Yazar: Şeyma BULUT

Uzun zamandır sinemaya gitmemiştim. Aslında bilinçli bir tercihti bu. Büyük büyük tanıtımlar, büyük büyük sözler ve sonunda karşıma çıkan içi boş, zaman kaybı filmler… Aslında arkadaşım kolumdan tutup götürmese sanırım yine gitmezdim, ancak Bizim İçin Şampiyon bütün ön yargılarımı yıkan bir iş oldu. Sinemadan çıktığımda yüzümde bir gülümseme ve ağzımda sadece “iyi ki” kelimesi vardı. En son bu kadar iyi bir yerli filmi ne zaman izlediğimi hatırlamıyorum bile ancak kesin bir dille diyebilirim ki yıllar oldu. Son yıllarda yerli sinemada birkaç projeyi saymazsak iki tür film var. Ya gereksiz komedi motifleriyle süslenmiş absürt ve manasız komedi filmleri ya da sonu kötü biten, hayattan soğutacak derecede trajedi ile doldurulmuş dram filmleri. Eğer benim gibi bu iki türü de çok sevmiyorsanız sinemanın yollarını unutuyorsunuz. İtiraf etmek gerekirse Bizim İçin Şampiyon’un ilk tanıtımını izlediğimde de aynen böyle düşündüm. Dedim ki yine çok büyük laflarla bezeli bir trajedi dopingi. Ancak daha filmin ilk yarısı gelmeden bütün sözlerimi bir bir yuttum. Hiç çekinmeden söyleyebilirim ki Bizim İçin Şampiyon son 10 yılda ülkemizde yapılan en iyi film. Hani bazı filmler vardır ya böyle sürekli sıkılmadan aynı heyecanla ve mutlulukla izlersiniz; işte Şampiyon da öyle. İki defa sinemaya beni götüren bu güzel hikâyeyi eminim ki sizler de çok sevecek ve yine büyük konuşuyorum en az 3 defa izleyeceksiniz. Ben mi? Her sene en az bir kere izleyeceğimden hiç şüphem yok.

Bizim İçin Şampiyon bir umut hikâyesi demiştim. Hikâyemiz Halis Karataş’ın jokeylik hayalleri için Sivas’tan kalkıp İstanbul’a gelmesi ve Özdemir Atman’la yollarının kesişmesiyle başlıyor ve bizler de adım adım unutulmaz bir aşk ve başarının hikâyesine tanık oluyoruz. Türkiye’de atçılık tarihine adını altın harflerle yazdırmış Bold Pilot–itiraf edeyim ki atçılıkla zerre alakası olmayan ben bile tanıyorum–ile tanışmasıyla Halis’in hayatı birden değişir. Bold Pilot Özdemir Atman’a ait, kendisine has özellikleri bulunan safkan bir attır. Bold Pilot ve Halis’in Özdemir Atman’ın deyimiyle 1+1=1 olmasıyla bir başarı hikâyesi de başlamış oldu. Hikâyeyi derinleştirip kalplerimize dokunmasını sağlayan ise Bold Pilot’un aslında iki yarısı olması. Halis’le bu kadar harika bir uyum sağlayan şampiyonumuzun diğer yarısı da tamamen Özdemir Atman’ın kızı Begüm’e bağlı.

Daha ilk gördüğü anda Begüm’ü kalbine yazan Halis, Begüm’ün sınıfsal farklılıklarından dolayı kendisinden uzak durduğunu sanmaktadır. Ancak Begüm’ün çok ağır bir hastalığı var. Vücudu sürekli kanser hücresi üretiyor ve Halis’i üzmekten korktuğu için de ona yaklaşmak istemiyor. Bold Pilot ile zor da olsa birbirlerini tamamladıktan sonra Halis Karataş, Begüm’ü sadece Bold Pilot’un koşmasının mutlu ettiğini fark ediyor. Bu yüzden de bir umuda doğru atının üzerine çıkıyor her defasında. Bir gün kaybedeceğini bile bile her yarışını sevdiği kadına adıyor. Begüm’ün tedaviyi reddettiği sırada, her yarış sonrası Boldi’yle çektirdiği fotoğrafları küçük notlarla ona yollayarak sevdiği kadına yaşama sevinci ve ülkesinin insanlarına da umut olmayı başarıyor. Kendisinin de dediği gibi onlar Begüm için koştu, Begüm de onlar için yaşadı.

