Yazar: Ayça AKMAN

Bahar’ın babasıyla ilgili gizemin ipuçlarını sunmak, Cihangir‘le Kaan‘ın Halka’ya girişlerini kolaylaştırmak dışında ana hikâyeye bir katkısı olmayan geçen bölümün ardından, bu hafta yine elimizdekilere fazla bir şey eklemeyen, güç savaşlarının iyice su yüzüne çıktığı, bir tutam endişe, aldığı kadar aksiyon, göz kararı romantizm ve haftalar boyu birikmiş bir avuç dolusu soruyla beni başbaşa bırakan bir bölüm geldi geçti gözlerimin önünden. Gerçekten de iki kelimeyle özetle olup biteni deseler Halka- polis,Çağatay-Cengiz Han, Hümeyra-Cengiz ekseninde süregelen ‘güç savaşları’ der amma şunu da mutlaka eklerdim: Artık emin adımlarla manzaranın tadını çıkara çıkara yürümüyor Halka, hızlı ve aceleci ilerliyor; yol boyunca bazen küçük taşlara takılıp tökezlemesi bundan,oysa biz onu böyle tanımamıştık…

Ağacın kurdu içinde olur, demiş büyükler. Vekilharç “Halka‘yı oluşturanların ilk görevi onu korumaktır.” dediğinde de Kaan’la Cihangir farklı amaçlarla aynı hedefe kilitlendiklerinde de Altan, polis teşkilatına ihanet etmeye devam ederken de Terzi bir oraya bir buraya savrulurken de hep bu cümle dönüp durdu beynimin içinde. İnsana en yıkıcı darbe daima en yakınından en beklenmedik zamanda gelir. İçinize aldıklarınızın iradesi kadar güçlü, vicdanı kadar temiz, ahlakı kadar ahlaklısınızdır.  Sevgi ve saygıyla değil zaaflarla, sırlarla birbirine bağlananlar, içlerindeki en zayıf halka kadar güçlüdürler ve bir gün güç savaşları patlak verdiğinde elbet önce o halka kopar.

Kaan’ı muhbir olarak içeri soktuğunda tam da bunu hedeflemişti Cemal Amir: en zayıf halkayı bulup örgütü deşifre etmek, mümkünse çökertmek. Sarı takım elbiseli köle Terzi, bu işe yarayacaktı fakat iki şeyi gözden kaçırdı cevval polis: içlerindeki haini ve Terzi’nin bildiklerinin gücünü. Hümeyra‘dan doğrudan emir alan Altan, kiralık katilimizin yerini Cengiz Han’a söylediğinde ve lider onun ölüm emrini Vekilharç’a verdiğinde pek şaşırmadık. Lakin hikâye mi çok dağınıktı yoksa benim zihnim mi bilmiyorum, sonrasında olup bitenleri zorlukla yerine oturttum ben. Sahte bir nakil emriyle yola çıkan Terzi‘nin örgüt tarafından harcandığını anladığı an, hayatta kalmak için polisin elinden kaçması sürpriz olmadı. Örgütün önceden tahmin ettiği gibi, onun Vekilharç’a ulaşmak için üyelerden birini,İlhan’ı kullanması da öyle. İlhan’ı yem yapıp kendisi gelmeyen sözcünün, tetikçiyi yok etme planları başarıya ulaşamadı, malum. Kuvvetle muhtemel, Kaan‘ın haber uçurduğu Cemal Amir ve ekibi Terzi‘yi de Kaan‘ı da içeri alırken katilin üzerindeki çelik yeleği görünce tüm bunlar polisin bilgisi dâhilinde mi oldu diye bir gittim geldim ben, yalan yok. Fakat olumsuz anlamda asıl şoku, Çağatay‘ın yüzüğünü görünce lidere verdiği tüm sözleri unutup emir telakki ederim, cümlesi eşliğinde bülbül gibi şakıyan Altan sayesinde yaşadım, hiç şüphesiz. Belki bu ayrıntı olayları birbirine bağladı; Çağatay, Terzi’nin yerini buldu, defterin dökümünü istihbarattaki köstebeği sayesinde ele geçirdi bir de üzerine Cemal Amir’i vurdu amenna. Peki, bir seyirci olarak ben buna ikna olup inandım mı? Ne yazık ki hayır! Karakterden beklediğim lidere bir telefon edip onu durumdan haberdar etmesiydi ama olmadı, olamadı.Sizin bildiklerinizi ben unuttum, der gibi her sahnede gözümüzün ta içine bakan Terzi‘ye gelince… Hayatlara son vermeyi görev edinmiş birinin, hayatta kalmak için yapabileceklerine şahit olmak kabul etmeliyim ki biz seyirciler için sürprizlerle dolu bir deneyim oluyor. Yalnız bu noktada Çağatay‘ın onu kurtarmak için kolları sıvamış olmasını, Terzi‘nin de hep onun tarafını tutmasını yadırgamadığımı söylemek isterim. (Neticede veliaht onun Berlin‘deki bağlantısı ve emekli olduktan sonra güvenli bir hayat vaat eden tek isim.)Onu olduğu kişi yapan, Halka‘ya bağlayan sır, Kaan‘ın ona verdiği kırmızı kaplı DVD ‘de saklı. Örgütün tüm geçmişine hâkim bir karakutu olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bilmediğimiz, Eren’in oğlunun canını neden ‘ölme Kaan’ diyerek bağışladığı, Kemal ve Eren‘i birbirine bağlayan fotoğrafı Bahar’ın bulmasını neden istediği, yetim okulunun fotoğrafını niye evinde sakladığı ve bu yetim,öksüz olma hâlinin Cemal’i,Eren’i, Kemal’i ve Kaan’ın dedesini birbirine nasıl bağladığı… Kaan‘ın onu ‘ölme Terzi ‘diyerek vurmamış olması sorumuza cevap olur mu, ya da okulun elli yıl evvel bir hayırsever tarafından yaptırıldığını söyleyen avukatı  biraz sıkıştırsak Halka’yı kuran iradenin burayı da kurduğunu, yetiştirilen çocukların örgüte devşirildiğini kulağımıza fısıldar mı acaba? Onu konuşturmak şimdilik zor görünse de Kemal Berkes‘in tuttuğu defter, bu bölüm sırlarını açtı bize. Halka‘yı magazinel bir bakış açısıyla anlattığını öğrendiğimiz notlar, iki şeyi de ifşa etti beraberinde: bir, istihbaratta köstebek olduğunu; iki, defteri tutan kişinin örgüte çalıştığını… Ha bir de yırtık sayfalar var ki nerede ne zaman karşımıza çıkar kim bilir? Her ne kadar Hümeyra, Kemal‘i tanıyıp “Halka’dandı, Eren’le de pek anlaşamazlardı.” demiş olsa da ben Cemal Amir’in kalbinin sesine kulak verip onun muhbir olarak içeri sızdığına inanmak istiyorum. Zira bu uğurda hayatını kaybetmiş bir polis, Kemal ve Bahar‘ın da üzerimizde hatırı var! Usta‘nın da dediği gibi yüzlerce şüphe bir araya gelse bir kanıt etmez…* değil mi?Cengiz Han’la Hümeyra arasında gitgide daha fazla görünür hâle gelen hemfikir olamama hâlinin ve iki başlılığın Halka’yı iyi bir yere götürmeyeceğini görmemek için kör, konuştuklarını çözümlemek için de dahi olmak lazım diyor, bu noktada iyiden iyiye çaresiz kaldığımı itiraf ediyorum. “Sen ne istiyorsun Hümeyra?İştahın var,öfken var, Hümeyra bana ne yapacak diye merak ediyorum. Çok istiyorsun, öfkeni bile unutabilirsin!” diyen liderin sözlerini birisi bana deşifre edebilir mi, lütfen rica ediyorum!  Hükmetmek, her şeye hâkim olmak mı onun istediği yahut oğlu Cihangir’e kavuşmak mı, intikam mı, örgütü yok etmek mi, yoksa hepsi birden mi? Ya da Halka sağ olsun, ben durup dururken buluttan nem kapar mı oldum? Bu arada Cengiz’in Cabbar’ın anahtarını kime verdiğini, herkese söz geçiren örgütün Çağatay‘a niye söz geçiremediğini, anahtar sahibi olmayan üst düzey elemanların ortaya çıkıp çıkmayacağını, bol paça Şener ‘in sessiz sedasız nereye kaybolduğunu sormaya korkuyorum.

