Yazar: Janet Mayragül ÇORLU

Tasmalar, her zaman sadece basit bir demirden veya zincirden değildir. Bazen göz boyayıcı ve değerli taşlardan da yapılmış olabilir; Züleyha’nın taktığı gerdanlık gibi. Geçtiğimiz haftayı, bir esir misali, tasmalanan Züleyha’nın, Yılmaz’la buluşmasında bırakmıştık. Bu beklenen, kaçınılmaz görüşmeyle açtık bu haftayı.  Siyah dantel kıyafeti, muhteşem takıları ile yeni bir Züleyha çıktı Yılmaz’ın karşısına. Demir Yaman’ın karısı ve Demir Yaman’ın oğlunun annesi, Züleyha. Sevdiğin insana nasıl olur da ‘’Artık sen benim için yoksun. Ben başkası ile mutluyum. Yaşandı, bitti.’’ diyebilirsin, gözlerinin içine dosdoğru bakarak? Züleyha da bakamadı zaten, ne seni artık sevmiyorum diyebildi, ne de hâlâ sana deli gibi âşığım. Kalbinde ve kafasında sadece Yılmaz’ım diye sevdiği minicik kuzusu dururken ancak Demir’in ona tembihlediği sözleri sarf etmeye çabaladı; boynu bükük, ağlayarak ve sesi tir tir titreyerek.

Yılmaz, buluşmaya gelirken ümitliydi.  Züleyha’nın bir sözü ile her şeyi bırakıp gitmeye, Demir‘in çocuğuna baba olmaya hazırdı. Züleyha’dan istediğini duyamayınca her sözüyle hançer darbeleri gibi parçaladı Züleyha’nın kalbini: “Serveti seçtin, Demir’e âşık oldun; SEN bir lokma bir hırka yeter, diyordun. Bak şu hâline, nerde benim Züleyha’m?” diyen bakışlarla ve son ağır darbeyi de “Beni sen idam ettin, mahkeme değil” sözleriyle vurdu, Züleyha’yı. Belki de bilmeden aynı zamanda kendi aşkını, kendi kalbini de hançerlediğini…

İkisi de birbirlerine yakın olmaya cesaret edemediler; masanın iki ucunda, karşı karşıya ama göz göze gelmeden oturdular. Bir masa boyu mesafe öyle büyüktü, öyle engelliydi ki aslında; acı, gözyaşı ve kederle örülmüş duvarlar vardı aralarında. Henüz ikisi de bu duvarları yıkabilecek güçte değil. İkisinin de yeni kendilerini bulmaları, yeni gerçeklerini anlamaları vakit alacak. Bu buluşmanın ardından hem Züleyha hem de Yılmaz için yeni bir gün, yeni bir hayat başladı.  Akıllanmış, tecrübe sahibi, kuvvetli Züleyha ile Yılmaz’ı yeni bir aşk nasıl büyüleyecek , merakla bekliyorum. Ama Fekeli’nin dediği gibi bu işler ancak uhuletle ve suhuletle olacak. Sevgili Hilal Altınbilek ve Uğur Güneş ağladınız, ağlattınız. Emeğinize sağlık.

Sonunda Züleyha, Demir’in aşk anlayışını kavradı. Demir’in aşkı, Demir merkezli. Demir kendince çok saf bir aşk besliyor, bencilliğini, kibrini ve despotluğunu görmeden. Kendi aşkından öyle emin ki, zamanla Züleyha’nın da kendisini seveceğinden umutlu. Son nefesine kadar bu umut ile yaşayacağını söyledi. Demir böyle konuşup ağladığında tüylerim hep diken diken oluyor çünkü bu onun karanlık tarafı.  Aklı başında ve öfkeden gözü dönmüş Demir’in çizgisi öyle ince ki, Demir çok kolay karanlık tarafa geçebiliyor.

Bu tip aşkların sonu kadınların şiddete maruz kalması ve çoğunlukla da kadınların âşıkları tarafından öldürülmeleri ile sonuçlanıyor gerçek hayatta. Hikâyenin içinde de zaten Demir “Beni terk edersen, seni öldürürüm!” mesajını verdi. Tehlikeli bir insan, o! Züleyha’nın, kocasını anlamaya başlaması, Hünkâr annesi ile arasını düzeltmesi; onun akıllanmaya, kuvvetlenmeye başladığının göstergesi. Demir ve Hünkâr Hanım, bence siz bu büyümekte olan Züleyha’dan korkun!

Sabahattin, Şermin’in kocası, boynu bükük, sünepe, alkolik bir karakter gibi göründü ilk bölümlerde. Her hafta aslında bunların sadece yüzeysel olduğunu ve  gerçek Sabahattin’in yardımsever, iyi niyetli, çok sabırlı, aklı başında, vicdanlı bir olduğunu daha net bir biçimde algıladık. Sabahattin, Yaman ailesinin kirli çamaşırlarını iyi biliyor. Şimdiye kadar sesini çıkarmamış, belki karısını zamanında sevdiğinden, belki kızını büyütmenin telaşından, belki de kendine güvenemediğinden. Yirmi iki senedir, Yaman ailesinin içinde, Adnan Bey’den bu yana, ailenin yaptığı tüm entrikalardan haberdar. Sabahattin, Yılmaz’a yardım edebilir. Bakalım bu işbirliği nasıl gerçekleşecek? Sabahattin karakterini tabaka tabaka açan Turgay Aydın, emeğinize sağlık.