Begüm, her şeyden vazgeçip hayatı bırakmaya karar verdiğinde Halis Karataş, o efsanevi 1996 yılı Gazi Koşusu öncesi verdiği röportajda ikisi içinde taşıdığı inancı sevdiği kadına ulaştırmayı başarıyor. “Şampiyon olmak demek bir gün kaybedeceğini bildiğin hâlde koşmaya devam etmek demektir.” sözleriyle Begüm’ü tekrar ayağa kaldırıyor. Halis bu cümleyle aslında sadece Begüm’e değil bir ülkeye umut oluyor. Esnafı, yaşlısı, genci, çalışanı, hastası ve daha nicelerinin aynı anda tek yürek olarak kitlendiği koşuya çıktığında yüreğinde sevdiği kadını hayata bağlama arzusu ve inancıyla bugün hâlâ kırılamayan ve daha uzun süre de kırılacağa benzemeyen bir başarıya imza atıyor. Begüm için diyerek girdiği yarışta 2 bin 400 metre çim pistte 2 dakika 26 saniye 22 saliselik bir rekorla Türkiye tarihine adını Bold Pilot ile birlikte altın harflerle yazdırıyorlar. O günden sonra Bold Pilot ve Halis Karataş sevdikleri kadının yaşaması için koşuyorlar ve tüm ülkede umut yeşeriyor.

O günden sonra da yine kazanmaya devam ediyor, ancak Begüm’ün tedavisi istenilen sonucu vermeyince Begüm’ün acılarını derinden hissettiği için devam etmek isteyen Bold Pilot dışında Halis Karataş’ın da Özdemir Atman’ın artık gücü kalmıyor. Bu sefer onları kendine getiren Begüm Atman’ın kendisi oluyor. Halis ve Özdemir her şeyden vazgeçmeyi konuşurken yanlarına gelen Begüm, Halis’in sözlerini hatırlatarak Amerika’daki ölüm tedavisine öleceğini bile bile gideceğini, Halis’in de Bold Pilot’a binerek aynısını yapması gerektiğini söylüyor. Çünkü onlar “Şampiyon” olmayı hak ediyorlar. 1996 yılında o güne kadar hiçbir yerli atımızın ve jokeyimizin listeye bile giremediği Boğaziçi koşusuna çıkan Halis Karataş ve Bold Pilot, tribündeki Begüm Atman’ın desteğini kalplerinde hissederek olmaz denileni başarıyorlar ve koşuyu birincilikle bitiriyorlar. Yarışın sonunda Halis’in Begüm’e dönerek “sıra sende” demesi umudun ve inancın göstergesi değil de nedir, siz söyleyin.

1+1+1=1 oldu Halis, Begüm ve Bold Pilot. Tam oldular; bir bütün. Ayrı üç bedende aynı üç ruh. Bir adanmışlık hikâyesi ancak bu kadar güzel anlatılabilir, ancak bu kadar güzel hissedilebilirdi. Özdemir Atman’ın Gazi Koşusu sonrasında BoldPilot’ı satar mısınız sorusuna “Merkez Bankasını verseler satmam.” sözlerini filmden önce duyduğumda pek anlamamıştım ama şimdi o kadar iyi anlıyorum ki. Kızına yaşama sevinci, bir ülkeye umut olan bir atı, siz satar mıydınız?

