Yazar: TUĞÇE YELİZ

Veli’nin yaptığı büyük hamleyle yeni bir başlangıç noktasında bırakmıştık en son kahramanlarımızı. Daha açılış sahnesinde dikkatimi çeken bir nokta vardı. Zeynep, söz konusu zaafları olduğunda tıpkı şu an herkesin başına çorap ören Veli gibi hareket ediyordu. Öylesine gözü kara, ayakları yere sağlam basan ve ne istediğini bilen… Ben ilk kez, iki karakteri birbirine bu kadar paralel gördüm ve itiraf etmeliyim ki bu uyumu çok sevdim. Kızını kaybetme olasılığıyla baş başa kalmak korku duygusunu söküp almıştı sanki ondan. Öyle ki dönüştüğü bu kadın Veli’yi bile şaşırttı. Hatta biraz daha ileri giderek onun bile Zeynep de kendi izlerini gördüğünü söyleyebilirim. Bu hafta şüphesiz izleyiciyi en çok şaşırtan hamleler, oyunların içinden çıkan yeni oyunlar ve matruşka bebekler gibi karakterlerin içinden çıkan yeni kimliklerdi.

Düşmanının atacağı adımı saniyesine kadar ezbere bilen Veli’nin her planı, beni biraz daha kendisine hayran bırakıyor. Başta Zeynep üzerinden Kadir’in canını yakıp onu kolay kolay elinden bırakmayacağını sanmıştım Veli’nin. Bölüm ilerledikçe tıpkı söz verdiği gibi Zeynep’i kızına kavuşturup daha sonra isteklerini sıralayıp onu yeniden serbest bırakması zihnimde yeni bir ışık yaktı. O, karşısındaki insanı tanıyıp sınırları zorlandığında neler yapabileceğini görüp ona göre hareket eden bir adam, taaa geçmişten beri. Son hamlesinin altında da Kadir’i kışkırtmak yerine, muhatap olduğu kişiyi ölçüp tartma isteğinin olduğunu düşünüyorum. Kadir’i ölümü bile göze alarak bir dakika düşünmeden ateşe attırabilecek olan kadını tanımaktı asıl amacı. Zeynep’in gözlerinin içine baktığında yüreğinin ateşini gören, ondan emin olan Veli, son kozunu oynamış ve Galip’i istemişti bu kez, ondan.

Cemre’nin yardımıyla yaşadığı her şeyi tüm dünyaya duyuran Zeynep, kurduğu oyunla en az Veli kadar beni de şaşırttı ve kendine hayran bıraktı. Videoyu izleyen Galip, hiç beklemediğim şekilde insafa gelerek bu oyuna dahil oldu ve elleriyle kendi sonuna doğru gelmeyi kabul etti, çoktan. Öfkesine rağmen kimseye zarar gelmesini istemeyen Zeynep, Veli’den bir söz almıştı almasına ama emin olamıyordu. Açık konuşayım onun tarafını seçerken yaptığı tercih beni şaşırtmadı. Kadir’in söylediği “Bu kez seçimini doğru yap!” sözlerinden sonra karşı tarafı seçerse sürpriz olurdu, bana asıl. Daha önce yanlış yapmış, hâlâ bu yanlışın bedellerini ödeyen bir kadının en güvendiği insandan başkasını seçmesi çok da normal olmazdı zaten.

Her ne kadar artık zaafları olmadığını iddia etse de Veli’nin de hassas noktası şüphesiz, Kadir. Yıllarca bu hırsla yanmış, ince ince planlar kurmuş, onun hayatını yerle bir etmek için yemin etmiş ve fırsat kollamış. Haftalardır tahmin ettiğim gibi bu ikilinin kardeşten düşmana evrilmesi polis kimliğinin altında dönen illegal işlerin eseriymiş. “Bu adam ya kardeşim olacak ya da düşmanım.” sözleri, aralarındaki ince çizginin en kuvvetli vurgusu niteliğindeydi, gerçekte. Veli, onu kendi tarafına çekememiş, iki ayrı cephe halinde kalmışlar belli ki. Yine de bu hikâyedeki tüm suçu, tek adama yükleyemiyorum. Kadir’in de en az onun kadar ellerinin kirlendiğini düşünüyorum, bu işte.

Tarafların alenen belli olduğu bu bölümde, bugüne kadar hep Veli’nin bir adım gerisinden gelmek zorunda kalan Kadir, bir nebze de olsa durumu eşitlemeyi başardı. Bundan sonra birbirine daha denk olan bir çatışma izleyeceğiz belli ki. Gözü sürekli etrafındakilerin üzerinde olan Veli’nin Zeynep’e ne kadar inandığı ya da bu oyunun içinden çıkan yeni oyundan haberinin olup olmadığı şimdilik muamma ama bu üçlünün arasındaki asıl savaş şimdi başlıyor diyebilirim.