Gaffur olsun, Hünkâr Hanım olsun, Demir olsun, hepsi de itibarım ne olur, el ne der, millete ne derim derdinde. Dışarıdan nasıl göründükleri onlar için o kadar önemli ki içinde bulundukları durumun gerçeklerini, yaptıkları hareketlerin sorumluluklarını anlamıyorlar. Demir ‘Ya biz kimin hayatını mahvetmişiz ki?” diye sorarken ben ekrana “Züleyha önünde, onu mahvettin!” diye bağırırken Züleyha’nın buz gibi bakışları Demir’in gözlerini buldu. Ha, Züleyha işte böyle, korkmadan bak Demir’in gözlerine!

Çukurova’nın yeni ağası olma yolunda hızla ilerliyor Yılmaz. Yeni fabrika, “Cihan Pamuk İşletmeleri”,  Fekeli’nin trafik kazasında vefat etmiş oğlunun ismini taşıyor. Yılmaz bir anlamda, kardeşinin ismini verdi fabrikaya. Demir’in yapmak isteyip de Hünkâr Hanım tarafından dizginlenen; makineleşme, modernleşme planlarını Yılmaz tatbikata geçirmekle yetinmeyip Çukurova Sanayi Odasını kurma planları içine de girdi. Böylelikle, hem kendi ününe ün katacak hem de Çukurova camiasındaki yerini kuvvetlendirecek. Yılmaz, iyi ağa modeli ile şimdiden Çukurova tarafından saygı ve sevgiyle karşılanıyor. Bu topraklarda doğmuş değil ama bu toprağın insanlarının bir parçası olacağını, hem kendi yaşam tarzı hem de işçilerine sağladığı imkânlarla gösteriyor. Sermaye ve insan kaynağı açısından sırtı yere gelmez Yılmaz’ın ve o, başarılı bir iş adamı olmak istiyor hiç kuşkusuz. Demir’den intikamını böyle alacak: Demir’i, Demir yapan toprağını ve gücünü elinden alarak.

Karşılıksız aşk, sevene de sevilene de zor. Gülten’e “Yılmaz sana hiç ümit vermedi, seni kollaması da insanlığından geliyor. Üstelik Züleyha’nın mektuplarına yaptığın, Fekeli’ye yalan söylemen, bunlar bir şekilde ortaya çıkacak. Sen Yılmaz ile Züleyha’nın aşkına tanık da olmuşken ne bekliyorsun?” demek geliyor içimden.

Fadik, bir zıpladı, iki zıpladı sonunda huğu boyladı. İçini dışını bilmeden, dedikodu yayanlara ibret olsun. Fadik, hâlâ hatasını kabul etmiş değil. Yakalandığına pişman ama hâlâ kendini haklı görüyor.  Bu arada Seher için konakta yer mi açıldı, acaba? Seher konağa giderse Demir Bey’in gözünün önünde olacak. Bekleyelim bakalım, o bakışların devamı gelecek mi?

Fekeli ve Hünkâr Hanım gayet gizemliydiler bu hafta. İkisi de geçmiş ilişkilerini başkaları ile konuşmuyorlar. Ne Fekeli, Yılmaz’a açıkladı ne de Hünkâr, Fekeli’nin hastanede söylediklerini oğluna aktardı. Hünkâr, aşkını ne kadar derinlere gömmüş ki vücut dilinde de fazla ipucu yok. Sanki hislerini kendinden de saklıyor. Nneden Hünkâr ona herkes Fekeli diye hitap ederken Ali Rahmet diye hitap etti? Bu acaba “Biz daha çok gençtik birbirimize âşık olduğumuzda, saftık. Ben Ağa Fekeli’yi değil, Ali Rahmet’i sevdim” mi demek?

Demir ve Cevahir’in, pavyondaki hadiseleri, yaptıkları büyük planın bir parçası, kendilerince başarılı oldular. Bomba patladı. Biz içeride Fekeli ve Yılmaz’ı gördük. Yılmaz daha önce Demir’e sırtını dönme hatasını bir kere yapmıştı. O, akıllı ve hatalarından ders alan birisi. Üstelik Fekeli de şimdi yanında. Fekeli ve Yılmaz’ın o ıssız buluşma mekânına, hiç bir ön araştırma yapmadan korumasız gideceklerine inanmıyorum. O bombanın vaktinde patlamaması da Fekeli ve Yılmaz’ı haftaya gayet sağlıklı göreceğimize bir işaret gibi geliyor bana.

Bu dizinin önemli bir karakteri de Adana. Murat Hoca’nın kamerasından, Adana’yı görmek, çok zevkli. Ayrıca kostümlere de bayıldım bu hafta, elinize, emeğinize sağlık.

Kamera önünde ve arkasında emeği geçen herkese teşekkürler

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.