Yazar: Şeyma BULUT 

Geçen bölümün final sahnesinde Ali ve Nazlı duvarlarını kaldırmışlardı. Nazlı, omzuna başını yasladığında üç adım geriye kaçan o adam yok artık. Şimdi sevgilisine sarılabilen, elini tutabilen bir Ali var karşımızda.

Ali Vefa o kadar güzel seviyor ki gerçek hayatta böyle biri olabilir mi diyorum, kendi kendime. Çok özel bir insan, o. Kalbinde bir dirhem kötülük, hırs ya da nefret barındırmıyor; kodlarında yok bu. Herkese karşı affedici ve sevgi dolu olabiliyor hatta onun bu güzel kalbini hiç hak etmeyenlere karşı bile.

Hikmet Vefa. Ali’nin en büyük kâbusu, tüm kötü anılarının tek sebebi. Ali ona bile merhamet gösterdi ve onu kurtarmak istedi. Bölümü izlerken bunun sebebini çok düşündüm. Önce Ali’nin yerine koydum kendimi. İtiraf edeyim kötü bir fikirmiş. Zira oraya kendimi yerleştirdiğimde ben o adamın nefes almasını engellemenin yollarını arardım kesinlikle ama Ali yapmadı. Ali gibi düşünmeye çalıştım. Bu da beni geçen hafta, babasıyla ilk konuştuğu sahneye götürdü: Senin gibi olmak istemiyorum, bütün savaşım bundan, demişti yani Ali asla zalimleşmek istemiyor. Otizmli olması, istese de yapamayacak olması değil mesele. Ali o adamın genlerini taşıyor. Bir yerde, onun gibi olmak en büyük korkusu. İşte tam bu sebepten babasına yardım etmek istedi. Eğer onu ölüme terk etseydi, sırtını dönseydi, belki de ondan bir farkının kalmayacağını düşündü. Bu yüzden tüm gücüyle onu kurtarmak istedi. Tam da Ali Vefalık bir hareket değil mi?

Ali, bölüm boyunca abisinin hayaliyle konuştu. Bana sorarsanız abisi artık Ali’nin vicdanıydı. İçindeki ses, ona babası için çabalamasını söylüyordu. Zira bir zamanlar o güçsüzken babası ona acımadı. Yine aynı noktaya geleceğim ama. Ali babası gibi olmak istemiyor. Bu yüzden de onu affetti.

Ali’nin bu çırpınışını en yakınındakiler maalesef göremediler. Adil Hoca ve Ferman olası bir krizin önüne geçmek için Ali’yi engellediler. Haklılardı da… Etrafta gezen bir Tanju tehlikesi varken hepsinin teyakkuza geçmesi gayet olağandı. Koruma içgüdülerini anlasam da ben hâlâ Ali’yi tam anladıklarını düşünmüyorum. Hepsi birçok şey söylediler bu hususta. Bir şey hariç. Kimse ona neden diye sormadı. Neden kendisine bu kadar zulmeden birini kurtarmak istediğini sormadılar. Ali işte dediler. Bana kalırsa bu da yanlış.Ancak Ali’nin de büyük hataları vardı bu hafta.

Ali aslında her zamanki gibiydi. Anoreksiyalı hastası hususunda tam ondan beklediğim gibi davrandı. Bir çözüm buldu ve bunu kabul ettiremeyince kendi bildiğini okudu. Ben bunun babasıyla ilgili olduğunu da düşünmüyorum açıkçası. Zira bunu ilk kez yapmıyor. O kafasına bir şey koyduğu zaman asla vazgeçmeyen biri. Daha önce de defalarca örneğini gördüm. Yani içinde bulunduğu duruma özel bir şey değildi. Tabii ki bu demek değil ki Ferman hatalıydı. Ferman haklıydı. Zira Ali’nin bu dik başlılığı bu sefer direkt ona zarar verdi. Yeme sorunu olan hastada sorumlu olan Ferman’dı. Ali, doğru bildiğini okurken en çok abisi yerine koyduğu adama zarar verdi. Zira bu sefer onun sınır tanımamasının bedelini Ferman ödedi. Hem de vicdanıyla. Ali daha önce bir çocuk konuşsun diye kendini paralarken ne kadar riskli de olsa hocası olarak Ferman yanındaydı. O vak’ada haklıydı çünkü ama bu sefer değil. Ferman onun yüzünden hiç inanmadığı bir prosedürü uygulamak zorunda kaldı ve en nihayetinde de haklı çıktı. Şimdi bana kızmayın ama Ali’nin daha kırk fırın ekmek yemesi lazım. Herkes onu olduğu gibi kabul etti, sevdi ve özel olarak koruyorlar da. Ancak onun da artık bir şeyleri öğrenmesi lazım. Onu seven insanları sırf kendisiyle aynı düşünmüyor diye kırmaması lazım. Evet bu yapısında var, elinde değil fakat nasıl Nazlı’yla ilişkisinde bazı özelliklerini değiştirmeyi başardıysa ona olan katkısı Nazlı’dan kat be kat fazla olan insana da aynı hassasiyeti göstermesi gerekirdi. Ali çok güzel seviyor. Ferman’ı da sevdiğine eminim ama bence fedakârlık yapmayı da sevdikleri için yeri geldiğinde geri adım atmayı da öğrenmesi lazım bir yerden sonra. Her doğru bildiğimiz hakikat olmayabilir. Bazen seçtiğimiz yolun hatalı olduğunu da kabul etmek gerekir diye düşünüyorum. Ali, yaptığıyla hem abisini kırdı hem de bir çocuğu sevgisiz büyümeye mahkûm etti.

