Yazar: Şeyma BULUT

Geçtiğimiz haftayı Kadir ve Veli’nin geçmişlerinde birbirlerini tanıdıklarını öğrenerek bitirmiştik. Zaten daha ilk bölümden itibaren ufak ufak mesajları verilen bu durum, bu hafta iyice  belirginleşmeye başladı. Anladık ki Kadir ve Veli birbirlerini kardeş gibi severken bir sebepten dolayı Veli’nin tüm ailesinin öldürülmesiyle düşman hâline gelmişler. Veli, başına gelen her şeyden Kadir’i sorumlu tutarken “ Seni tüm zaaflarından paramparça edeceğim” sözünü kullandı. Aralarında olan her neyse basit bir ihmalden çok daha fazlası gibi geldi bana. Çünkü eğer sadece yetişememe durumu olsaydı, Veli, Kadir’i suçlardı ancak onu yok etmek gibi bir amaç edinmezdi kendine. Ancak yaşananların tüm acısını ondan çıkarmak istemiyor, yaşadıklarını Kadir’in de yaşamasını hatta bunu ona yaşatmayı iliklerine kadar istiyor. İlk andan bu yana bize “Veli Cevher” karakteriyle safi kötü, kimseyi umursamayan ve acımasız bir adam portresi çizilirken bu hafta anladım ki Veli, aslında içinde hâlâ iyiliği barındıran ancak bunu asla göstermeyen bir karakter. Veli gibi acımasız bir insanın bir küçük çocuğu umarsızca mutlu etmeye çalışması, bunu gösterdi bize. İlk olarak elinde para için tuttuğu çocuğa, bir akvaryumda balıklar hediye ettiğini gördük. Ardından da Aylin’in aldıkları hazır yemekleri yememesi üzerine ev yemekleri getirtti. Bütün bunlar bana Veli’nin aslında yüreğindeki iyiliği göstermek istemeyen biri olduğunu düşündürdü.

Diğer yandan Kadir’e baktığımızda o da ilk andan itibaren kurban olarak görünen, saf iyi karakter olarak çıktı karşımıza. Fakat ben, Veli’ye her ne olduysa bunda Kadir’in çok ciddi bir payı ve etkisi olduğunu düşünüyorum. Veli’nin eve geldiğinde olanları görmesinden önce tek gördüğüm, Kadir’in pişmanlığıydı. Kadir, orada arkadaşının ailesini kurtaramamaktan dolayı her ne kadar üzülse de onun yüzüne bakamaması aslında olanlardan Kadir’in de sorumlu olduğu hissini uyandırdı bende. Ben dizinin iki ana karakterinin durumunu eski bir Çin öğretisi olan ‘’Yin ve Yang’’ e benzettim. Bu öğreti der ki: Evren zıtlıklar üzerine inşa edilmiştir. Herkesin bildiği gibi ‘’Yin ve Yang’’ aslında bir semboldür. Siyah ve beyaz iki kavisli şeklin iç içe geçmesiyle sembolize edilir. Kavisli ve dengeli bir yuvarlakla ifade edilen ‘’Yin ve Yang’’ felsefesi, eşit şekilde bölünmüş siyah ve beyaz kısımlardan oluşmaktadır. Siyah kısmın üzerinde beyaz bir yuvarlak, beyaz kısmın üzerinde ise siyah bir yuvarlak vardır. Birbirinin içine girmiş iki ayrı zıtlığı temsil eden şekil aynı zamanda, iyilik ve kötülük mücadelesi olarak da tanımlanabilmektedir. ‘’Yin ve Yang’’ der ki: Her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde de bir iyilik vardır. Evreni bu iki denge üzerinde gösterir. Çarpışma’da bize bu hafta bu döngü tüm ana hatlarıyla gösterildi. Nasıl Veli’nin içindeki iyiliği Aylin vasıtasıyla gördüysek Kadir’in içindeki o karanlık da ara ara da olsa kendini belli etmeye başladı. Kadir’i ilk olarak annesiyle köşeye sıkıştıran Veli’nin ikinci durağının da Zeynep olacağını tahmin etmek pek de zor değil. Zira şu an da Kadir’in hayattaki tek zayıf noktası, Zeynep’ten başkası değil.