Bold Pilot, Halis ve Begüm’ün muhteşem aşkındaki etkisi dışında da o kadar çok güzelliğe sebep olmuş ki bir atı tanımanın gururu mu olur demeyin ama ben gurur duyuyorum.  Bildiğiniz gibi Bold Pilot geriden gelerek son düzlükte ipi göğüsleyen bir at. Aslında hayata dair ne kadar güzel bir mesaj değil mi? Ne kadar geride olursanız olun eğer yarış bitmediyse hâlâ başarma şansınız vardır. Bold Pilot da insanlara bunu öğretti. “HÂLÂ UMUT VAR!”

Filmde beni en çok etkileyen anlardan biri de “Ben Bold Pilot’ın yanına başka at yazmam, koşmasa da olur.” diyen insanımızın yüreği oldu. Bu bir cümle bizim insanımızın nasıl naif olduğunu, sevdi mi her şeyiyle nasıl sahiplendiğini anlatmıyor mu? İnsanlara, kendi halkını eleştir desek binlerce sözcük bulacak olanlar, iyi bir şeyler söyle dediğinde tıkanır. Ancak Türk insanı böyledir işte. Sevmesi çok zordur. Her şeyi sevmez, kabul etmez ancak bir kez severse sonuna kadar sahip çıkar; kaybetse bile sevdiğinin yanında olur, sırf huzursuz oluyor diye koca bir hipodromu susturur. Sevdiğinin bir insan ya da bir at olması bir şey değiştirmez. Filmde bu sahnelerin derinlemesine verilmesi kalbimde ince bir meltem esintisine sebep oldu.

Filmin sonunda ise gerçek görüntülerin verilmesi, Halis Karataş’ın eşine duyduğu derin sevgiyi kendi sözcükleriyle anlatması çok güzel bir ayrıntıydı. Ayrıca Begüm Atman’ın ölümünden sonra dahi, kazandığı yarışı yine ona adaması ve “Yarışı onun yardımı sayesinde, yanımda olması sayesinde kazanabildim” demesi kadar romantik pek az şey gördüm. Zaten beden ölür, ruh seninle kalır. Sevdiğinizin ölmesi onu sizden almaz, bu büyük bir yalandır. Bedenen gitmişse ne olmuş? Hatıraları, sevgisi, ruhu ve kalbinizde taşıdığınız o sevgi; sizinleyse ölüm sadece bir başlangıç, sonrasında ise bir vuslattır. Halis Karataş belli ki kendi vuslatını bekliyor. Aşkının ve umuda olan koşusunun önünde saygıyla eğiliyorum.

Filmin sonunda Bold Pilot ölümünden sonra atılan sosyal medya mesajları, Boldi’nin Veli Efendi’ye son kez çıkması ve yapılan haberlerin verilmesi de çok güzel ayrıntılardı.

Söylediğim gibi çok uzun zamandır bu kadar kalbime dokunan, ruhuma iyi gelen ve kendimi bulduğum bir film izlememiştim. Özellikle Farah Zeynep Abdullah ve Ekin Koç’un rollerini bu derece iyi giyerek bize bir resital sunmaları, pastanın üzerindeki meyveler gibiydi. Bir bakışla bile geçirilen duygular, duygu akışları o kadar harikaydı ki birkaç teknik hatayı görmezden geldim. Hatta ilk kez rahatsız olmadım bu tip hatalardan. İçerik bu kadar dolu olunca görmüyorsunuz. Tüm ekibin emeğine sağlık, gerçekten sürekli izleme isteği uyandıran, uzun yıllar adından söz ettirecek bir başyapıt çıkarmışlar. Tek söyleyebileceğim YÜREĞİNİZE SAĞLIK…

Yazının başında bahsettiğim içi boş, anlamsız ve sadece tekniğe çalışan filmlerden sonra Bizim İçin Şampiyon ilaç gibi geldi. Önümüzdeki yıllarda da bu tip işlerin sayısının çoğalmasını tüm kalbimle diliyorum. İzlemeyenler kaldıysa – ben iki defa gittim ve en az iki defa daha giderim – mutlaka gidin. Siz de umut dolacaksınız…

Bir sonraki sinema yazımızda görüşmek üzere…

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.