YAZAR: Şeyma BULUT

Geçtiğimiz hafta Eda ve Serkan’ın karşılıklı olarak gardlarını indirerek birbirlerine aktıkları o masalsı sahneyle veda etmiştim Sen Çal Kapımı’ya. İkili arasındaki buzlar yavaş yavaş eriyor mu acaba, diye düşünmeye başlamıştım ki Eda’nın birden kontrolü ele alıp olay mahallinden uzaklaşmasıyla bunun o kadar da kolay olmayacağını anlamam zor olmadı. Eda ve Serkan’ın birçok engeli var elbette ama en büyük engelinin ikisinin de baskın karakterleri olduğunu söyleyebilirim.

Sözleşmenin Eda’ya yüklediği rol, özünde onun gibi kafasına eseni yapan ve hayatının kontrolünü kendi elinde tutan bir kadın olan Eda’yı çok zorluyor. Olaylar karşısında sürekli olarak kontrolünü kaybetmesinin asıl sebebi de bu. Eda baskın bir karakter. Ne halası ne de arkadaşları onu yönetiyor. Daha doğrusu yönetemiyor. Bunun en bariz ispatıdır, nişan meselesi. Hepsi aslında bu durumun karşısında da olsalar Eda bildiğini okudu. Hâl böyle olunca da bir kâğıt parçasında yazan kurallar dizisine göre hareket etmesi Eda’nın yapısındaki biri için hiç de kolay değil. Eda kendisi olduğu anlarda da o bocalayan kızın yerini bir anda fevri ve bildiğini okuyan bir kadın alıveriyor. Serkan’ı şaşırtan ve kızdıran da bu bence. O etrafında “ Zıpla!” dediğinde, sorgusuzca “Ne kadar yükseğe?” diye soran insanlara o kadar alışkın ki, Eda onu şaşırtıyor. Keşke sadece şaşırtsaydı, Serkan bu duruma kızmaya da başladı. Nişan alanında “Seni bu kurtlarla yalnız bırakmak istemezdim ama sen onları yersin.” derken gizlice bir mesaj veriyordu Eda’ya: “Sen herkesi yersin ama beni yiyemezsin,ikinci ol ve liderliğimi kabul et.” Eda bunu kabul eder mi? Tüm samimiyetimle söylüyorum ki hiç zannetmiyorum.

Dada, hiç alışkın olmadığı şekilde sürekli direktiflerle karşılaşınca bir noktada sözleşmedeki rolünü de kaybetti. Bunun en bariz yansımasını da Selin’le olan mücadelesinde gördüm. Asli görevi Selin’i kıskandırmak olmasına rağmen, ona karşı içindeki kıskançlığa ve hırsa engel olamadı ve sözleşmenin dışında hareket etmeye başladı. Ortalığı bir güzel karıştırdı. Aileler, yakın çevreleri herkes birbirine girdi. Ehh, hâl böyle olunca da Serkan’la kafa kafaya gelmesi de kaçınılmazdı tabii ki.