Kaan’la ortak olup Halka’ya adım atan Cihangir’i kenara çekerek ona aile olmakla ilgili dersler veren, senin bu yaptığını düşmanım yapmaz deyip onu kazık atmakla suçlayan İlhan’ı (gücüm yetmez ama) şöyle kollarından sıkıca tutup nasıl silkeleyesim geldi bu bölüm, anlatamam. İlhan nezdinde Halka‘ya veryansın edesim var. Bu nasıl bir pişkinliktir, nasıl bir kendini haklı görmektir aklım almıyor. Siz, bu çocuğun hayatını, anılarını, geleceğini çaldınız; yetmedi, nişanlısını aldınız(gerçi bu pek Cihangir in umurunda değil ya neyse).Diğer yanda elbirliğiyle babasını öldürdüğünüz Kaan‘ın korkusuzca yüzüne bakıyor, zerre pişmanlık ve utanç belirtisi göstermiyorsunuz. Üstelik ikisi haklı olarak size soru sorduğunda “Cevabı Halka biliyor, geçmişiniz ve geleceğinizle ona aitsiniz; bu suç değil güç örgütü, bir şey istiyorsanız karşılığında bir şey vereceksiniz.” diye talepte bulunuyorsunuz. El insaf ve pes diyor Cengiz Han’ın sözlerini aynen örgüte iade ediyorum: “Kalbi olmayanlar cehenneme gidecek…”

Birkaç yazı evvel bu diziyle ilgili söylediklerim dün gibi aklımda. Halka‘da başrolümüz senaryo bunu kabul etmek lazım demiş ve bunu çok değerli bulduğumu belirtmiştim ki hikâye sacayaklarından sadece bir tanesi, bu işte. En az onun kadar önemli bir diğer ayaksa ‘olağanüstü bir dünya’ yaratan; açı,plan, renk ve ışık kullanımındaki seçicilikleriyle sık sık bize ‘kült’ sıfatını telaffuz ettiren rejinin kamera gerisindeki hüneri. Bu bağlamda 13. bölüm itibarıyla Halka’ya veda edecek olan yönetmen Volkan Kacatürk ve ekibine teşekkürü borç biliyor, aynı özenin devam etmesini içtenlikle temenni ediyorum.Yazı aralarına serpiştirdiğimiz resimleri de bu vedaya yakışır şekilde seçmeye özen gösterdiğimi özellikle belirtmek isterim.

Yazan, yöneten, oynayan emek veren herkesin yüreklerine sağlık.

*Dostoyevski

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.