Yazar: Irmak Tercaner

Geçen haftayı, ablasının hayatı için her şeyi itiraf etmeye hazır bir şekilde Adnan’ın karşına çıkan Damla ile bitirmiştik. Haftayı Alev’in de son anda dahil olduğu bu konuşmanın hangi yöne yelken açacağını düşünerek geçirmiştim ki kendi adıma bu cevabı fazlasıyla aldım. Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki öteki haftaların aksine bu bölüm; sertliğini kendisine kalkan etmiş bir Alev’in aksine, ilk kez en büyük yaralarını ve korkularını hiç çekinmeden sergileyen bir kadın gördüm.

Damla’nın her şeyi itiraf ettiğini öğrendiği an, Alev’in buna kayıtsız kalabileceğini hiç düşünmemiştim. Dizinin başından beri en büyük korkusu gerçekleşmiş ve Adnan, Zeynep’in kendi kızı olduğunu öğrenmişti. O an yaşadığı buhranın nedeni, Adnan’ın gerçekleri öğrenmesinden mi kaynaklanıyordu yoksa hem tek aşkım hem de tek pişmanlığım dediği Adnan’ı yıllar sonra yeniden görmesinin de bunda etkisi var mıydı, bilemiyorum. Bildiğim tek şey ben, o sahnede Alev’in yaralarını ilk kez tüm çıplaklığıyla gördüm. Adnan’ın gerçekleri öğrenmesinden korkuyordu çünkü henüz kavuşamadığı kızını yeniden kaybetmekten korkuyordu. Adnan’ın öğrenmesini istemiyordu çünkü belki en derinlerinde ona deliler gibi kızıyor ve onu cezalandırmak istiyordu. Bunlardan hangisi asıl gerekçe olursa olsun ben Alev’i anladım ve onunla bir an bile olsa aynı ufka bakabildim. Düşünsenize, karşınızda mahvolduğuna, her şeyini kaybettiğine inanmış, kızının onu affetmesine imkânsız bakan bir kadın var.  Kızına ulaşma noktasında en önemli adımlarını attığı şu günlerde önüne yeni bir engel çıkmasını ister mi? Hele de o engel, körü körüne nefret ettiği ve başına gelen her şeyin suçlusu olarak gördüğü Adnan’dan başkası değilse… Bu noktada hayatını tek bir şeye adamış bir kadını, hele de hedefin kızına kavuşmak olduğunu bildiğimiz bir noktada onu anlayamaz mıydım? Tabii ki anlardım. Bir yanım, kalbime kulak verip Alev’e hak verse bile öteki yanım mantığımın sesini susturamıyordu ve ‘’Alev, kızına kavuşmak senin hakkın da Adnan’ın hakkı değil mi?’’ diye soruyordum kendi kendime.

Hayatta, insanı geriye götüren iki şey vardır: Hırslarının ve öfkesinin kurbanı olmak. Hırs ve öfke birbirlerinin tetikleyicileri. Öfkelerimiz hırsları, hırslarımızsa en büyük yanlışları doğurur. Ne tuhaf değil mi? En büyük düşmanlarımız, içimizde yatan kontrol edemediğimiz duygularımızdır. Tıpkı Alev’in sahip olduğu duygular gibi. Evet, Alev hatalar yapmış ve hatalarına bedel olarak acılar çekmiş bir kadın ve yine evet, ona da yapılan büyük hem de çok büyük yanlışlar var ancak yine de kendimi şunu düşünmekten alıkoyamıyorum. Alev, her şeye neden hep tek taraflı bakıyor? Neden tek katlı evinin o küçük penceresine çıkıp kendisine yeni bir perspektif yaratmıyor? Tamam, Alev’in haklı olduğun noktalar var ama ya haksız oldukları, neden onları hiç görmüyor? Kızının tanımasını hiç mi hiç istemediğin o Adnan, senin başına gelenleri biliyor muydu? Cevap çok net: Tabii ki hayır. Eğer odak noktamıza cevapları önemsemeden sadece soruları koyarsak inan ki o sorular, asla tükenmez be Alev, inan. Haftalardır sabırsızlıkla beklenen Adnan-Alev yüzleşmesi tam da bu nedenle beni bölüm boyunca en çok ikileme düşüren sahneydi.