Eda dominantlığının farkında olmasa da Serkan onun bu özelliğinin oldukça ayırtında. Bu sebeple de normalden de fazla sertleşti Eda’ya karşı. Aslında izlerken bunun derdi ne, demedim değil ancak düşündükçe büyük resim ortaya çıktı. Serkan, bir karar alır, uygular; asla sorgulanmaz. Çevresinde kim olursa olsun o, bu özelliğini bastırarak kabul ettirmiş. Kimse sorgulamıyor, dediğinin dışında hareket etmiyor ve onun liderliğini kabul ediyorlar. Bir kişi hariç: Eda. Kimse Serkan’ın evine ondan izinsiz gidemez, odasına kapıyı çalmadan giremez, otur demediği sürece oturamaz . Eda ise onu sorguluyor, kafasına göre hareket ediyor ve aralarında Serkan’ın hazırladığı bir sözleşme olmasına rağmen çok rahatça o akdi ihlal edebiliyor. Serkan Bolat için tüm bunlar çok fazla. Aslında Eda’ya gösterdiği tepkinin, kızgınlığın altında yatan bariz sebep bu. Serkan ona hakimiyetini kabul ettirmeye çalışıyor ancak Eda’nın karakteri buna uygun olmadığı için başaramıyor. Bu da Serkan’ın bocalamasına ve olduğundan da katı olmasına sebep oluverdi. Peki neden? İşte aslında bu adamla ilgili asıl sorgulamamız gereken bu. Serkan neden böyle? Duvarlarında açılan ufacık bir gedikte ne diye bu kadar sertleşiyor? Aslında bu konuda benim fazlaca teorim var. Hepsi de 19 sene önce, Bolat Ailesi’nin başına her ne geldiyse onunla alakalı . Serkan’ın ailesine karşı soğukluğu, insanlara mesafesi, annesinin asla evden çıkmaması hepsinin altında o dönemde yaşadıkları bir olayın etkili olduğunu düşünüyorum. Ancak pek tabii ki senaristin de işine bu kadar erken burnumu sokmak istemediğimden arkama yaslandım ve bu hikâyenin açılacağı günü beklemeye başladım.

İlk bölümden bu yana Serkan’ın seçilmiş yalnızlığını konuşuyorum. Onunla ilgili dikkatimi en fazla çeken ayrıntı bu. Gerçek bir tek başınalık hâli onunki. Şirketindeki köstebeği yakalamaya çalışırken de eviyle ilgili değişiklik yaparken ya da herhangi bir konuda adım atacağı zaman da kimseyle herhangi bir şekilde paylaşımda bulunmuyor. Zira aksini yaparsa yıllardır koruduğu zırhında bir delik açılacak hem çevresindekilere karşı üstünlüğünü kaybedecek hem de insanların ona yaklaşmasına izin vermiş olacak. Bunların hiçbirini istemediği için de ailesine ve arkadaşlarına bu imkânı tanımıyor. Ancaaaak Eda hariç. Serkan, Eda’ya yavaşça açılmaya başladı. Ancak bunu da öyle bir kıvraklıkla yapıyor ki Eda onun ne yaptığının farkında bile değil. Hepimiz bazen yaşadıklarımızı, içimizdekileri birileriyle paylaşmak, içimizi dökmek, konuşabilmek isteriz. Doğal ihtiyaçlardır bunlar ve bunları da aslında bilinçsizce yaparız. Serkan da Eda ile bunu yapmaya başladı ancak o bilinçsiz değil. Hem kendini açıyor karşısındaki kadına, hem de bunu yaparken aralarındaki sözleşmeyi zırh olarak kullanıyor. Böylelikle Eda, onun izin verdiği kadar yakınına girebilirken o da bir şekilde kendini birilerine anlatmayı başarabiliyor. Böylece, hem de hiç çaktırmadan yıllar sonra belki de ilk kez birine kendini açabildi. İtiraf etmek gerekirse ben bunu çok nahif buldum. Ayrıca da Serkan’ın duvarlarının arkasındaki adamı tanımaya başladıkça, ondaki farklı özellikleri keşfettikçe de pek bir sevdim kendisini.

Serkan Bolat’ın görünen tarafını hep birlikte izliyoruz 3 haftadır. Şimdiyse ben onun bu hafta fark ettiğim bir özelliğiyle ilgili konuşmak istiyorum. O sert, mantıksal adamın bir de metafizik tarafı varmış meğerse. Önce Eda’ya yaptığı sihirbazlık numarasıyla beynimde şimşekler çaktı ama çok da önemsemedim ama ardından “Sirius yıldızı” ile ilgili sahneler gelince iş benim için değişti. Açıkçası bu bölümün beni en etkileyen sahnesiydi. Çünkü Serkan’la ilgili bana oldukça fazla done verdi.