“Değdi saçlarıma bahar küleği
Nazende sevdiğim yâdıma düştün
Her erin bahtına bir güzel düşer
Sen de tek benim yâdıma düştün
Nazende sevdiğim yâdıma düştün”

Kadir’in annesine ait olduğunu öğrendiğimiz sesten, bölümün başından beri duyulan bu mısralar izlediğim sürece oradan oraya savurdu beni. Önce yetimhanede yankılanan ardından yıllar sonra gelen bir mesajla duyulan bu ses, Veli’nin düşmanını bir kez daha kalbinden yakaladığı izlenimini uyandırdı, bende. “Pınar Cevher” isimli bir mezarın başucunda Kadir’e yolladığı bu mesaj, onun annesi ile ilgili tüm gerçekleri bildiğinin göstergesiydi gerçekte. Oğlunu terk ederken ona kendinden bir parça bırakmayı ihmal etmeyen bir annenin bile isteye çocuğunu kaderine teslim ettiğine ihtimal vermiyorum. Belli ki Kadir’i asıl yerle bir edecek “anne” unsurunun gün yüzüne çıkması yakın. Hikâye de bu sayede bambaşka bir hâle bürünecek.

Çırpındıkça dibe batan Kerem’den bahsetmek istiyorum biraz da. Hayatında olumlu giden her şey, istemeden sebep olduğu kötülükler yakasını bırakmadığı için tersine dönüyor.

Başladığı noktaya geri dönmesinin üzerine kendine yeniden bir fırsat yaratan Kerem’i dağılmışlıklarının aksine çıkış kapısında Meral’le aynı noktada başka bir isim bekliyordu bu kez. Yıllarca merhametinin esiri olmuş bir adamı, Cemre’nin yaptığı her hareket biraz daha vicdan azabına teslim ediyordu sanki. Onun gözlerine bakarak “Bizim oralarda özür dilemek zordur. Dileyini sevmezler de, affetmezler de zaten. Senden dilesem sen affedecek misin sanki?” sorusunu yönelten Kerem, cevap almayı beklemeden bakışlarından ya da tavırlarından anlamış olacak ki “Yaşattığım her şey için özür dilerim.”  demeyi ihmal etmedi giderken. Ben, Cemre’nin söylediğinin aksine onun masum olduğuna gönülden inandığını düşünüyorum. Aksi takdirde hapisten yeni çıkmış bir adamı senden haber bekliyorum diyerek bırakacak kadar acemice hareket edeceğine ihtimal veremiyorum. Daha önce itiraf ettiği gibi beynine kazınan o gözler, Kerem’in masumiyetini çoktan ele vermişti sadece onun bunu kabullenmesi biraz zaman alacak gibi duruyor.

“Ya doğru bildiklerin aslında yanlışsa?” sorusuyla etrafını sorgulamaya başlayan Cemre, sonunda gözünü açacak detayı yakaladı. Belma ve Demir her ne kadar delilleri ortadan kaldırmış olmanın rahatlığına bürünse de Yakup dahil olmak üzere herkesin es geçtiği tehlike “Meral” var, onların da çevresinde.

Cemre’nin gerçekleri öğreneceği, Kerem’in  de hesap sorabileceği bir plan yaptıktan sonra işe koyulan ikilinin de atladığı bir nokta vardı. Hayatı boyunca kimsede gerçekten bir yer edinememiş, sürekli yalan ilişkilere maruz kalmış Kerem’in akıllanmayıp hâlâ arkadaşlarından yardım istemesi, yeniden çıkmaza soktu işleri. Cemre’nin onu dinlemeden peşinden gitmesindeki asıl sebebin Kerem’in masum olduğunu kendine kanıtlamak istemesi olduğunu düşünüyorum. Dolaylı yoldan da olsa yine Kerem yüzünden kendini tehlikenin içinde bulan Cemre, bundan sonra nasıl bir yol izler? Ne kadar anlatılanlara inanır? Orası muamma ama Kerem, ona zarar gelmesin diye kendini feda edecektir. O otoparktan kimseye zarar gelmeden Yakup ve Meral’in peşinde olan Kadir sayesinde çıkılacağını düşünüyorum.

Öte yandan Meral’in sıkışınca Yakup’u yarı yolda bırakacağına inandığımı söylemiştim. Nitekim bu hafta bu teorimi doğrulayacak yeni olaylar meydana geldi.

Meral’in Kerem’i sevmediğini çok net söyleyemem ama kurtulmak istediği bu hayattan onunla çıkamayacağının bilincinde ve buna göre hareket ediyor diyebilirim. Yakup’un acemiliğinin aksine, videoyu kendine de kopyalaması tüm işlerin dengesini alt üst edebilecek nitelikte. Şimdilik Meral’deki videodan kimsenin haberdar olmaması bu hamlenin çok kilit bir noktada patlayacağının sinyallerini veriyor. Birebir aynısı olmasa da Meral de Zeynep’in yaşadığı gibi Yakup ve Kerem arasında tercih yapmak zorunda kalacak gibi görünüyor.

Karakterlerin daha da açıldığı ve hikâyenin renklendiği Çarpışma’nın 5. haftasının da  sonuna geldik.

Yazan, çeken, oynayan herkesin emeklerine sağlık. Haftaya görüşmek üzere…

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.