Zeynep ve Kadir arasındaki bağın geçmişlerinden gelen, birbirine tutunmanın da çok ötesinde olan bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bu bağın etkisiyle Kadir’in, Zeynep’i bütün bölüm boyunca tüm benliğiyle sahiplenip koruduğuna şahit olduk. Bence bu aşk değil, sevgi de değil. Kadir, ailesini kaybedince kendi deyimiyle bir enkaza dönüştü. Zeynep ise ona yeniden bir amaca tutunma fırsatı verdi. Kadir bir zamanlar sevdiği kadının, en büyük düşmanıyla kendisi arasında kalmaması için bir umut mücadelesi verdi ve daha da vereceğe benziyor. Zeynep yaşadığı travmayı öyle içselleştirmiş ve kaybetmekten öyle korkan biri ki sırf kendi yaşadığını çocukları yaşamasın diye onu en yakın arkadaşına emanet ederek gitmiş. Zeynep ve Aslı arasında geçen o konuşmadan da bu çıkıyor. Sevdiği adamı arkadaşına emanet ederek gitti ve kendi hayatını kurdu. Bu noktada benim için iki sıkıntı var. Birincisi, insan korkarak nereye kadar yaşayabilir? İkincisi, Zeynep gibi geçmişteki korkularını yetişkin hayatına taşıyan bir kadınla bir gelecek kurulabilir mi? Korkularının esiri olan insanlar, her zaman kaybetmeye mahkûmdur maalesef. Zeynep, Kadir’i kaybetme kokusuyla ondan vazgeçerek gitti ancak yıllar sonra kızını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Burada benim asıl merak ettiğim, eğer Aylin’in hayatı tehlikede olmasaydı Zeynep, Kadir’in hayatına girmesine izin verir miydi? Bence vermezdi. Çünkü hâlâ geçmişindeki korkularını barındırıyor, içinde. Anladığım kadarıyla Zeynep, hâlâ Kadir’i seviyor ve hep sevmiş. Ancak geçmişte bu sevgisi, onu Kadir’in yanında tutmaya yetmemiş. Bir gün yeniden bu korkular açığa çıktığında, ne yapacağını pek kestiremesem de Zeynep, geçmişi geçmişte bırakmadığı sürece mutluluk ondan bir adım uzakta kalacaktır. Umarım, Zeynep’in varlığı bile Kadir’i böylesine ayağa kaldırmışken yaşanan bu tecrübeler ona biraz da olsa hayatı her şeyiyle göğüslemesi ve korkmadan yaşamayı öğrenmesi gerektiğini öğretmiştir.

Diğer tarafta, Cemre’nin kendi iç mücadelesini verdiğini gördük. Bu kurgunun içerisinde karakter yapısı olarak da açıkçası kendime en yakın gördüğüm isim, Cemre. O, yaşadığı olaylara rağmen bunları mantığına oturtarak hareket eden ve hayatına en yakınındakileri bile yaklaştırmayan çok özel biri. Yaşanan kazadan sonra herkes bir şekilde dağılmışken dağılmayan tek kişi Cemre oldu. Cemre hem arkadaşına yardım ederken hem de kendisini yaralayan insanın peşine düşerken kaybetmediği soğukkanlılık hayranlık uyandıran cinsten. Bir insan evinize girip sizi yaraladıysa birçoğumuz onunla bir daha karşılaşmayı istemeyiz dahi. Ancak Cemre tam tersi hareket ederek Kerem’le korkmadan yüz yüze geldi. Gözlerinin içine bakarak bir an dahi gözünü kırpmadan korkusuzluğunu ve sakinliğini hiç kaybetmeden çizdiği güçlü kadın imajı, beni en etkileyen kısım. Özellikle yakın çevresindeki herkesin bir maske ile dolaştığını düşünecek olursak Cemre’nin gerçekler ortaya çıktığında bir süre yıkılsa da bu gücünü kaybedeceğini düşünmüyorum. Cemre yaşadığı olaylar karşısında Kerem’in aksine dik durarak buradaki güçlü taraf olduğunu gösteriyor.