Diğer yandan Nazlı yeniden Ali’nin ihtiyaçlarına göre hareket etti. Hatalıdır, değildir bilemem ama Ali’nin bu son vedayı yapması gerekiyordu bence. Onun babasıyla yüzleşmeye ihtiyacı vardı ve elinden tutup tam da ona ihtiyacı olan şeyi verdi. Ben acıların görmezden gelinerek aşılacağını düşünmüyorum. Aksine üstüne gidildiğinde çözüleceği kanaatindeyim. Nazlı da Ferman’la olan konuşmasında onun isyanını duydu ve Ali, babasının son anında yanındaydı. Peki bu ne işe yaradı? En azından Ali, babasının onu sevdiğini öğrendi. Farklılığı bu adamla ilişki kurmasına hiç izin vermemişti. Hikmet’i de asla haklı görmüyorum. Ne olursa olsun, oğluna yaşattıkları korkunçtu. Böylece Ali hem vicdanının sesini dinleyerek son anında babasıyla oldu, hem de çok merak ettiği bir sorunun cevabını aldı. Bence bu her şeye değerdi. Ali şimdi yoluna rahatça devam edebilir. Zira artık hem vicdanı hafifledi hem de abisinin kimliğiyle de olsa babasına kendini anlatabildi. Ben bunu çok değerli görüyorum.

Ali bunları yaşarken Tanju, Kıvılcım ve Beliz cephesi de hareketlenmeye başladı. Ben hiçbir zaman sırların sonsuza kadar gizli kalacağına inanmadım. Bariz örneğini de Mucize Doktor’da görüyoruz. Geçtiğimiz hafta Kıvılcım’ın sırrını öğrenmişti Gülin ve Güneş. Şimdi bu sırrı bir kişi daha biliyor: Demir. O belki bu işe karışmayacağını söyledi ama öyle olmayacağına da adım kadar eminim. En azından onun kanalıyla Açelya da öğrenecek, sonra Selvi, sonra diğerleri… Öte yandan Tanju da bir hata yaparak kendini Adil’e belli etti.

Adil Hoca Ali’den dolayı istifayı düşünmeye başlasa da onun çocuğu yerine koyduğu tek kişi Ali değil. İşin içinde Beliz de var. Bir çocuğu için kariyerini çöpe atmayı göze aldığı gibi diğeri için de kalmayı seçeceğini düşünüyorum. Zira Beliz tek başına onlarla mücadele edemez. Bu da bende yakın zamanda Berhayat Hastanesi’nde tüm dengelerin yeniden değişeceği kanaatini uyandırdı.

Bir yanda Kıvılcım’ın büyük sırrı, diğer yanda Tanju’nun başhekimlik hayalleri. Bu ikisinin acımasızca hedeflerine yürüdüğü şu zamanlarda Tanju’nun durumunun Kıvılcım kadar sıkıntılı olmadığını düşünüyorum. Aslında o, her dediğinde çok haklı. Adi’le konuşmasında tek bir falso vermedi. Ali’nin tek cerrahi asistan olmadığı ve herkese eşit davranılması gerektiği hakkında söyledikleri doğruydu bence. Kıvılcım’la arasındaki fark da burada. Tanju hedefi ne olursa olsun, doğru olanı takdir etmeyi de duygularını işine karıştırmamayı da çok iyi biliyor. Ali hususundaki düşüncelerimin de hala arkasındayım. Tanju, Hikmet’i öğrendi ama Ali’nin üstüne gitmedi bile. İleriyi göremem elbette ama Tanju ne yapacaksa ellerini kirletmeden, Ali’nin üzerine basmadan yapacak. İlerleyen zamanlar ne gösterecek hep birlikte göreceğiz.

Emek veren herkesin yüreğine sağlık. Haftaya görüşmek üzere.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.