiğine vazgeçen bir Aslı görüyoruz. O zaman nerde kaldı “Sensiz olamıyorum”lar, “sensiz tek başıma duramıyorum”lar? Her ailede üstelik her evlilikte küçük ya da büyük sorun olur. Yalanlar da olur (olmasa keşke), öfkeler de olur, hayal kırıklıkları da olur. Bunlarla karşılaşınca da iddia ettiğin gibi çok büyük bir aşkın varsa mücadele edersin, kaçmazsın! Bulduğun ilk fırsatta kendine yeni bir hayat kurma yolunu seçmezsin. O adamın burnundan fitil fitil getirirsin; Vildan’a, Namık’a, Yeter’e bir dur dersin; canını yaksa da herkesle hesaplaşırsın, Ferhat’ın da burnunu bir güzel sürtersin ama bunu evinde ve kaçmadan yaparsın. “Ben kaçayım, o peşimden gelsin!” bana oldum olası fazla ergen tavrı gelmiştir ve evliliğe hiç ama hiç yakıştıramam. Aslı’yı da özellikle bu nedenle haklıyken haksıza düşmüş görüyorum.

Ferhat, bu kadar odunca davranmak zorunda mıydı, peki? Kişisel fikrim hayır ama niyeyse senaristler onun yeniden bir evrim geçirmesine karar vermiş görünüyorlar. Ferhat’ı tekrar siyaha çevirdiklerinde de böyle bir şey çıkar diye düşünmüşler, anladığım. Oysa bana sorarsanız beyazı tanıyan Ferhat, yeniden kararmak zorunda kalsa da en eski biçimine dönmez. Böyle bir evrim kuralı yok! Kırılır, sertleşir, tepkisel olur vs… ama ilk baştaki adam olmaz başka bir forma girer. “Ama iç seslerle bunu belirttik!” kısmı beni hiç ikna etmedi üzgünüm. İç sesle tavır birbirini tamamlamadı zira.

Aslı’nın saklama kararına, Yeter’in onu zorlamasına hatta Namık’ın yalanlarına karşın Ferhat, Yiğit’ten gerçeğin bir bölümünü öğrendi. Evet, duyduğu anda kardeşini de Aslı’yla birlikte ihanetle suçladı mı suçladı. Öfkenin doğası gereği ilk tepkinin bu olması çok normal ama Yiğit, kendi gerekçelerini ortaya serdi ve Ferhat ilk şoku atlattıktan sonra Yiğit’i anlayacaktır. Yiğit’in “itiraf planı” da işe yaradı ve Namık yakalandı ancak son karede polis aracının kaza yaptığını gördük, polislerin öldüğü belli ve Namık’tan iz yok. Ben olayın bir şekilde yine Cüneyt’e bağlandığını ve onun muhtemelen Jülide yardımıyla olaydan haberdar olup Namık’ı kaçırdığını düşünüyorum. Anlaşılan kaçak Cüneyt’in yanında bir de kaçak Namık izleyeceğiz ve ana olay onları arayan Yiğit’le Ferhat’a odaklanacak.

Aslı’nın yerinde olsam bu ilk şok dalgası yatışmadan Ferhat’a, Namık’ın oğlu olduğunu da söylerim. Böylece Namık’ın Berber Necdet’i niye öldürttüğü meselesi de açığa çıkar, Ferhat iki şoku birden yaşayıp birden atlatır. O noktadan sonra da Yiğit’le iş birliği yapıp Namık’ı öldürmemesi kanuna teslim etmesi için çabalama aşaması gelir. Aksi takdirde Ferhat’ın Aslı’yı bağışlaması bana çok mümkün görünmüyor.

Bana sorarsanız Aslı ve Ferhat arasında yaşananlarla ilgili şu andan sonra Jülide’nin bir etkisi ya da gücü artık kalmadı. Hoş, ben uzun zamandır aynı şeyi Cüneyt için de söylüyorum ama ısrarla olayların ortasına çekiliyor sanırım Jülide de vazgeçilmez (!) olduğundan zorlama da olsa sonuna kadar tutulacak öyküde. Özge olayı ortaya çıktığı andan beri ısrarla Vildan’ı güdülüyor. Vildan’ın Ferhat’ı elde edemeyeceğinin elbette farkında ama Aslı’yı manipüle edip onları ayırmaktı amacı ve bir yere kadar da bunu başardı. Aslı, Vildan’la yüzleştikten sonra artık bu oyun çalışmaz. Vildan, Aslı’nın kalemi değil. Tek hamleyle Vildan’ı darmadağın etti gördük bu bölüm. Bu noktadan sonra bana sorarsanız Vildan’ın yeri artık ya bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesi ya da bir rehabilitasyon merkezidir. Jülide’ye gelince Cüneyt’le ekip olarak çalışmayı sürdürür ve Namık’ı kaçırmakla oyalanır onun dışında bir etkisi yok, öyküye. Yalnız rica edeceğim Abidin’i ayartma çabaları gibi hiçbir amaca hizmet etmeyen manasız yollara sapılmasın.

Namık kaçtıktan sonra ev de toz duman olur. Yeter’in eve sahip olmasıyla Handan için zor günler başlar, dengeler değişir. Abidin ve Gülsüm’ün evdeki pozisyonları farklılaşır. Gülsüm, Jülide’den kuşkulanmaya ve bunu da Abidin’le paylaşmaya başladı. Abidin, Gülsüm’ün haklılığını fark edip bunu Ferhat’a aktardığında büyük ihtimalle onun da zor günleri başlayacaktır ama anlaşılan o ki biz onun avam vamplığına uzun bir süre daha tahammül etmek zorundayız.

Kurgu bu bölüm itibariyle bütünüyle Ferhat’ı odaklayacak bir yapıya dönüştü. Aslı’yla yaşadıkları, Yiğit’ten duydukları ve şimdi Namık’ın ortadan yok oluşu ilerleyen bölümlerin merkezinde de onun olacağının işaretçisi. Ben kendi adıma bundan pek şikâyetçi değilim. Aslında bir süredir de olması gereken bu gibi geliyor bana. Benim için işin en güzel yanıysa bu zor sahnelerde İbrahim Çelikkol’u izlemek…

Dün akşam bölümün tek kelimeyle yıldızıydı. Açıkçası ben, öyküyü değil baştan sona onu izledim. El attığı her sahneye öyle başka bir damga vurmuş ki hayranlıkla seyrettim. Benim İbrahim Çelikkol oyunculuğuyla tanışıklığım çok eskiye dayanır. Canlandırdığı her rolü bayıla bayıla izledim. Bir projede onun adını duymak o işin benim “izlenecekler” listeme girmesi için yeterli referanstır. Dün bir kez daha bu seçimdeki haklılığım için kutladım kendimi. Bıraksanız her sahnesini doya doya yazarım ama final sahnesi bence çıkardığı performansın zirvesiydi. Yiğit’in şok edici itirafıyla sarsılan Ferhat’ı öyle bir alıp yoğurmuş ki bütün sahneyi avcunda salladı. Öfkeyi, şaşkınlığı, acıyı ve kırgınlığı; duyguları milim milim değiştirerek ve her birinde beni yüreğimden vurarak verdi. Ben de Ferhat’la birlikte oradan oraya savruldum, onunla şoke oldum, onunla canım yandı ve onunla her şeyi yakıp yıkmak istedim. Ne diyeyim sen büyük oyuncusun İbrahim Çelikkol, gerçekten büyük oyuncusun ve her zaman keyifle izlenecekler listemin ilk üçünde olacaksın. Emeğine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.