Serkan’a geçmeden önce bu büyüleyici yıldızdan bahsetmek istiyorum biraz. Öncelikle Sirius, galaksinin koruyucu yıldızı olarak biliniyor. Bu sebeple de diğer adı köpek yıldızı. Toplumların inanışlarına göre şekilden şekle girse de genel kanı onun “koruyucu” olması yönünde. Ayrıca bazı mitolojik inanışlara göre de maddî ve manevî âlemi ayıran bu yıldız aracılığıyla Tanrı, dünyaya iyiliği yollarmış. Şimdi bunun Serkan’ın kişiliği ile ne alakası var, dediğinizi duyar gibiyim. Hemen açıklayayım. Bir tarafta illüzyon, diğer yanda maddî ve manevî dünyaları birbirinden ayıran yıldız. Bu Serkan’ın kendini anlatış biçimi aslında. İllüzyon nedir? Olanı  daha farklı gibi göstermek değil midir? Sirius da görünen gerçekle, görünmeyen manevî kısmı ayıran, evrenin güçlü yıldızı. Serkan kendini bunlarla korumaya almış ve bir şekilde kimseye göstermiyor. Buradan da açıkça artık Serkan’ın görmemizi istediği adamı gösterip asıl o içerideki adamı gizlediğini söyleyebilirim. Onun gizemli yapısının altında da net, bilimsel ve mantıklı adamı öne çıkarıp o metafizik boyutu gizleme endişesi var. Şimdilik Eda’ya kendini bir parça açıyor gibi dursa da, ona da sözleşme illüzyonunu yaparak tam anlamıyla gerçeği görmesini engelliyor.

Bu koruyucu yıldızın konuşulduğu anlar, bana Serkan ve Eda’nın gelecekteki ilişkisinin de nasıl olacağı hakkında ipuçları verdi aslında. Eda, Serkan’a Sirius’u sorduğunda oldukça teknik ve bilimsel bir cevap aldı. Zira ikisinin bu muhteşem olaya bakış açıları aynı değil. Serkan tamamen mantık ve bilim çerçevesinde bakarken Eda da bir o kadar romantik ve duygusal baktı. Bu da bana ileride bu savaşları aşka döndüğünde de ilişkilerinin aynı şekilde olacağı izlenimi verdi. Serkan olaylar karşısında mantığını korurken Eda da duygusallığıyla hareket edecektir.

Eda’nın en büyük handikapı bu. Aklıyla değil kalbiyle düşünüyor zira. Bu zaman zaman iyi bir şey olsa da işte, duygular insanın gözünün önündekileri görmesine engel olabilir. Serkan’ın mantıklı yanının güçlü olması Eda’nın ne yapmaya çalıştığını, davranışlarının altındaki dominant yapıyı çözmesini; Eda’nın duygusal yapısı ise Serkan’ı anlamasına engel oldu. Sadece bu da değil elbette. Serkan, Eda’nın kendinde fark edemediği özelliklerini fark ediyor. “Bende kıskanacak ne var ki?” diyerek sorduğu masumca soruya “O kadar çok şey var ki” demesi bile bunu gördüğünün açık bir ispatı. Serkan; Eda’nın kıvrak zekâsını, yeteneğini, baskınlığını ve rengârenk, canlı kişiliğini net olarak görebiliyor. Ancak Eda henüz Serkan için bu noktada değil. Çünkü karşısında çocuk yaşlardan bu yana illüzyonda usta olmuş biri var. Ancak ne derler bilirsiniz. Her sihirbaz numarasının bir püf noktası vardır ve o açığa çıktıktan sonra artık yapacağı hiçbir gösteri etkili olmaz. Bu masalın büyük sihirbazının elini ne zaman açık edeceğini merakla bekliyorum.

Masalın üçüncü durağında kahramanlar kendi egolarıyla savaştılar. Ben de kendimce anlatmaya çalıştım. Prens ve kötü kral arasındaki mücadeleyi bir sonraki bölüme erteledim. Elimiz biraz daha dolsun, senaristler istediklerini tam olarak ortaya koyabilsinler diye. İleride neler neler olacak acaba diye düşünmeye devam ederken yazıma burada son veriyorum. Haftaya görüşmek üzere.

Tüm ekibin yüreğine sağlık.

Sevgiyle kalın ve mucizelere inanmaktan asla vazgeçmeyin.

Benzer Yazılar

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.