Bir yanım Alev’in ‘’İnsan çok acı çektiği zaman keşkelerin olmadığını öğreniyor.’’ cümlesine ve her birini tek tek yaşadığını söylediği o bedellere sonuna kadar inanıyorken bir yanım da Adnan’ın hiçbir şey bilmeden yüklendiği o suçluluk psikolojisine üzülüyordu. Dizinin başladığı ilk günden beri fikrim, bu hikâyenin dört mağduru olduğu yönündeydi. Bir tarafta hiçbir şeyden haberi olmayan Zeynep ve ona herkesin gözünde kötü olmak pahasına sahip çıkan Damla; öteki taraftaysa en büyük hataları da yapsa bir yanımın göz ardı edemediği, şimdi yaşadığı pişmanlığa sonuna kadar inandığım Alev ve hiçbir şeyden haberi olmayan Adnan. İşte, alın size kördüğüm… Neresinden tutarsan tut ,mutlaka taraflardan birisinin acısına denk gelecek bir kördüğüm. Hikâyenin sonunda kimin düğümü çözülür şimdilik bunu bilemesem de tek temennim, dört mağdurun da ortak bir paydada buluşması olacaktır. İşte böyle duygular eşliğinde izledim Adnan-Alev yüzleşmesini. Sahnenin akıcılığından tutun oyunculuklara kadar mükemmel tasarlanmış bir sahneydi. Birce Akalay, Alev karakterinin o çelişkilerini o kadar güzel yansıtıyor ki bir bakmışım Alev’i görmek bile istemiyorum sonra bir bakmışım Alev’le beraber ağlıyorum. Alev, hem siyaha hem beyaza aynı anda sahip tıpkı hayat gibi bir karakter. Onun bu hikâye boyunca yaşayacağı, öğreneceği ve hatta pişman olacağı her bir sahneyi görmek istediğimi belirtiyor ve rotamı başka bir noktaya çeviriyorum.

Damla, dizinin başladığı ilk günden beri yaşadıklarına en çok üzüldüğüm karakterlerden biri.Bugüne kadar kimin arkasında durduysa en büyük yaralarını da yine ondan almış bir karakter. Alev’in yarı yolda bıraktığı kızına sahip çıktığı için ablası tarafından dövülmekten beter edilen, Zeynep’in babasından nefret etmemesi için ‘’Yerini yurdunu bilmediği bir baba, ölmüş olandan çok daha acı verir.’’ diyerek Adnan’ın tüm kızgınlığına rağmen yine onu korumuş bir anne, Damla. Bu hafta da alışılmış bir düzenin dışına çıkmayan ve isyanların ortasında yoluna devam eden bir Damla gördük.

Damla’nın Adnan’a her şeyi itiraf edeceğini öğrendiğim ilk an aklıma tek bir şey gelmişti: Alev’in tepkisi. Bu durum karşısında Alev’in tepkisiz kalacağını düşünmek onunla bölümlerdir hiç bağlantı kuramamış olmaktı zira. Beklenen oldu ve Alev, Damla’ya çok ağır bir reaksiyon gösterdi. İşte tam o an, şu soruyu sormaktan alıkoyamadım kendimi. Yaşadıklarımız karşısında asıl mesele, yüzeyde olan nedenle mi yüzleşmektir yoksa yüzeyin altındaki o asıl gerçekliğe mi ulaşmaktır? ‘’Bir insanı anlayabilmek için, o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin. ‘’ der, Harper Lee. Bir insan, bir şeyi yapıyorsa bunun mutlaka bir nedeni olmalı ve o neden belki de görünenin çok ötesinde bir amaca hizmet ediyordur ha, ne dersiniz? Tıpkı Damla’nınki gibi… Alev, Damla’nın seni korumak için belki de Zeynep’i kaybedeceği bir şeyi itiraf ettiği o an, keşke onu yargılamak yerine anlamaya çalışsaydın belki her şey daha kolay olurdu. Kardeşini korumak için kendi hayatını mahvedecek bir şeyi göze almak bu kolayına cesaret edilebilecek bir şey değildir ve bunu yapmak ancak bir insana duyduğun derin sevgiyle açıklanabilir. Bu noktada şimdilik çok mümkün gözükmese bile ben, bir gün Alev-Damla ilişkisinin düzeldiğini görmek istiyorum hem de çok.

Gelelim haftanın en duygusal sahnelerinden birine, Alev-Necmiye karşılaşmasına.Bu sahne, beni o kadar çok etkiledi ki bir süre kendime gelemedim. Bir yanım kızına kavuşan ve belki de yıllar önce ona sahip çıkmadığı için sonuna kadar pişman olan bir annenin duygu yoğunluğunda boğulurken öteki yanım tüm ailesine kızgın olmasına rağmen annesine kıyamayan, en zor anında yine annesine sarılan bir Alev izledi. Bir annenin ve kızının bu kadar yaşanmışlığın gölgesinde birbirlerine kavuştukları o sahnenin yıkıcılığı o kadar güzel yansıtılmıştı ki ancak gözyaşları içinde izlemek kaldı bizlere.

İşte bir bölümün sonuna daha geldik böylece. Aklımda fragmana duyduğum derin merak, kalbimdeyse Alev’in ve ailesinin yüzleşmesine duyduğum heyecanla noktalıyorum yazımı. Herkesin emeğine sağlık.

 

 

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.