Kerem ise arkadaşı ve sevgilisinin gittiği barda onların ihanetini bilmesine rağmen kendisine yapılanı değil de aksine ihanetin olmadığını ispat etmeye çalışır gibiydi. Bu da Kerem’in hayatı kabullenirken yaşadığı zorlukları gösteriyor. Kerem Cemre’yi ikna etmesi durumunda, bu konuyla nasıl başa çıkacak bilemeyiz tabii ki ama bu ikilinin tüm dengeleri değiştireceği hissi uyandı bende. Cemre ne olursa olsun gerçeğin peşinden koşan biri, Kerem de şu anda ona bu gerçekleri sunabilecek tek insan.

Kadir, Zeynep, Cemre ve Kerem… Bu dörtlünün hayatları, artık geri dönülmez bir şekilde değişti. Birbirinin içine geçen bu hayatların mücadelesi beni oldukça fazla heyecanlandırdı. Çarpışma, ilk iki haftaya oranla çok daha iyi bir bölüm sundu bize. İlk iki hafta oldukça hızlı ve karmaşık geçen dizide, bu hafta konuları biraz daha ağırdan alarak daha lezzetli bir bölüm hazırlamışlar. Özellikle Kadir ve Veli arasındaki kopacak kıyametin, kimleri ne şekilde etkileyeceğini merakla beklemeye başladım. Güzel ve tadında bir bölümdü, emeklere sağlık…

Haftaya görüşmek üzere…

KISA…KISA…

  • Bu hafta birine parantez açmak gerekirse bu kişi kesinlikle, Onur Saylak’tır. Özellikle geçmişe dönülen sahnelerdeki oyunculuğu parmak ısırtan cinstendi. İlk iki haftada çok görmesek de bu hafta itibariyle resmen dizinin en öne çıkan ismi oldu.
  • Bölümün başından sonuna tüm duygu geçişlerinde kusursuz olarak karakteri çıkaran ikinci isim ise Elçin Sangu. Geçmişte oynadığı karakterlerinden zerre bir şey görmediğim Elçin Sangu, her hafta Zeynep’i bir tık daha geliştirerek bize sunuyor. Zaman ilerledikçe de daha iyi olacağının sinyallerini fazlasıyla verdi.
  • Çarpışma ekibinin kesinlikle en iyileri kurgu ekibi. Geçmiş ve bugün arasındaki sahne geçişleri o kadar doğaldı ki tek bir hata bile gözüme çarpmadı.
  • Günümüz dizilerindeki en büyük sorunlardan biri zaman öldürmesi için yaratılan boş karakterler… Çarpışma‘da bu neredeyse hiç yok. Tüm karakterlerin içi öyle dolu ki izlerken ben bunu neden izliyorum düşüncesi asla oluşmuyor. Ali Aydın’ı ve ekibini kutluyorum.
  • Dizinin bana göre en önemli eksiklerinden biri müzikleri. En duygusal sahneleri insanda unutulmaz kılan müziğin tınısıdır. Çarpışma gibi bu sahnelerle bezeli bir dizide müziklerin daha iyi seçilmesi gerekir. Ancak şu an bize sunulan üç bölümde dizinin ana tema müziği dışında beni etkileyen bir müzik çıkmadı. Toygar Işıklı ve ekibinin ilerleyen bölümlerde buna müdahale edeceğini umut ediyorum.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.